Başak, sadece başarana helaldir

Dr. Uğur TANDOĞAN
Dr. Uğur TANDOĞAN NOT DEFTERİ tandogan2007@gmail.com

“Rock Star İlkesi”

Yıl 1968. Santa Monica’daki bir bodrum katında şöyle bir deney gerçekleştirilmiş. Dokuz bilgisayar programcısını bilgisayarların bulunduğu bir odaya koymuşlar. Her birisine birer zarf, süre olarak da 120 dakika vermişler. Her zarfın içinde aynı iki problem varmış. Birisi, bir programlama sorusu imiş. Diğeri de bir programda yanlış bulma işi (Debugging). Amaç, en iyi performans ile en kötü performans arasındaki farkı ölçmekmiş. Beklenen, iki üç katlık bir fark imiş. Ama görülmüş ki, en iyi programcı, en düşük puan alan programcıya büyük fark atmış. En yüksek performans gösteren, kodlamada 25 kat, hata bulmada 25 kat, programın çalışmasında 10 kat daha iyi imiş.

Yukardaki Santa Monica deneyinden bir ilke ortaya çıkmış. Yazılım sektöründeki aşırı ücret farklarına dayanak teşkil etmiş. Buna “Rock Yıldızı ilkesi” (Rock Star principle) denmiş. Yazılım dünyasında üstün yetenekli programcılara, müzik endüstrisindeki bir rock starlarına biçilen değer gibi, diğer programcılardan kat kat fazla ücretler ödenmeye başlanmış.

Beyin ve yeteneğin gücü

Sıradan bir işi yapmakta erişilecek hızın, gösterilecek performansın belli bir sınırı vardır. O sınır bazen kas gücüyle orantılıdır. Kişilerin sadece kaslarını ilgilendiren veya çok düşük beyin gücü gerektiren rutin bir işte de üç aşağı beş yukarı sınırlar bellidir. Ama iş, yoğun beyin fonksiyonu gerektiriyorsa, yaratıcılık söz konusu ise, insanın önünde çok geniş bir performans aralığı var demektir. Yukarda verilen örneklerdeki söz konusu iş, yazılım programcılığı idi. Ama tanık oluyoruz ki, yaratıcılık ve özel yetenek isteyen işlerde, müzikte ve güzel sanatlarda da yine aynı gerçekle karşılaşırız. Örneğin, bir virtüözün yorumu ile sıradan birisinin aynı müzik parçasını yorumu arasında tartışma kabul etmeyen bir büyük fark vardır. Ya da aynı boya, aynı tuvali versek, aynı modeli bulmak mümkün olsa, sıradan bir ressam, Leonardo Da Vinci’nin yarattığı etkiyi yaratamayacaktır. Beynin gücünün yoğun biçimde etkin olduğu, yaratıcılık isteyen tüm işlerde hep buna tanık oluruz.      

Ücret farklılıkları

Bir organizasyonda farklı koltukların farklı sorumlulukları vardır. Kişiler, taşıdıkları sorumlulukları ve yaptıkları katkıları oranında ücret alırlar. Eğer kişinin taşıdığı sorumluluk yüksekse, daha düşük bir sorumluluk taşıyan kimseye göre daha fazla ücret alacaktır. Organizasyon şemasında üst kademelere yükseldikçe sorumluluk artar. Organizasyon şemasında üst katlarda yer alanların, bu nedenle, alt katlardakilerine göre daha fazla ücret almaları kaçınılmazdır. Bir de üstün başarılı iseler ücretleri doğal olarak epey yüksek olacaktır.

Farklı koltukta oturan, değişik seviyede sorumluluk taşıyanların farklı ücret alması olgusu içe sindirilirse, bu kez konu aynı tip koltukta oturanların ücretine gelir. Ücret söz konusu olunca, “Eşit işe eşit ücret” çok tekrarlanan bir sözdür. Ancak çoğu kez bu bizde “Aynı koltuğa, aynı ücret” biçiminde anlaşılmaktadır. Koltuk aynı olabilir. Ancak oturan kişiler farklıdır. Ve çıkartacakları iş de farklıdır. Ve eğer iş, yaratıcılık gerektiren bir iş ise de farkın ne kadar farklı olacağı deneylerde ve uygulamalarda ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle yaratıcılığın söz konusu olduğu durumlarda “eşit ücret” diye tutturmak, üstün yetenekli kişilere büyük haksızlık yapıldığı anlamına gelir.

Özel sektör ve kamuda ücret meselesi

Ücret, verilen bir emeğin, üretilen bir değerin karşılığıdır. Her tür, her seviye emeğin de bir pazarı vardır. Kişilerin ücreti, üretilen hizmet veya ürünün pazardaki değeri; bu değerin üretilmesinde söz konusu emeğin katkısı ve emek pazarındaki arz-talep dengesine göre belirlenir. Kimse kimseyi zorla çalıştırmaz. Kimse kimseye kaşının gözünün hatırı için yüksek ücret ödemez. Ücret iki taraf arasındaki mutabakata göre belirlenir. Alan razı, veren razı durumu vardır. Bu nedenle özel sektördeki yüksek ücretler konusunda dışardan birisinin söz söyleme hakkı yoktur.

Özel sektördeki ücretler konusunda üçüncü kişilere söz düşmez. Ama kamudaki ücretlere gelince durum farklıdır. Çünkü kamuda dükkân, milletindir. Yetki sahibi yöneticiler, dükkânı millet adına yönetmektedir. Hiç kimse dükkânının kötü yönetilmesini istemez. Eğer koltuklara o koltuğun gerektirdiği niteliklere sahip olmayan, hak etmeyen kişiler atanırsa bu kamuoyunda tepki yaratır. Tepkinin birinci nedeni, liyakat göz önüne alınmadığı için atanan kişinin o koltuğun sorumluluğundaki işi gerektiği gibi becerememesidir. Hayatında bir okul korosunu bile yönetmemiş birisini, The Metropolitan Opera’sına koro şefi olarak atayamazsınız. Önemli bir koltuğa, yetkin olmayan biri konursa, olsa olsa, Cem Yılmaz’ın Borusan Filarmoni Orkestrası’nı yönettiği komedi programı gibi olur. Bu komedinin maliyetini de sonunda millet öder. Koltuğu hak etmeyen birisinin atanmasına tepkinin ikinci nedeni ise, o kişinin hak etmediği parayı almasıdır. Kasaba düğünlerinde bile sahneye çıkamayacak çaptaki bir kişiye rock star” parası ödenmesidir. Çünkü, bu şekilde çarçur edilen paralar milletindir.

Sonuç

Eğer kişi oturduğu koltuğun gerektirdiği yetkinliğe sahipse ve başarılı ise yüksek ücret almayı hak ediyor demektir. Ancak kamuda liyakate değer verilmeden yapılan atamalar ve ulufe dağıtır gibi bazı kişilere bahşedilen yüksek ücretli, çoklu görevlendirmeler, milletin emanetine hıyanet anlamı taşır. Başak, sadece başarana helaldir.

 

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Perşembenin gelişi 18 Şubat 2021
Tutku ve başarı 14 Ocak 2021
Yönetimde şeffaflık 07 Ocak 2021
Utanma duygusunun mutasyonu 31 Aralık 2020