Baksı Müzesi ve Hüsamettin Koçan
Bunca yıldır sanatla içi içe olup da Baksı Müzesi’ni görmemek benim en büyük ihmalkarlığım. Hüsamettin hocam ile ne zaman karşılaşsam kaçacak delik ararım. Ancak hocam eleştirisini beni pek de kırmamaya dikkat ederek çok ince yapar, o da bana yeter.
Zeki Demirkubuz kendi çektiği fotoğraflarından derlenen bir sergi projesi ile bana geldiğinde, etkinliğin sadece kendi galerimde tek seferlik bir sergi ile sınırlı kalmaması gerektiğini, bu sergiyi bütün Türkiye’nin görmeyi hak ettiğini düşündüm. Zeki’nin de onayıyla İstanbul’dan sonraki ilk durağımız 2025’in ilk aylarında Cer Modern Ankara oldu. Şimdi de Baksı’ya geldik.
Bu sergi önerisi ile kendimi affettirmek üzere Hüsamettin hocamı göğsümü gere gere aradım. Eksik olmasın, o da beni memnuniyetle karşıladı. Bu sayede, 9 Eylül’de Zeki Demirkubuz sergisi Baksı Müzesi’nde izleyicilerle buluşuyor. Bundan sonraki duraklar için de diğer kentlerimizin resmi ve özel kurumlarından talepler bekliyoruz.
Bozkırın ortasında bir sanat vahası: Baksı Müzesi
Bayburt’un Bayraktar köyü -eski adıyla Baksı - sadece ıssız topraklardan ibaret bir Anadolu beldesi değil. Çoruh Nehri’ne yukarıdan bakan yüksek bir tepenin üzerinde, bozkırın ortasında yükselen müze, ezber bozan mimarisi, cesur felsefesi ve sunduğu toplumsal dönüşüm modeliyle dünya müzecilik literatürüne geçmiş istisnai bir yapı.
Şehir merkezlerinden, ana ulaşım akslarından ve kültür sermayesinin yoğunlaştığı metropollerden uzakta yükselen müze, sanatın yalnızca kentli seçkinlere ait olmadığını; aksine toprağa, köke ve insan hayatına temas ettiği sürece gerçek anlamını bulacağını kanıtlayan bir hafıza mekânı.
Düşten gerçeğe: Kuruluş hikâyesi ve Hüsamettİn Koçan
Baksı Müzesi’nin temelleri, doğduğu topraklara borcunu ödemek isteyen ressam ve akademisyen Prof. Dr. Hüsamettin Koçan’ın kişisel düşüyle atılmış. Çocukluğunun geçtiği Baksı Köyü’nün göç nedeniyle ıssızlaşması, geleneksel yaşam kültürünün yok olmaya yüz tutması ve bölgenin ekonomik ve sosyal izolasyonu, Koçan’ı doğduğu coğrafyaya sanat yoluyla hayat vermeye yöneltmiş.
2000 yılında fikri altyapısı oluşturulan ve 2005 yılında Baksı Kültür Sanat Vakfı’nın kurulmasıyla ivme kazanan proje, devlet desteği beklenmeksizin sanatçıların, gönüllülerin ve bağışçıların katkılarıyla on yılda ancak tamamlanmış ve 2010 yılında kapılarını ziyaretçilerine açmıştır.
Müze adını, Altay Türkçesinde "şaman", "hekim" veya "koruyucu" anlamına gelen "baksı" kelimesinden almıştır. Bu isim, müzenin sadece nesnelerin sergilendiği statik bir mekân değil; aynı zamanda bölge insanının hafızasını, emeğini ve ruhunu iyileştiren şifalı bir buluşma noktası olma misyonunu da simgeliyor.
Mimaride doğayla ve toprakla kurulan bağ
Tepelerin doğal eğimine uyum sağlayan modern ve yalın mimarisiyle dikkat çeken bina, sergi salonları, depolar, kütüphane, konukevleri ve atölyelerden oluşuyor. Müzenin mimari çizgisi, çevresindeki topoğrafyayı ezmek yerine ona eklemlenmiş. Doğal taş ve beton malzemenin kullanıldığı yapı, günün farklı saatlerinde bozkırın ışığıyla renk değiştirerek adeta toprağın bir parçası gibi görünüyor. Özellikle “depo müze” kavramı, müzelerin depolarındaki eserlerin izleyiciden gizlenmesi fikrini yıkarak, koleksiyonun tamamını ulaşılabilir ve izlenebilir kılıyor.
Çağdaş sanat ile geleneksel zanaatın sentezi
Baksı Müzesi’ni muadillerinden ayıran temel özellik, çağdaş sanat ile geleneksel el sanatlarını aynı çatı altında buluşturma vizyonu. Müze koleksiyonu; Türkiye’nin önde gelen çağdaş sanatçılarının resim, heykel ve enstalasyon çalışmalarının yanı sıra bölgenin unutulmaya yüz tutmuş geleneksel dokumalarını, kumaşlarını, kilimlerini ve halk zanaatı örneklerini içeriyor, sanatı üstlenici ve elitist bir konumdan çıkartarak halkın gündelik hayatındaki estetikle buluşturuyor.
Uluslararası başarı ve sosyal dönüşüm
Baksı Müzesi’nin başarısı kısa sürede uluslararası alanda da tescillendi. Müze, 2014 yılında Avrupa Konseyi Müze Ödülü’ne (EMYA) layık görüldü. Jüri, ödül gerekçesinde müzenin merkez ile çevre arasındaki uçurumu kapatma başarısını, tersine göçü teşvik eden sosyal modelini ve yerel halkla kurduğu derin bağı övgüyle vurguladı. Müzenin simgesi olan Joan Miró’nun bronz heykelciği "Müze kadın", bir yıl boyunca Baksı Müzesi’nde sergilenerek uluslararası sanat dünyasının dikkatini bu küçük Anadolu köyüne çekti.
Sanatın, iyileştirici gücü
Baksı Müzesi, kültür ve sanatın yalnızca metropollerin devasa gökdelenleri veya yüksek bütçeli galerileri arasında sıkışıp kalmak zorunda olmadığını kanıtlayan görkemli bir anıt. Bozkırın rüzgârı, Çoruh’un sesi ve insan emeğinin estetikle buluştuğu bu tepe; modern insanın kökleriyle, toprağın ise gelecekle kurduğu bağın en canlı örneği. Baksı sadece gezilip görülecek bir sergi alanı değil; cesaretin, sadakatin ve sanatın dönüştürücü gücünün Anadolu’daki en somut ifadesi.