Ankara için sıkıntılı konular...

Zeynep GÜRCANLI
Zeynep GÜRCANLI Yedi Düvel zeynep.gurcanli@dunya.com

İnsan hakları ülkelerin iç işleri midir?

Uluslararası alanda güncel soru bu.

ABD’de Donald Trump’ın yenilgisi ve Joe Biden’ın başkan seçilmesiyle uluslararası alanda işler tersine döndü.

Trump döneminde hemen hiç konuşulmayan, konuşulsa da üzerinde ısrarla durulmayan insan hakları ve demokrasi konusu, giderek uluslararası ilişkilerin önde gelen konularından biri haline geliyor.

AB Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Josep Bornell geçen hafta Rusya’ya yaptığı ziyaretten sonra bu konuyu gündeme getirdi.

Borrell yazdığı blogda Rusya’nın Avrupa Konseyi üyesi olması, Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu’nu kabul etmesi nedeniyle, insan haklarına saygı konusunu hatırlatmanın “içişlerine müdahale sayılamayacağını” söyledi. Bu çerçevede Moskova ziyaretinde muhalif Rus aktivist Navalny’nin zehirlenmesini, tedavi olup ülkesine dönünce de tutuklanmasını, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile yaptığı -ve oldukça sert geçen- görüşmede gündeme getirdiğini anlattı.

Borrell bloğunda ayrıca, AB’nin geçen yılın sonunda kabul ettiği insan hakları ihlalinde bulunan ülkelere yaptırım uygulanmasına ilişkin kararı hatırlatarak, Rusya’ya ülkedeki insan hakları ihlalleri üzerinden de “yaptırım uygulanabileceğinin” işaretini verdi.

Avrupa Birliği’nin insan hakları ve demokrasi konusunda bugünlerdeki gündemi Rusya;

Ancak bu trendin yayılarak, Türkiye’yi de kapsama ihtimali de büyük. Mart ayında yapılacak zirvede AB, Türkiye’ye Doğu Akdeniz krizi konusunda yaptırım uygulayıp uygulamayacağını tartışacağını açıkladı. Buna, özellikle Türkiye’de uygulanmayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları üzerinden, insan hakları başlıklarının da eklenmesi mümkün.

54 Senatörden Başkan Biden’a Türkiye mektubu

Nitekim bunun ilk işareti de okyanus ötesinden, Washington’dan geldi.

ABD’de 100 sandalyelik Senato’dan 54 Senatör, Başkan Biden’a bir mektup yazarak, Türkiye’deki insan hakları ihlalleri konusunda harekete geçmesini istedi.

Mektubu imzalayan senatörler arasında Cumhuriyetçiler de var, Demokratlar da. ABD’nin devlet bütçesi, sağlık politikası ya da Covid’le mücadele harcamaları konusunda bile anlaşamayan Senato’daki Cumhuriyetçilerle Demokratlar, konu Türkiye’de insan hakları ihlalleri olunca çoğunluğu sağlıyorlar.

Mektupta yok yok;

Ülkedeki muhalefetin hükümet tarafından sistematik olarak marjinelleştirilmeye çalışılması, muhalif medya organlarının susturulması, bağımsız yargıçların yerlerinden edilip yerlerine iktidara yakın isimlerin getirilmesi, rekor sayıda gazetecinin hapse atılması; Hepsi ülkedeki demokrasi ve insan haklarının geri gidişine örnek olarak gösterilmiş.

Mektupta Biden’a, ABD’nin müttefiki olan Türkiye’ye bu geriye gidişin durdurulması, hapisteki siyasi tutukluların salıverilmesi, otoriterliğe doğru gidişe son verilmesi konularını Cumhurbaşkanı Erdoğan’la “açıkça konuşması” çağrısı da yapılıyor.

ABD’de yönetime “kurumları güçlendireceğini” söyleyerek gelen Biden’ın, Senato’dan yapılan parti bağımsız ancak çok güçlü böyle bir çağrıyı yok sayması mümkün mü? Ankara-Washington arasında devlet başkanı düzeyinde yapılacak ilk temasta bu konuların gündeme geleceğini öngörmek yanlış olmaz. (Biden-Erdoğan görüşmesinin bu kadar gecikmesi de elbette hiç hayra alamet değil)

Ankara, Washington’daki değişimi okuyabiliyor mu?

Ankara’daki hava, Washington’daki Trump’dan Biden yönetimine geçişle güçlenen Türkiye’ye karşı değişimin doğru okunup okunmadığı konusunda olumlu ipuçları da vermiyor.

Mesela;

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar bir grup gazeteci ile buluşmasında Rusya’dan alınan S-400 füzelerinin yarattığı sorunun ABD ile görüşmeler yoluyla çözülebileceğine dair fikir beyan ediyor. Bu açıklama ABD Büyükelçisi David Satterfield’in S-400 konusundaki Amerikan yaptırımlarının “yasa” olduğunu, Washington yönetiminin Amerikan yasaları üzerinde şu ya bu ülkeyle herhangi bir görüşme yapmasının mümkün olmadığını söylemesinden sadece birkaç gün sonra yapılıyor.

Yine Hulusi Akar, ABD ile Türkiye arasındaki esas sorunun Suriye’nin kuzeydoğusunu kontrol eden PKK terör örgütü bağlantılı PYD-YPG’ye yönelik Amerikan desteği olduğunu vurguluyor. Amerikalı 54 senatörün Başkan Biden’a yazdıkları mektupta ise PYD-YPG “IŞİD’e karşı savaşan Kürt gruplar” kategorisine sokulup, Türkiye’nin bu bölgeye yaptığı askeri operasyonlar “saldırı” olarak nitelendiriliyor.

Tüm bunlara, ABD Başkanı’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan’ın AB yetkilileri ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından yaptığı yazılı açıklamada Türkiye’yi Çin’le birlikte “endişe yaratan ülkeler” kategorisine sokmasını ekleyin.

İnsan hakları ve demokratikleşme konusunda Batı giderek safını daha çok sıklaştırıyor, “tek ses” haline geliyor.

Türkiye’nin gelebilecek büyük baskıya karşı koymasının tek yolu ise, -elbette Batı istedi diye değil, ama kendi insanları için- kapsamlı demokratik reformlar yapmak, insan hakları ve adil yargılama konusunda kapsamlı adımlar atmak olabilir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar