Bazen her şey bireyseldir
Bu yazıyı pazar günü kaleme alıyorum. Yani Amerika-İran anlaşması henüz imzalanmamış ve ortam hâlâ gergin. İlk saldırılar sanırım 28 Şubat’ta idi. Bir müddet sonra saldırılar durdu, karşılıklı tehditler devam etti. Hürmüz kapandı, Amerika, İran’ı abluka altına aldı. Yarın vuruyoruz, öbür gün vuracağız, şimdi vazgeçtik demeler başladı ve aradan geçen onca zaman boyunca aynı senaryo. Ama tam tamına aynı. Aynı muamma, aynı belirsizlik, aynı kararsızlık, aynı anlamsızlık ama her şey aynı. Geldik 14 Haziran’a değişiklik yok. Sabah anlaşma imzalayacağız açıklaması, akşam bombalayacağız tehdidi, ertesi gün yeniden bombalamaktan vazgeçtik söylemi, akşam bir daha anlaşmaya vardık iddiaları, gece tekrar bombalayacağız lafları. Dön dolaş hep aynı patern. Değişen hiçbir şey yok.
Bu tarzın her şeye hakim olması normal değil
Peki, şu ana dek hiç böyle garip bir hadise hatırlıyor muyum? Hayır. Bu kişiler kaynaklı mı, dünyanın değişimi kaynaklı mı? Esas soru bu. Zor olan televizyonlarda, gazetelerde, konferanslarda, panellerde, uzmanlarda. Olanları anlamlandırmaya, yaşananları kalıba sokmaya, teorilerde cevabı bulmaya, rasyonel sebepler aramaya, hiçbir şey olmasa derin devletler, müesses nizamlar, dünyayı yöneten 5 ailelerle olayı açıklamaya uğraşmaktalar. Tamam petrol, tamam ticaret yolları hakimiyeti, Çin’in önüne geçme derdi, İsrail baskısı, damat istedi, silah lobisi, enerji lobisi hepsine tamam. Yok demiyorum ama bunların hiçbiri böyle saçma sapan ilerleyen bir sürecin açıklaması değil. Amerika’nın tarihsel üslubu hiç değil. Bu tarzın, üslubun, dengesizliğin ve devlet anlayışından tamamen uzak yaklaşımların her şeye hakim olması normal değil.
Yüzyıllardır gördüğümüz en garip hadiseler
Bu yaşanan hadiseler diplomaside yüzyıllardır gördüğümüz en garip hadiseler. Bu dünya kimleri kimleri gördü, o yüzden bu süreye en iyi, en kötü, en vahşi, en yanlış demiyorum. En acayip ve en dengesiz diyorum. Ve rasyonel uluslararası ilişkiler bakışıyla tarifi yapılamaz diyorum. Burada ciddi anlamda bir psikoloji meselesi var. Bireysel tavır ve üslubun devletleşme durumu var. Koskoca bir devletin, kişisel üslubun esiri olma meselesi var. Bireyselliğin her aşamada dış politikayı ele geçirmesi var. Kısacası bu sefer yaşananlara bilimsel sebep aramayın. En azından bizim bilimde her cevabı aramayın. Başka dallara bakmak lazım. Her yaşananı dış politika ya da devlet ilişkileriyle çözmeye çalışmayın, kalıp ya da kılıf uydurmayı denemeyin, aslında bazen yaşanan komplike hadiseler, çok basit şekilde açıklanır. Mesele o basit açıklamayı kabul etmek ve evet bu sefer de demek ki buymuş demek gerekir.
Netice itibari ile Amerika’nın İran konusundaki politikasının yüzde 30’u az evvel yukarıda ifade ettiklerimle, yüzde 70’i kişisel tavrın ve üslubun eseri. Bunu kabullenince anlamakta, açıklamakta, 2028 sonrasını öngörmekte daha kolay ve daha isabetli hale geliyor.