Barınamayan orta sınıf

Bir ülkede orta sınıf, bir istatistik değil; bir hissiyat meselesidir. Kendini gü­vende hissetmek, yarını planlayabilmek, “yarın ne olur” sorusunu ay sonuna indir­gememek… Bugün Türkiye’de tam da bu his ortadan kalktı. Gelir kâğıt üzerinde hâlâ “orta”, ama hayat çoktan alt sınıfa taşındı. Ev sahibi olamayan, kirada tutunamayan, ama hâlâ “orta sınıf” diye anılan geniş bir kitle var karşımızda. Adı var, karşılığı yok.

Barınma krizi artık bir konut mesele­si değil; bir sınıf düşüşü meselesi. Çünkü mesele sadece ev fiyatlarının artması de­ğil. Asıl mesele, insanların hayatlarını ku­rabilecekleri bir zeminin kalmaması. Bu­gün orta sınıf için ev, bir yatırım aracı değil; bir sığınak. Ama o sığınak artık erişilemez. Kira artışları, gelir artışını yıllardır katla­yarak geçiyor. İnsanlar çalıştıkça değil, yer değiştirdikçe fakirleşiyor.

Orta sınıfın sessiz düşüşü

Bir zamanlar “biraz daha sabret, sonra alırsın” denilen ev, artık tahayyül bile edi­lemiyor. Çünkü bu sistemde sabır biriktir­miyor; sadece yıpratıyor. Aynı işi yapan, aynı eğitime sahip insanlar arasında tek fark, kimin ailesinden bir ev düştüğü.

Sos­yal mobilite dediğimiz şey, yerini sosyal mirasa bıraktı. Yani mesele çalışmak değil, nereden başlandığı. Bu yüzden bugün Tür­kiye’de orta sınıf, sessiz bir çözülme yaşı­yor. Ne yoksul kadar görünür ne de zengin kadar korunmuş. Sosyal politikaların rada­rına girmiyor.

Oysa gerçek hayatta o idare hâli, sürek­li bir gerilim demek: Kira artarsa ne yapa­rım? Ev sahibi çık derse nereye giderim? Çocuğum bu mahallede büyüyebilir mi? Bu sorular bir süre sonra ekonomik değil, psi­kolojik bir baskıya dönüşüyor. Barınma me­selesi burada sadece fiziksel bir problem ol­maktan çıkıyor; toplumsal bir kırılma ya­ratıyor.

İnsanlar mahallelerinden kopuyor, ilişkiler dağınık hale geliyor, aidiyet zayıf­lıyor. Şehir, yaşayanların değil, tutunama­yanların geçici durağına dönüşüyor. Kent, artık bir “yaşam alanı” değil; sürekli yeni­den müzakere edilen bir maliyet kalemi.

Sürdürülebilir kalkınmanın taşıyıcı kolonları çatlıyor

Karar alıcıların ve piyasanın ıskaladığı ortak bir nokta var: Konutu hâlâ ekonomik büyümenin lokomotifi olarak görmek. Oy­sa sürdürülebilir kalkınma perspektifinde konut, artık yalnızca bir yatırım kalemi de­ğil; toplumsal istikrarın, eşitliğin ve gele­cek kuşakların yaşam güvencesinin temel altyapısı.

Barınma güvenliği olmadan eği­timden sağlığa, doğurganlıktan toplumsal huzura kadar hiçbir başlık sağlıklı işlemi­yor. Orta sınıf çökerken, toplumun taşıyıcı kolonları da sessizce çatlıyor. Bir başka de­yişle sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin taşıyıcı kolonlarında çatlaklar oluşuyor.

Üstelik bu çöküş gürültüyle oluyor. Bel­ki sokaklarda kitlesel protestolar yok ama biraz daha küçülerek hayatta kalmaya ça­lışanların varlığı kadar, çığ gibi büyüyen, yer yer patlayan ve büyük kentlere hınca hınç sirayet eden ve yer yer suça dönüşen derin bir öfke var. Yine de orta sınıfın; da­ha küçük evler, daha uzak semtler, daha dar hayatlar ve yaşamı küçültme tercihi, kri­zi görünmez kılıyor. Bu sessiz geri çekil­me, sürdürülebilir kalkınmanın en tehlike­li karşıtı. Çünkü görünmeyen kriz, yönetil­meyen krizdir.

Yer değiştiren yoksulluk

Bugün “barınamayan orta sınıf”, yarının sosyal kırılma hattıdır. Çünkü bu insanlar sistemin içinde kalmaya çalışan, kurallara uyan, vergisini veren, düzenle kavga etme­yen kesim. Onlar düştüğünde, düşüş ses­siz ama derin olur. Ve o çöküşün ardından toplumsal güven kolay kolay toparlanamaz. Sorun barınma değil sadece.

Sorun, bir ül­kenin orta sınıfına “artık sen burada kalı­cı değilsin” demesi ve güvence verememe­sidir. Bu cümle yüksek sesle söylenmiyor belki ama kira kontratlarında, konut ilanla­rında, taşınma kolilerinde fısıldanıyor. Ve bir toplum, orta sınıfını barındıramıyorsa; orada kalkınmadan değil, yalnızca yer de­ğiştiren bir yoksulluktan söz edilebilir.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.180,48 2,85 %
Dolar 43,6450 0,00 %
Euro 51,9410 0,01 %
Euro/Dolar 1,1871 0,01 %
Altın (GR) 6.899,44 -3,33 %
Altın (ONS) 4.919,27 0,06 %
Brent 67,2000 -0,12 %