Banka kredilerinin seyri

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Türkiye’de büyümenin anahtarı banka kredileridir. Dolayısıyla banka kredile­rinin seyri ekonomik aktivite ve enflasyon açısından yakından takip edilmektedir. Kre­di büyümesinin bir diğer etkisi de dış denge üzerindedir. Hızlı kredi büyümesi yaşadığı­mız dönemlerde cari açığın hızla büyüdü­ğü bilinmektedir. Özellikle kur istikrarının sağlandığı dönemlerde kredi büyümesi daha kritik bir hal almaktadır.

Döviz kuru istikrarı, kredi büyümesi ve cari denge

Türkiye’nin bu üçlü ile 2000 yılında önemli bir deneyimi oldu. O dönemde Tür­kiye IMF ile bir stand-by anlaşması imzala­dı. Uygulanan programa göre TL açılan bir bant ile değer kaybedecekti. Bir başka de­yişle, TCMB TL’nin değerini kontrol ede­cekti. Fakat orta-uzun vadede daha fazla oy­naklığa izin verecekti. Fakat kısa vadede dö­viz kuru oynaklığı daha sınırlı olacaktı.

IMF programının da desteği ile faizler %130’lu seviyelerden %30’lara birkaç ayda düşmüş­tü. Döviz kurunun da istikrarlı seyrettiği bir ortamda iç talep patlamış, banka kredileri hızla artmıştı. Ekonomi büyürken cari açık hızla arttı. O dönemde TCMB’nin döviz re­zervleri de sınırlı vaziyetteydi. Bir süre son­ra piyasa cari açık ile kur istikrarı arasındaki uyumsuzluğu görmeye başladı ve Türkiye bu programı terk etmek zorunda kaldı. Bu tec­rübe Türkiye’ye kur politikası ile kredi poli­tikası arasındaki ilişkiyi öğretti. Şimdi Tür­kiye öngörülebilir bir kur politikası uygu­luyor.

Dezenflasyon programı çerçevesinde TL’nin reel değerlenmesine izin veriyor. Biz geçmiş tecrübelerimizden biliyoruz ki bu tür dönemlerde talep güçlü seyrediyor ve kredi talebi yaratıyor. Oluşan hızlı kredi büyüme­si cari açığı istenmeyen boyutlara getirebili­yor. Bu neden BDDK ve TCMB makroihtiyati politikalar bileşeni uygulayarak kredi büyü­mesini kontrol altında tutmaya çalışıyor.

Mevcut kredi büyümesinin seyri

Kredi büyüme analizlerimizi on üç haf­talık ortalamaların yıllık büyümesi üzerin­den gerçekleştireceğiz. Tüketici kredile­ri 2026 yılına hızlı bir büyüme ile başladı. Ocak ayı itibariyle %62,5 seviyesinden baş­layan büyüme hızı son dönemde %37,1’e ge­riledi. Geçtiğimiz yıl Nisan ayında tüketici kredisi büyüme hızı %43,2 seviyesindeydi.

Dolayısıyla, geçtiğimiz seneye göre yavaşla­yan bir kredi büyüme hızından bahsedebi­liriz. Bununla birlikte, %32 seviyelerinden olan tüketici enflasyonu ile karşılaştırdığı­mızda kredi büyüme hızının yüksek olduğu ve dezenflasyon programını desteklemediği söylenebilir. Ticari kredilerde bilindiği gibi hem TL, hem de döviz kredileri mevcut. Ti­cari kredilerin bütününe baktığımızda kur etkisinden arındırılmış, on üç haftalık yıl­lıklandırılmış kredi büyümesi %31,3 seviye­sinde. Geçtiğimiz yıl nisan ayında da benzer seviyelerdeymiş.

Enflasyon oranı ile karşı­laştırıldığında manşet enflasyon seviyesine yakın bir kredi büyümesinden bahsedebili­riz. TL ve döviz ayrımı yaptığımızda resim farklılaşıyor. TL kredilerin on üç haftalık yıl­lıklandırılmış büyüme hızı %51,3 seviyesin­de. Geçtiğimiz yılın nisan ayı sonunda büyü­me hızı %46 seviyelerindeymiş. Dolayısıyla, nominal TL kredi büyüme hızının geçen yıla göre bir miktar arttığı söylenebilir.

Döviz kredisinde yıllık büyüme hızı %12,9. Geçtiğimiz yıl aynı dönemde döviz kredileri büyüme hızı %15 seviyelerindeymiş. Dolayı­sıyla, döviz kredilerinde geçtiğimiz yıla göre bir miktar düşüş olduğu söylenebilir. Bunun­la birlikte, geçtiğimiz yıl son baharında dö­viz kredisi büyüme oranı %6 seviyelerindey­di. Mevcut seviyeler ile karşılaştırdığımızda 2026 yılında dövizi kredi artışında hızlanma olduğu söylenebilir.

TL kredilerin yıllık re­el büyüme hızının %9,9 olduğunu gözlemli­yoruz. Döviz kredilerinin yıllık büyüme hızı da TL kredi büyüme hızına çok yakın. Bu ve­riler ışığında kredi büyüme hızının manşet enflasyon artışına göre daha hızlı olduğu so­nucuna varabiliriz. Kredi kompozisyonunda tüketici kredilerinin son dönemde artış hızı yavaşlamakla birlikte yüksek olduğu, döviz kredilerinde de son aylarda artış gözlendi­ği anlaşılıyor.

Küresel bir enerji şokunun ya­şandığı, cari açıkta yükseliş riskinin olduğu bir ortamda kredi kompozisyonunda bir de­ğişiklik gerekir mi? Bize göre cari açığı dü­şürücü ya da sınırlayıcı makro ihtiyati ted­birler gündeme gelebilir. Kredi politikaları da bu çerçevede tekrar düşünebilir. Enerji şokundan olumsuz etkilenen sektörler için efektif kredi destekleri gündeme alınabilir.

Yazara Ait Diğer Yazılar