21 °C
İlter TURAN
İlter TURAN SİYASET PENCERESİ dunyaweb@dunya.com

Araçlarla amaçlar arasında denge kurulamayınca!

Dış siyasette manzara gerçekten de baş döndürecek görünümde: Rusya ile ilişkiler bozulurken ABD ile ilişkiler düzeliyor gibi. Birkaç ay önceki durum ise bunun tamamen tersiydi. Rusya, Türkiye’nin dostu, ABD ise düşmanıydı. Öte yandan, küresel düzeyde de jeopolitik okyanuslar fırtınalı bir seyir izliyor.

Türkiye’nin olayları şekillendirecek gücü var mı, yoksa bu jeopolitik fırtınaları atlatması başkalarının insafına mı bağlı?

Türkiye’nin olayları etkileyecek güce sahip olduğu konusunda kuşku duymamak gerekir. Sorun Türkiye’nin imkanlarını dış politika hedefleriyle bağdaştıran titizlikle tasarlanmış bir dış politika geliştirmemiş olmasından kaynaklanıyor. Türkiye’nin dış politikasına baktığımız zaman, değişik alanlarda izlediği politika hedeflerini eş zamanlı olarak kendi başına gerçekleştirecek güce sahip olmadığı kanaatine kolayca varılabilir.

Örneğin, Suriye’ye bakalım. İdlib’de Rusya ile işbirliği yapmaya çalışırken, aynı zamanda Rusya’yı dengelemek için de ABD ile işbirliği geliştirme gayretindeyiz çünkü Rusya sabırlı fakat kararlı bir şekilde İdlib’i Esad hükümetinin yönetimi altına sokmaya çalışıyor.

Fırat Nehri’nin doğusuna bakacak olursak, bu bölgede ABD’nin Türkiye’nin terör örgütü olarak kabul ettiği YPG’ye destek verdiği görülüyor. Türk hükümetinin protestolarına karşın ABD hükümeti son derece duyarsız davranmakta ısrarlı davranıyor. En son tahlilde, Türkiye’nin ne ABD ne de Rus siyasetini değiştirme imkanına sahip olduğuna şahit oluyoruz.

Libya’da da benzer bir durumla karşı karşıyayız. Orada Fransa, Rusya, Suudiler, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır’ın Trablus’ta Türkiye’nin de desteklediği meşru hükümete karşı ittifak içinde hareket ettiklerini görüyoruz. Askeri alanda bu koalisyona karşı koymakta Türkiye’nin bir hayli yalnız kaldığı gözleniyor. Her ne kadar önemli askeri başarılar elde edilmişse de, diğer ülkeleri de kapsayan geniş bir koalisyon oluşturulmadığı için ve Türkiye tüm askeri harekatı tek başına sonuna kadar taşıyacak kaynağa sahip olmadığından, şu anda sadece eldeki kazanımlar koruyabilmek için yoğun kaynak tüketilmektedir.

Tüm bu girişimlere tarafsız bir gözle baktığınızda, Türkiye’nin enerjilerinin muhtelif yönlerde dağılarak tükendiği ihtimali beliriyor. Türkiye dış siyaset hedeflerini elde etmek için istikrarlı uluslararası koalisyonlar inşa etmekte pek başarılı gözükmüyor. Değişik konularda farklı koalisyonlar oluşturulabilir ama mutlaka koalisyonlar oluşturmak gerekiyor.

Bir Kanadalı olarak bu anlattıklarınız bana hiç de yabancı gelmiyor.* Kanada gibi bir ülkenin dünya siyasetinde tek başına etkili olması mümkün değildir. Türkiye de orta güç grubunda bir ülke ama büyük ligde gücünü hissettirmek için mücadele veriyor. Acaba Türkiye’nin dünyada nasıl bir rol oynayacağı konusundaki düşünce çerçevesini yenilemesine ihtiyaç var mı?

Kanada ve Türkiye birbirinden çok farklı iki ülke. En son tahlilde, Kanada kendi bölgesinde emniyette olan bir ülkedir. Türkiye ise dünyanın en fazla çatışmasının cereyan ettiği bölgesine komşudur. Ayrıca Türkiye’nin daha büyük ve artmakta olan bir nüfusu bulunuyor. Türkiye’nin gelecekte büyük ülkeler kategorisine girebileceğini kabul etsek de, hali hazırda ekonomisi zaaflarla malul orta boy bir güç olduğunu teslim etmemiz gerekiyor. Ülkemizin dış politikasını şekillendirirken ve uygularken, bu gerçeği daima göz önünde bulundurması, uluslararası politikada yumuşak güç unsurlarını ön planda tutmak, koalisyonlar inşa etmek gibi daha barışçıl yöntemleri tercih etmesi, askeri güç gösterileri yapmak veya fiilen askeri güç kullanmak gibi yöntemlerden mümkün olduğunca uzak durması uygun gözükmektedir.

Siyasetin çok karmaşık olduğu böyle bir bölgede Türkiye dış ilişkilerinde nasıl bir denge kurmalıdır?

Derinlemesine bakacak olursak, Türkiye’nin bir düşünce çerçevesi sorunu olduğu görülüyor. Türk dış siyasetini yönlendirenler, Rusya’nın Türkiye’nin isteklerine yeterince duyarlı davranmaması durumunda ABD’ye, bunun tersi durumunda ise Rusya’ya yaklaşabileceklerini düşünüyorlar. Gerçek ise bu iki büyük gücün kendi gündemleri olduğudur. Sizinle kendi çıkarlarına uyduğu zaman ve çıkarlarına uygun çerçeveler dahilinde işbirliği yaparlar. Şu veya bu ülkeye yaklaşmak Türkiye’nin kendi başına alabileceği bir karar değildir. Taraflar arasındaki çıkarların örtüşmesi gerekir. Dolayısıyla Türkiye’nin taraflar arasında gidip gelme tasavvurlarından ziyade çok yönlü bir siyaset geliştirerek kendisinin harekât alanını genişleten bir dış politika izlemesi lazımdır. “Siz bunu yaparsanız biz de öbür tarafa yanaşırız” anlayışı üzerine inşa edilen dış politika aslında dış politikanızı başka ülkelerin ipoteği altına sokma tehlikesini barındırır.

*Haftalık mülakatlar Kanadalı gazeteci Adnan Khan tarafından gerçekleştirilmektedir.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap