Ayıya gül vermişler…

Dr. Uğur TANDOĞAN
Dr. Uğur TANDOĞAN NOT DEFTERİ tandogan2007@gmail.com

Bildiğiniz yer

Her akşam televizyonda Sağlık Bakanlığı’nca yayınlanan COVID-19 istatistiklerini görüyoruz. Şu kadar kişi enfekte oldu, şu kadar kişi yoğun bakımda, şu kadar kişi entübe ve şu kadar kişi öldü. Üzülüyorsunuz, endişeleniyorsunuz. Ancak tanıdık birilerinin hasta olduğunu, öldüğünü duyunca daha bir üzülüyorsunuz ve daha bir endişeleniyorsunuz. Çünkü olay artık bir rakam değildir; gerçekle yüz yüzesinizdir. Aynı şey, çevre haberleri için de geçerli. Çevreye verilen veya verilecek olan zararla ilgili haber aldığınızda üzülüyor ve endişeleniyorsunuz. Ama söz konusu yeri görmüşseniz, biliyorsanız acıyı daha derin hissediyorsunuz. Akseki sınırları içindeki tarihi ve biyolojik değerlerin ortasına açılması planlanan mermer ocakları haberini duyunca üzüntüm büyük oldu.

Akseki

Akseki, Batı Torosların güneyinde kurulmuş, Antalya’nın bir ilçesi. Doğanın cömert davrandığı bir coğrafya. Ardıç, göknar ve sedir ormanlarının kapladığı dağlar ilçeyi çepeçevre sarmış. Uzmanlara göre, özel iklim koşulları sayesinde bölge, farklı habitat karakterleri zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahipmiş. Dünyada sadece bu bölgede yetişen 23 çeşit endemik bitki türü mevcutmuş. Ekonomik yönden çok değerli olan ve soğanları ihraç edilen meşhur kardelen (Galanthus elwesli) ve Çukurköy Nohutu' olarak kaydedilen endemik bir nohut yine bu bölgeden. Bölge,Türkiye'de bulunan 7 endemik memeliden 4'ünü barındıran tek yermiş. Aynı şekilde Türkiye'de 7 endemik omurgalıyı barındıran da tek yermiş.

Akseki’nin, tarih açısından da zengin bir geçmişi var. Tarihi, Etiler'e kadar uzanan Akseki, Helenistik ve Roma çağlarında yaşantısını Side ve Alanya ile aynı paralelde sürdürmüş. Akseki ve yöresinde ilk çağdan kalma burçlar, köprü ayakları ve antik şehir kalıntıları mevcut. Yöre değişik milletler tarafından hep ele geçirilmek istenmiş. Akseki'nin cazibe merkezi olmasının sebebi, büyük ve kerestesi değerli ormanlık alanlarının bulunması. Milat öncesi 395 senesine kadar Roma İmparatorluğu'nun elinde, milat öncesi 323-312 seneleri arasında Pers hakimiyeti altında kalmış ve 329 senesinde Makedonyalıların eline geçmiş. 13'üncü yüzyılın ilk yarısında Selçuklu hakimiyeti başlamış. Daha sonra Osmanlılar ile Karamanoğulları arasında birkaç kez el değiştirmiş. 1471 senesinde Gedik Mehmet Paşa tarafından, Alanya ile birlikte Osmanlı topraklarına katılmış. Yörenin her yerinde geçirdiği evrelere tanıklık edecek tarihi kalıntılara rastlamak mümkün.

Zücaciye dükkanına fil

Akseki böylesi zengin bir ekosisteme ve tarihi bir dokuya sahip. Ama Güzelsu, Pınarbaşı, Çaltılıçukur, Çukurköy köylerinin bulunduğu bölgeye, mermer ocakları açılmak isteniyor. Adeta, zücaciye dükkanına fil salınacak. Mermer ocağı işletmek bol molozlu bir üretim; hafriyatın ancak %7’lik bir bölümü kullanabilir mermer, kalanı moloz. Şurası kesin ki, eğer bu ocaklar açılırsa ekosistem ve tarihi doku, telafisi mümkün olmayacak biçimde zarar görecek. Halbuki burası yüksek bir eko turizm potansiyeline sahip bir coğrafya. Eko turizm, 1992 yılında Rio Çevre Zirvesi’nde ortaya konmuş sürdürebilirlik açısından çok değerli olan bir yaklaşım. Şöyle tanımlanıyor: “Yeryüzünün doğal kaynaklarının sürdürülebilirliğini güvence altına alan, bunun yanı sıra yerel halkların ekonomik kalkınmasına destek olurken, sosyal ve kültürel bütünlüklerini koruyup gözeten bir yaklaşım ya da tavır.” Bu bağlamda bölge, kamp karavan turizmi, tarihi ticari kervan yollarında yürüyüş için biçilmiş kaftan. Ama mermer ocakları çok yanlış bir tercih. Kısa dönemli düşünerek altın yumurta yumurtlayacak olan tavuğu kesmek anlamına geliyor

Yöre halkı, çevresine sahip çıkarak bu projelere hayır diyor. Başta Tema olmak üzere, sivil toplum kuruluşları çevre ve toplumsal sorumluluk gereği mermer ocaklarına karşı çıkıyor. Ama ne hikmetse, çevreyi koruma görevi olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, turizmi geliştirme görevi olan Turizm Bakanlığı olaya seyirci.

Sonuç

Son yıllarda daha da azgınlaşan, fütursuz çevre tecavüzlerini gördükçe rahmetli annemi hatırlıyorum. Değer bilmeme gibi bir olay duyduğunda tepkisi şöyle olurdu. “Ayıya gül vermişler, kıçına tutmuş” derdi. Çevreye, güzelliklere, değerli varlıklarımıza yapılanları kıyaslayınca, ayının hareketi çok masum kalmaktadır.

Doğa bize çok cömert davranmış; zengin bir coğrafyamız var. Bu zengin coğrafya tarih boyunca medeniyetlerin ilgisini çekmiş, buralara yerleşmişler. Bu medeniyetlerin kalıntıları bize miras kalmış. Bizler bu değerlerin emanetçileriz. Bu değerlerden sürdürebilirlik ilkesi ile yararlanmalı, onları gelecek nesiller için korumalıyız. Ulusal zenginliklerimizi, kendilerine emanet edilen bu değerleri korumakla görevli yetkili makamlar, sorumluluklarına sahip çıkmalıdır. Akseki, tüm çevresi ile birlikte, özenle korunması gereken değerlerimizdendir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Perşembenin gelişi 18 Şubat 2021