Ateş çemberindeki Türkiye’nin en kritik gücü
Tarih boyunca zor bir coğrafyada yaşayan ülkemiz, bugün çok daha karmaşık ve çok katmanlı bir versiyonu ile karşı karşıya. Ortadoğu’daki savaş, Rusya-Ukrayna, güvenlik ve enerji dengeleri, Balkanlar’ın kırılgan fay hatları, Doğu Akdeniz’de jeopolitik hesaplaşmalar, terör tehditleri, afet riski, göç baskıları, enerji arzı kırılganlıkları ve siber saldırı ihtimalleri… Yani çok katmanlı bir ateş çemberinin merkezindeyiz.
Tam bağımsızlık artık yalnızca askeri güçle, sınır güvenliğiyle ve klasik savunma kapasitesiyle tanımlanamaz. Gerçek bağımsızlık; verisini, yazılımını, kritik altyapılarını, haberleşme omurgasını, finansal sistemlerini, üretim zincirlerini ve kurumsal işleyişini kendi iradesiyle ne ölçüde yönetebildiğiyle ölçülmektedir.
Ateş çemberinde tam bağımsızlığın yeni ve vazgeçilmez anahtarı milli teknoloji dayanıklılığıdır.
Bu kavram salt bir teknoloji politikası olarak okunmamalı. Yalnızca yazılım sektörü, bilişim yatırımı ya da dijital dönüşüm gündemi değildir. Doğrudan doğruya milli faaliyet sürekliliği, devlet kapasitesi ekonomik devamlılık, kurumsal direnç ve stratejik özerklik meselesidir. Yeniçağda güçlü devlet, silah sistemlerini modernize eden devlet olmaktan öte kriz anında sistemlerini çalışır tutabilen, dijital omurgasını koruyabilen ve dış baskılar altında dahi kurumsal sürekliliğini sürdürebilen devlettir.
Savaşın ve krizin doğası değişmiştir. Savaş sadece sahada ya da atılan füzelerle yaşanmıyor; enerji hatları, limanlar, ödeme sistemleri, veri merkezleri, uydu haberleşmesi, tedarik zincirleri, kurumsal yazılım altyapıları ve siber uzayda da yaşanıyor. Bir enerji şoku, lojistik kesinti, siber saldırılar ile kritik dijital altyapılardaki dışa bağımlılıkların kırılganlık üretmesiyle de derinleşiyor. Savunma kavramı ile teknolojik dayanıklılık kavramı birbirinden ayrıştırılamaz hale gelmiştir.
Yazılım odaklı teknolojik egemenliğe daha çok yatırım yapılmalıdır
Komuta-kontrol sistemleri, karar destek altyapıları, veri işleme katmanları, siber güvenlik mimarileri, haberleşme omurgaları ve lojistik koordinasyon yazılımları savunmanın ayrılmaz bileşenidir. Savunma sanayinde dışa bağımlılığı azaltmak gibi yazılım, veri, bulut, siber güvenlik, haberleşme ve kritik dijital altyapılar için de zorunluluktur.
Enerji, Finans sistemi, Lojistik ağlar, Sağlık altyapıları, Üretim, Telekom omurgaları, Kamu hizmetleri gibi stratejik tüm yapılar. Veri akışları, kimlik sistemleri, ödeme altyapıları ve kritik hizmet zincirleri yazılımla bütünleşik durumda. Yazılım aynı zamanda doğrudan milli faaliyet sürekliliğinin konusudur. Bir ülkede yazılım katmanları kırılgan ise, o ülkenin ekonomik düzeni, kamu hizmeti kapasitesi ve kriz yönetim kabiliyeti de kırılgan olur.
Teknolojik egemenlik, savunma sanayinin tamamlayıcı stratejik katmanıdır
Afet, savaş, terör, hibrit saldırılar, enerji dalgalanmaları, tedarik zinciri kırılmaları, büyük göç hareketleri ve siber tehditler gibi durumlarda kriz altında da çalışabilirliği esas alan dayanıklı dijitalleşme çok önemlidir. Dış lisanslara, yabancı servis sağlayıcılara, kırılgan bulut mimarilerine, kontrol edilemeyen veri akışlarına ve aşırı dışa bağımlılık üreten yazılım katmanlarına mahkûm olmadan faaliyetler sürdürülebilmelidir. Kamu hizmetleri, finansal sistemler, üretim altyapıları, iletişim zincirleri ayakta kalabilmelidir.
Teknoloji dayanıklılığı; bir bakanlık, bir kurum, bir başkanlık idaresi yerine üst seviyede sahiplenilip, yüksek yetkiyle yürütülüp, tüm kurumlar arası bütünselliği sağlayacak tek bir koordinasyon yapısı ile ele alınmalıdır.
İhtiyacımız kamu-üniversite-sanayi iş birliği içinde çalışan koordineli bir milli teknoloji dayanıklılığı mimarisidir. Kritik sektörler için Milli Teknoloji Dayanıklılık Envanteri, yüksek yetkili üst koordinasyon platformu, ortak kriz tatbikatları, kriz anı çalışma modu, veri egemenliği ve yapay zekâ mimarisi gibi birçok konunun istişare edileceği Milli Teknoloji Dayanıklılık Zirvesi yapılmalıdır.
Ülkemiz ve geleceğimiz için Sektör ve Sivil Toplum Kuruluşları olarak her türlü katkıyı vermeye hazırız.