4 °C
Ömer Faruk ÇOLAK
Ömer Faruk ÇOLAK EKONOMİ ATLASI dunyaweb@dunya.com

Asgari ücret artışının maliyeti

Çalışanlar için asgari ücretin artacak olması kulağa hoş gelen bir haber.  Bundan olsa gerek, Ana Muhalefet Partisi CHP haziran seçimlerinde asgari ücreti bir iktisat politikası aracı haline dönüştürdü. Diğer muhalefet partileri de buna uydu. Adeta asgari ücret totosu oynandı. Muhalefet partilerinin oyu artınca, iktidar partisi de 1 Kasım seçimlerinde ben de bu oyunda varım dedi ve yeniden iktidar olduklarında asgari ücreti 1.300 TL’ye yükseltecekleri sözünü verdi. İktidar olunca da önlerine bu vaatleri getirildi. Başbakan da sözlerini tutacaklarını söyledi. Maliye Bakanı da asgari ücretin maliyetini işverenler çekecek dedi. 

Tartışma alevlendiğinde gördük ki, bu vaadi ilk ortaya atan CHP de, sonradan katılan AKP de dersini iyi çalışmamış. Yani asgari ücret artışının yaratacağı etkiyi iyi hesaplamamışlar. Asgari ücretin üç tarafı var. Devlet, işçi ve işveren. Bu üçgende egemen taraf devlet. Nasıl ki, kimi zaman asgari ücret düşük düzeyde belirlendiğinde işçi sınıfı isyan ediyor ise, şimdi de işveren kesimi isyan ediyor. Eğer çalışan bir kişi iseniz 'patronlar çok kazanıyor, versinler bu ücreti' diyebilirsiniz. Ancak kazın ayağı öyle değil. 

Çünkü işgücü piyasasının yapısı bu ücret artışını sindirecek durumda değil. 2015 yılı temmuz dönemi itibari ile Türkiye’de istihdam edilenlerin sayısı 27 milyon 342 bin kişi. Bunun 1 milyon 236 bin kişisi işveren, 4 milyon 464 bin kişisi kendi hesabına çalışıyor, 18 milyon 97 bin kişi de ücretli ve yevmiyeli. Ücretli ve yevmiyeli çalışanların 3 milyon 432 bin kişisi kamu çalışanı. Yani özel sektör çalışanlarının sayısı 14 milyon 645 bin kişi. Dolayısıyla asgari ücretle ilgili olan kesim bunlar. Burada vermemiz gereken bir başka veri de kayıtdışılık oranının %35 düzeyinde olmasıdır. Kayıtdışı  çalışan  9 milyon 572 bin kişinin %90’ı ücretsiz aile işçisi ve %93,6’sı tarım sektöründe istihdam ediliyor. Bu veriler bize kayıtdışılığın sanayi ve hizmet sektöründe çok düşük düzeyde olduğunu göstermekte. Dolayısıyla asgari ücret artışı kayıtlı sektörlerdeki maliyetleri artıracak. 

Aslında karlılık oranı yüksek olsa, bu maliyet artışına katlanılabilir. Ancak Türkiye’de birkaç sektör dışında karlılık oranları özellikle sanayi sektöründe çok düşük düzeylerde seyrediyor. Ölçek büyüklüğüne göre baktığımızdaysa KOBİ’lerde karlılık oranının daha düşük olduğu görülmekte (Bu veriler için TCMB sektör bilançolarına ilişkin verilere bakılabilir). Üstelik işgücü verimliliği de ülkemizde düşük. Eğitim sistemimiz uğradığı erozyon nedeni ile işgücü verimliliğini olumlu yönde etkilemiyor. Tam aksine bu eğitim sistemi önümüzdeki dönemde daha düşük nitelikli işgücü yetiştirecek gibi duruyor.

İşgücü piyasasında tablo böyle iken, SGK prim oranlarında ve vergi oranlarında indirime gidilmeden asgari ücretin artırılması ekonomi üzerinde ciddi bir olumsuz etki yaratacak. Bu etkileri dört başlık altında toplayabiliriz.

- Ücretlerin artması nedeniyle ilk olarak niteliği düşük olan işlerde çalışanlar işten çıkartılacak. Sonuçta işsizlik oranı artacak.

- Hizmetler sektöründe kayıtdışı istihdam artacak. Özellikle de yurtdışından gelen Suriyeli, Moldovyalı, Özbek vb. ülkelerin işçileri bizim işçilerimizin yerini alacak.

- Sanayi sektöründe maliyetler artığı için uluslararası rekabette geriye düşülecek. Şu anda bile Türkiye’den daha düşük işgücü maliyeti olan birçok  ülke bulunmakta (Satın alma gücü paritesine göre  bakıldığında da   durum çok fazla değişmiyor). AB üyesi ülkelerin neredeyse yarısında asgari ücret Türkiye’den daha düşük düzeyde.

- Maliyetlerdeki artış enflasyon oranını da artıracak. Döviz kuru artışları nedeniyle maliyet enflasyonu baskısı altında olan TÜFE, bir de ücret baskısı altına girecek. (Asgari ücret artışını isteyenler keşke önce bir makro ekonomi kitabına baksalardı. Özellikle de B. Snowdon, H. Vane’nin Modern Makro Ekonomi kitabını öneririm).

Sonuç olarak bu yanlış hesaptan dönülmeli, nereden dönüleceğine elbette hükümet karar verecek. 

1111-g.jpg

222-g-002.jpg