Batı’dan Doğan Güneş: Nobel

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Batı sadece bir yön değil, bir bakış açısıdır. İçinde kolektif narsizmin bütün un­surlarını taşıyan, kendi sahip olduğu özellikleri norm ola­rak dayatan, kendinden men­kul birinciliğini her ortamda diğerlerine zorla alkışlattı­ran, kibirli ve sorunlu bir ba­kış açısıdır. Nitekim Edward Said’in ‘Oryantalizm’ dediği şey de, Batı’nın Doğu’yu yal­nızca bir coğrafya olarak değil, aynı zamanda kendi kimliğini tanımla­mak ve bir anlamda kutsamak için kurguladığı bir ‘öteki’ olarak görür. Doğu, ona göre susturulmuş, kendi dilinden ve kendi adına konuşma hakkından yoksun bırakılmıştır.

Bu yalnızca sanatsal ve kültürel düzlemle sınırlı entelektüel bir ta­vır değil, aynı zamanda bir tahak­küm ve iktidar stratejisidir. Do­ğu, yüzyıllar içerisinde emperya­list Batı tarafından kurgulanan bir söylemsel tahakkümünün bir nes­nesine dönüşürken, zamanla kendi kafesini bir güvenlik mekanizması zanneder hale gelmiştir.

Esasen Doğu, Batılılar açısından çoğu zaman kendi konforlu locala­rından izledikleri bir tiyatro sah­nesinden ibarettir; bazen coşkuyla alkışladıkları, bazen öfkelenip yu­haladıkları, bazen sahneyi dağıtıp çıktıkları bir tiyatro sahnesi. Sah­nelenen senaryoyu kendilerine gö­re anlamlandırmak, rolleri uygun buldukları kişilere dağıtmak ve oyunun sonunda kimin ölüp kimin kalacağına karar vermek onlar tara­fından kurgulanmalıdır.

Said’in ifadesiyle “Doğu, çoğu za­man kendi gerçekliğiyle değil, Ba­tı’nın tahayyülüyle var olduğun­dan” seyirciyi coşturacak otantik ve egzotik dekorlar, dramatik çatış­malar ve acımasız finaller Batı’nın normlarına göre tasarlanır. Doğu­lular oyuncu değil, Batı’nın yazdığı metni sahnelemekle yükümlü figü­ranlardır. Kendi rolünden çıkmak isteyen her aktör bedelini ödemek­le yükümlüdür. Takdir ve kınama mekanizmaları ile ödül ve ceza sis­temleri bir arada çalışır.

Bir barış ödülü hikayesi

Bu sene Donald Trump’ın aşırı ilgisinden dolayı manşetlerden in­meyen Nobel Barış Ödülü Venezu­ellalı muhalif Maria Corina Macha­do’ya verildi. Komite Başkanı Jor­gen Frydnes, Machado’yu “karanlık büyürken demokrasinin meşalesini yakmaya devam eden kararlı bir ba­rış savunucusu” olarak tanımlıyor­du. Machado ise ödülü alır almaz bunu ABD başkanına ithaf etmek yoluyla Trump’ın yaşadığı gönül kı­rıklığını bir anlamda telafi etti.

Batı'nın doğulusu olarak tanım­layabileceğimiz Trump, Nobel’e olan ilgisini kanımca epeyce dal­ga geçerek göstermişti. Esasen he­definde Nobel ödül sistemi kadar göreve gelir gelmez ve henüz her­hangi bir pozitif katkı yapma fırsa­tını bile bulamadan Nobel Ödülü­ne layık görülen Obama da vardı. Trump kendisini, neredeyse tüm barışların kurucusu niteliğiyle ko­numlandıran bir lider olarak o da ödül almasın mıydı? Nesi eksikti? Komediye dönüşen Trump-Nobel ilişkisi aslında çok derin bir eleşti­rinin izlerini de taşıyordu.

Nobel türü ödül sistemleri, yal­nızca başarıyı taçlandırmak için değil, aynı zamanda küresel düzey­de hangi hikâyelerin alkışlanacağı­na, hangi seslerin duyulup hangile­rinin bastırılacağına karar veren bir tiyatro denetleme mekanizmasıdır. Sanırım Trump da bunu sergilemek istemişti. Bu sistemin, sahneyi de­korlarıyla birlikte kurup, rolleri da­ğıttığını, hatta final perdesinde ki­min kahraman, kimin figüran ola­cağını belirlediğini herkes gibi o da biliyordu. Nobel tiyatrosunu göz­ler önüne sererek, Batı'nın ürettiği yozlaşmış bir kardinaller sistemini eğlencelik bir orta oyununa dönüş­türmeyi başarmıştı. Ödülü verseler bir türlü, vermeseler bir türlüydü.

Nobel kendisinden bekleneni yaptı ve hem Trump’ın hem de Ne­tanyahu’nun büyük hayranı olan bir muhalif lidere, alkışlar arasında Ba­rış ödülünü takdim etti.

Ödüller ve barışlar

Nobel Barış Ödülü, Batı’nın ödül sisteminin en sembolik araçların­dan birisi. Alfred Nobel’in vasiye­tindeki barışa, silahsızlanmaya ve halkların dostluğuna adanmış olan idealin bugünün dünyasıyla fazla­ca bir ilgisi de yok. Nobel Komite­si, Norveç Parlamentosu’na bağlı olarak çalışıyor ve doğal olarak Ba­tı sisteminin barış kavramsallaştır­masına ve güvenlik algılarına para­lel kararlar veren bir kurum. Önce barışın ne olduğuna, sonra kimlerin barışçı olduğuna karar veriliyor.

Sistem bir yandan uluslarara­sı barışın simgesi gibi sunulurken diğer yandan hangi çatışmaların görünür kılınacağına, hangi lider ya da örgütün “barış kahramanı” olarak sahneye çıkarılacağını da belirliyor. Bu yüzden Nobel Barış Ödülü, barışın kutsallığını simge­ler gibi görünse de bir yandan da uluslararası siyasetin bir uzantısı olarak işlev görüyor. Ödülün kime verildiği kadar, kime verilmediği de önemli olduğundan bazı barış­lar da doğal olarak göz ardı edili­yor. Kanımca bunca kavga kıyame­tin ortasında sahneye Venezuela çıkartılıyorsa vardır bir hikmeti. İzleyelim bakalım.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.321,19 1,53 %
Dolar 46,9770 0,12 %
Euro 53,7210 0,16 %
Euro/Dolar 1,1427 -0,03 %
Altın (GR) 6.182,69 -0,72 %
Altın (ONS) 4.104,00 -0,48 %
Brent 75,5985 -0,47 %