Başka açıdan Papa’nın Türkiye ziyareti
Papa XIV. Leo’nun Türkiye ziyareti beklendiği gibi hayli eleştiri aldı; üstelik bu yorumlar sadece Türkiye tarafında değil Hristiyan dünyasında da etkili oldu. Sosyal medya ortamının kötücül ve negatif doğasını da bunun üzerine ekleyince İznik Konsilinin toplanmasının yıldönümüne denk gelen bu ziyaret, hem ziyaretçi hem de ev sahibi açısından taşınması gereken bir yüke dönüşmüş durumda.
Papalar daha önce de defalarca Türkiye’yi ziyaret etmişti. 1967 yılındaki ilk ziyaret Papa Paul IV tarafından gerçekleştirilmişti. Sonrasında 1979’da Papa II. John Paul, 2006’da Papa XVII. Benedict, 2014’te Papa Francis Türkiye’ye gelmiş her birinde de bolca eleştiri yapılmıştı. Bugünkü eleştiriler de sürpriz değil.
Türkiye tarafından gelen eleştirileri çok okudunuz, dinlediniz nasılsa; biraz da diğer tarafa bakalım.
Konu ziyaret mi Erdoğan mı?
Hristiyan dünyasında 1.5 milyar insanın ruhani lideri olan Papa’nın göreve geldikten sonra ilk yurt dışı teması olan İznik odaklı ziyareti, İstanbul’un fethinden bu yana geçen 1000 yıllık kolektif hafızadaki bütün kayıp duygularını tetiklemiş görünüyor. Zira Ayasofya’nın yeniden camileştirilmesi kararının sahibi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görkemli törenlerin naklen yayınlanması yoluyla kilise tarafından da tanınması ve meşrulaştırılması onlar açısından sarsıcı bir durum sayılabilir. Üstelik o Erdoğan, uzun süredir 11 Eylül sonrasında “radikal ve terörist” algısına hapsedilen İslam dünyasının halihazırda dış dünyadaki en güçlü lider imgesini temsil etmekte.
Papa, Hristiyanlığın temel doktrininin inşa edildiği İznik Konsili’nin 1700. yılına denk gelen bu denli simgesel bir zamanlamada, yüzlerce yıldır şeytanlaştırdıkları İslam dünyasının büyük nezaketi ve hoşgörüsü ile kendi ayinini gerçekleştirdi. Dünyayı inananlar ve inanmayanlar hattı üzerinden okuyan tüm toplumların bakış açısı gibi, Hristiyanlar da kendileri gibi olmayanları sapkın, inançsız ve şeytani bir formda algılama lüksüne sahipler. Muhtemelen onların kafasındaki İslam asla böyle bir törensel buluşmaya izin vermezdi. Türkiye Cumhuriyeti, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en üst düzey protokolle karşıladığı Vatikan devlet başkanı Papa Leo’nun bölünmüş kiliseleri bir araya getirdiği bu özel ziyarete büyük bir önem atfetmiş ve gerçekleştirilmesi için gereken tüm desteği vermişti.
Özellikle bazı liberal çevreler açısından Erdoğan’ın tam da insan hakları, demokrasi ve temel özgürlükler noktasında en zayıf olduğu bir dönemde böyle bir meşrulaştırma ona verilen bir hediye niteliğindeydi. Zira sadece Türkiye’ye değil, Erdoğan’a da ayrıca itibar kazandıracak böyle bir simgesel katkı, aynı zamanda otoriterliğin de meşrulaştırılması anlamına gelebilirdi. Demokratik prensipler konusunda bu kadar duyarsız kalınmasından liberallerin pek de memnun olmaması şaşırtıcı değil kuşkusuz. Gündemin insan haklarından çok Avrupa’nın güvenlik ve istikrarına odaklanması kilisenin etik ve maneviyat alanının dışına çıkarak jeopolitik alanı öncelemesi de ayrı bir durum. Vatikan’ın Papa’nın bu ziyareti dolayısıyla ruhani rolünü siyasi bir aktör olarak ortaya koyabileceğini de görüyoruz.
Siyasi mesajlar neler?
Hristiyan inancında temelde papanın yanılmazlığı esası geçerli olduğu için eleştiriler maneviyattan daha çok ziyaretin siyasi içeriğine yönelik. Katolik sağ ve Evanjelik çevreler Papa Leo’nun “İslam ile diyalog” vurgusunu fazla uzlaşmacı bulurken, Hristiyanlığın İslam karşısındaki ahlaki üstünlüğüne ise hiç değinilmediğini söylediler. Papa’nın tüm ziyareti boyunca, hazırlanan logo da dahil, sürekli Türkiye’yi Batı ile Doğu arasında bir köprü olarak konumlandırmasını ve çok fazla öne çıkartmasını da ayrıca eleştirdiler.
Papa’nın Konsil dolayısıyla Patrik Bartholomew ile törensel buluşması ve ekümeniklik iddiasını desteklemesi de ayrı bir başlık açıyor. Kiliselerin 1054’ten bu yana ayrışan dini ve politik duruşuna rağmen İznik Konsilini birlikte anmaları, Ortodoks dünyasında da eleştirilere sebep oldu. 1000 yıl önce kurtuldukları ve uğruna bunca kan dökülen bir farklılaşmadan sonra Papa’nın otoritesini yeniden tanımak anlamına gelebilecek her şey, onlar açısından bir tehdit içeriğini taşıyor.
Rus Ortodoks kilisesi (Moskova Patrikhanesi) açısından ise bu ziyaret, İstanbul Patrikhanesine atfedilen Ekümeniklik iddiası nedeniyle kabul edilemez nitelikte. Onlara göre Fener Rum Patrikhanesinin diğer tüm kiliseleri de kapsayan evrensel bir temsil gücü yok; yani Moskova’yı yok sayamazlar. Fener patrikhanesi Vatikan’ın eşit muhatabı olarak sayıldıkça Moskova patrikhanesinin rolü ister istemez gerilediğinden oldukça mutsuzlar.
Papa’nın yalnızca Patrikhane’ye değil, İstanbul şehrine Doğu ile Batı arasındaki bir diyalog merkezi olarak atfettiği rol de aslında Ortodoksluğu Batı üzerinden şekillendirmeye çalışmaktan başka bir şey değil diye düşünüyorlar. Papa onlara göre yine ortalık karıştırıyor ve Katolik kilisesinin Doğu üzerindeki manevi etkisini Türkiye’nin de desteğiyle artırmaya çalışıyor.
Ziyaretin dünya meseleleri bağlamındaki rolü
Ziyaretin en memnuniyetsiz grupları arasında İsrail’in olduğunu söylemek yanlış olmaz. Papa’nın göreve geldikten sonraki ilk çağrılarından birisi savaşın durması ve Gazze’deki Filistinlilerin karşı karşıya olduğu koşulların kabul edilemezliği. Nitekim Netanyahu’nun sadece camileri değil, kiliseleri de hedef alması, işgal altındaki topraklarda yaşayan Hristiyan cemaatin de aynı soykırımla karşı karşıya olması, İsrail’e karşı insani ve manevi bir blok oluşturuyor.
Vatikan 2015’te bir devlet olarak tanıdığı Filistin’in resmi destekçilerinden birisi. Bu bakımdan ziyaretin Türkiye açısından siyasi beklentiler yönünü ayrıca okumakta fayda var.