Bana STK’larını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim

Dr. Hakan ÇINAR
Dr. Hakan ÇINAR SIRADIŞI hakan.cinar@mentorgumruk.com.tr

Böyle bir söz yok tabi, ben uydurdum. Ama düşündüm de güzel uydurmuşum. STK’lar, yani sivil toplum kuruluşları, ülkelerin gelişmişlikleri ve demokrasi anlayışındaki katılımcılığın önemli bir göstergesi olduğu için, bir ülkenin duruşunu ve gerçek anlamda demokrasi anlayışını anlamak için de bir hayli öneme sahiptirler. Tabi sadece sayısal anlamdaki çoklukları değil kastettiğim, işlevselliği ve ülkeyi yönetenler üzerindeki etkileri de bu değerlendirmenin önemli bir parçası.

Başta ABD olmak üzere batılı ülkelere baktığımızda STK’lardan beklentinin, toplumun devletin önüne geçerek devlet politikalarını denetleyip yönlendirmesi olarak tanımlayabiliriz. Anlayışın ortaya çıkması rönesans ve reformun, ilerleme ve aydınlanma düşüncesinin ortaya çıkışıyla eş zamanlıdır. Sivil toplum, modern manada anlamını demokrasi ile kazanırken, demokrasi de katılımcılığı sivil toplum kuruluşlarının kuvvetlenmesi ile sağlamıştır. Basit anlamda STK’lar bireylerin tek tek yapamadıklarını beraber yapmaları; yanı sıra birlikteliği, gönüllülüğü ve dayanışmayı düstur edinmeleri olarak da nitelendirilebilir.

STK’lar deyince yalnız dernekler akla gelmemeli. Derneklerle beraber, vakıflar, odalar ve sendikalar da bu işin önemli birer parçası. Ülkemizdeki duruma biraz göz atalım. 2000 yılında 72 bin 373 olan dernek sayımız 2010 yılında 84 bin 944; 2022 yılına geldiğimizde ise 122.124’e ulaşmış durumda. Bu sayı faal olarak çalışan dernekler. Faal olmayanlar ile birlikte sayı 150 bin. Bunlardan 80 bin tanesini STK'lar, 60 binini hemşeri dernekleri 5 binini meslek odaları 3 bin kadarını ise vakıflar oluşturmakta. Sayısal artış, ne yazık ki her zaman niteliğin arttığı anlamına gelmiyor. Zira STK’ların hem örgütsel yaşam olarak hem demokratik yönetim tarzı olarak beraber düşünülmesi gerekir. Elbette buralarda önemli birliktelikler oluşturulurken, bireylerin tüm duygularını paylaştıkları yerler olarak da nitelendirmek mümkün. Yanı sıra insanların boş vakitlerini yararlı bir şekilde geçirmesini sağlarken, topluma yararlı bireyler de kazanılmasına katkı sağlıyor olması, bu işin artı değer katan özelliklerinden biri olsa gerek.

Özellikle sektörel bir dayanışma amacıyla kurulmuş STK’ların varlığı, çoğulcu demokrasiden katılımcı demokrasiye geçişte önemli role sahip olurlar. STK’ların başarılı olmaları ve ülkeye gerçek anlamda değer katabilmeleri için, kesinlikle siyasi otoritenin baskısından uzak olmayı başarmaları gerekmekte. Bugün ülkelerin en çok ihtiyaç duyduğu konulardan bir tanesi çoğulcu demokrasi anlayışı ve STK’ların yönetimlere daha fazla yön verir noktada olabilmeleri. Katılımcı demokrasilerde bireyler siyasi partilerin üyesi kendine yeni yaşam kalıplarını birey olarak değil STK’lar sayesinde siyasi partilere girmeden de sağlayabiliyor. STK’lar bireysellikten toplumsallığa geçişi sağlarken, kişilerin yurttaşlık bilinçleri de kuvvetlenmiş olur. Günümüzde hukukun üstünlüğü, temel insan hak ve özgürlükleri, katılımcı demokrasi ve laiklik vazgeçilmez evrensel değerlerdir. Bu evrensel değerler çerçevesinde devletin bütünlüğünü bozacak ayrımcılığa sapmamak şartı ile art niyetlilerinin arka bahçesi olmayan STK’ların aracılığı ile talepler ifade edilebilir ve haklar korunabilir. STK’ların verimli olması için gönüllülüğe de, profesyonelliğe de aynı oranda ihtiyaç olduğunu söylemek gerekiyor. STK’ların ülkelerin yönetiminde, halkın, iş dünyasının veya bir fikri savunanların kitlesel olarak düşüncelerini bir potada eriterek, devleti yönetenlere ışık tutmakta ve yönetilenlerin sesi olmakta önemli bir yere sahip olduğunu hepimizin özümsemesi son derece önemli. Sivil toplum kuruluşları demokratik bir toplum yaratılmasında devlet ve toplum ilişkilerinin demokratik bir şekilde düzenlenmesinde önemli rol oynarlar.

Ülkemizdeki STK’ların bazıları çok daha ön plana çıkmayı başarabilirken, birçoğu sessiz bir çaba içerisinde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. TÜSİAD, MÜSİAD, AKUT, TEMA, TEV, İKV, SEDEFED, TÜRKONFED gibi STK’lar ismini en çok duyduklarımız. Özellikle ekonomiye ve iş dünyasına yön vermek amaçlı kurulmuş derneklerimiz ile İhracatçı Birliklerimizin, ticaret ve sanayi odalarımızın kesinlikle siyasetten bağımsız hareket edebilerek, görüşlerini açıklıkla ortaya koyabiliyor olmaları son derece önemli. Siyasi bir ideoloji gütmeyen STK’ları bertaraf olarak görmek, STK’ların varlığına gölge düşürmekten öteye gitmez.

Sivil toplum kuruluşlarının yönetimler üzerindeki etkinliği o ülkeleri daha çağdaş ve demokratik hale getirmektedir. Bu nedenle STK’lar demokrasinin olmazsa olmaz unsurları olarak toplumsal hayatımızın odak noktasında yer almalıdır. Ama bir o kadar da bağımsız olmalarına, özgürce düşüncelerini söyleyebilmelerine olanak sağlanmalı ki, olması gereken faydayı sağlayabilsinler. Bu bilince tam olarak vardığımızda eminim daha demokratik bir ülke olarak anılacağız.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Buyrun BDDK’dan yakın 01 Temmuz 2022
Enerjide kriz var 03 Haziran 2022
Ey halkım, arz ederim 20 Mayıs 2022