Bazı vergi uygulamaları bilançoları bozuyor

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Vergi mükellefi şirketlerin çok sayıda problemi devam ediyor. Kâr payı dağıtım stopajının yüksekliği, kamudan olan alacaklarını tahsil edemedikleri için vergisini ödeyememeleri, bazı giderlerin kabul edilmemesi ve bu giderler için ödenen katma değer vergisinin indirilememesi gibi sorunlar ise başı çekiyor. Bu durum, mali tabloların bozulmasına ve haksız vergi uygulamalarına yol açıyor.

Mecliste görüşülmek­te olan torba kanunla kabul edilen bazı yeni vergi indirim ve istisnaları son­rasında, işletmelerin iştigal ko­nularına göre kurumlar vergisi oranları %25, %20 ve %12,5 ol­mak üzere üç farklı şekilde uygu­lanacak. Türkiye’de şirketlerin ödediği kurumlar vergisi birçok ülkeye göre daha düşük olması­na rağmen, kurumlar vergisi dı­şında kurumları ilgilendiren baş­ka vergi uygulamaları da şirket­ler üzerinde ilave vergisel yükler oluşturuyor.

Kâr dağıtımı stopajının yüksekliği

Bir vergi güvenlik müessesesi olarak uygulanmakta olan sto­paj (tevkifat) uygulaması, vergi mevzuatımızda çok tartışılma­sına rağmen uzun yıllardır yay­gın olarak kullanılmaktadır. Şir­ket kâr payı dağıtımı stopajı, 22 Aralık 2024 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan 9286 sa­yılı Cumhurbaşkanı Kararı ile %10’dan %15’e çıkarılmıştı. Bu tarihten sonra gerçekleştirile­cek tüm kâr dağıtımlarında %15 oranı uygulanmaktadır.

Tam mükellef kurumlar tara­fından; tam mükellef gerçek ki­şilere, dar mükellef gerçek ki­şilere, dar mükellef kurumlara, gelir ve kurumlar vergisi mükel­lefi olmayanlara ve gelir vergi­sinden muaf olanlara dağıtılan kâr payları, gelir/kurumlar ver­gisi tevkifatına tabi tutulmakta­dır. Ancak dar mükellef gerçek kişi ve kurumlar ile gelir ve ku­rumlar vergisi mükellefi olma­yanlar ve gelir vergisinden muaf olanlar açısından tevkifat nihai vergi niteliği taşımaktadır.

Gerçek kişilerce, 2027 yılın­da beyan edilecek 2026 yılı gelir vergisi beyannamelerine göre, 2026 yılı içerisinde tam mükel­lef kurumlardan elde edilen brüt kâr paylarının (temettü) %50’si gelir vergisinden istisnadır. İs­tisna düşüldükten sonra kalan tutar, 400 bin TL olan beyan sı­nırını aşıyorsa beyanname ve­rilmesi zorunludur. Gelir vergi­si beyannamesinde hesaplanan vergiden, tevkif suretiyle öde­nen %15 verginin tamamı mah­sup edilecektir.

Örneğin; 2026 yılında net kazancı 10 milyon lira olan bir şirket, %25 oranı üzerinden 2 milyon 500 bin lira kurumlar vergisi öde­dikten sonra kalan 7 milyon 500 bin liranın ortaklara dağıtılma­sı hâlinde, ilgili şirket tarafından %15 ora­nında 1 milyon 125 bin lira stopaj ödenecek­tir. Sonrasında kalan 6 milyon 375 bin lira or­tağa dağıtılacaktır. Ortak ise eli­ne geçen net kâr payı olan 6 mil­yon 375 bin lira yerine, brüt hak ettiği 7 milyon 500 bin liranın yarısını 2027 Mart ayında gelir vergisi beyannamesi ile beyan edecektir. Başka gelirleri yok­sa, hesaplanan vergiden vaktiyle şirket tarafından ödenen 1 mil­yon 125 bin lira stopajı mahsup ederek kalan kısmı ödeyecektir.

Kanunen kabul edilmeyen giderler ve indirilemeyen KDV

Vergi mevzuatımızda; kural olarak işle ilgisi olmayan giderle­rin gider olarak kabul edilmediği bilinmekte ve buna da herhangi bir itirazımız bulunmamaktadır. Ancak öyle bir noktaya gelinmiş­tir ki, vergi incelemelerinde iş­le ilgisi olduğu hâlde gider kabul edilmeyen harcamalar ve bunlara ilişkin KDV’lerin indirilememesi sorun olmaya devam etmektedir. Aşağıda sıraladığımız bazı gider­lerin kabul edilmemesi (KKEG) tartışılmakta ve haksız bir uygu­lama olarak görülmektedir.

Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV), binek otomobiller için gider olarak gösterilemez ve Ka­nunen Kabul Edilmeyen Gider olarak kaydedilir. Şirket akti­fine kayıtlı olsa dahi; otomobil, motosiklet ve arazi taşıtları için ödenen MTV gider olarak mat­rahtan düşülemez. Binek oto­mobiller için ödenen KDV de indirilecek KDV olarak kullanı­lamaz, binek otomobilin maliye­tine dâhil edilir.

Şirket aktifinde yer alan ve şir­kette kullanılan binek otomobil­lerin amortisman ve yakıt gider­lerinin bir kısmı gider olarak ka­bul edilmez.

Haberleşme faturalarına yan­sıyan Özel İletişim Vergisi (ÖİV), gelir veya kurumlar vergisi mat­rahının tespitinde gider veya ma­liyet unsuru olarak yazılamaz.

Kanunla belirlenen yasal sı­nırları aşan bağış ve yardımlar ile bazı sponsorluk harcamaları ti­cari kazancın tespitinde gider ya­zılamaz.

Yabancı kaynakları öz serma­yesini aşan işletmelerin söz ko­nusu yabancı kaynaklarına ait fa­iz, komisyon, kâr payı ve kur farkı gibi giderlerin %10’luk kısmı gi­der yazılamaz.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) primlerinin gider yazıla­bilmesi için ilgili aya ait primle­rin SGK’ya fiilen ödenmiş olması şarttır. Ödenmeyen SGK primle­ri ticari kazancın tespitinde doğ­rudan gider olarak indirilemez. Tahakkuk eden ve SGK’ya fiilen ödenen primlerin tamamı ilgili dönemde gider olarak yazılabilir.

Sorunlarla ilgili önerilerimiz

Uygulamada mükelleflerin sektörlerine veya mükellefi­yet türlerine göre çeşitli vergisel problemleri olabilmektedir. Hiç değilse yukarıda değindiğimiz ve mükelleflerce öne çıkarılan so­runlara ilişkin bir çözüm veya ko­laylık sağlanmalıdır. Konu etmiş bulunduğumuz sorunlarla ilgili önerilerimiz ise şunlardır;

Kâr payı stopajının yüksekli­ği nedeniyle çoğu aile şirketin­de, kâr dağıtımı yerine ortakların çektikleri paralar cari hesapları­na borç yazılmaktadır. Bu durum­da şirket bilançoları bozulmak­ta, olası vergi incelemelerinde ise ciddi cezalarla karşılaşılmakta­dır. Ayrıca başka hiçbir geliri ol­mayan bazı şirket ortaklarının, şirketten alacakları kâr payının vergi yükünden kaçınmak ama­cıyla, kâr payı almak yerine fark­lı yöntemlerle şirketlerden para çekmeleri mali tabloların bozul­masına ve başka sorunlara yol aç­maktadır. Şirketlerde kâr dağıtım uygulamalarının doğru ve sağlıklı yapılabilmesi, mali tabloların bo­zulmaması, fiktif ve muvazaalı iş­lemlerin önlenmesi amacıyla kâr dağıtım stopajı 5 puan indirile­rek yeniden %10 olarak uygulan­malıdır.

İşle ilgili olmayan birçok gi­derin kabul edilmemesini biz de doğru bulmuyoruz. Ancak yuka­rıda sıraladığımız bazı kanunen Kabul Edilmeyen Giderlerin gi­der yazılabilmesi ve bunlara iliş­kin indirilemeyen KDV’nin in­dirim konusu yapılabilmesi sağ­lanmalıdır.

Bazı vergi maliyetleri yüzün­den şirketlerde belgesiz harca­malar nedeniyle Kasa Hesabın­da fiktif yüksek bakiyeler hem vergi incelemelerinde sorun ol­makta hem de bilançoları boz­maktadır. Örneğin; işyeri kira stopajının yüksekliği nedeniyle düşük kontratlar yapılması, iş­çi ücretlerindeki vergi ve sigor­ta primleri nedeniyle ücretlerin düşük beyan edilmesi, bazı işlet­melerin fatura düzenlemekten kaçınmaları. Bu ve benzeri hu­suslar ise, sağlıklı denetim me­kanizmasıyla önlenebilir.

Kamudan alacağı olan şirketlerin vergi borcu ve finansman sorunu

Bilindiği gibi birçok şirket kamuya iş yapmakta, yaptıkları işler karşılığı hak edişleri için fatura kesmekte; ancak alacaklarını aylarca tahsil edememektedir. Oysa alacaklarını alamadıkları hâlde düzenlemiş oldukları faturaları gelir hesaplarına kaydetmeleri sonucu, kurumlar vergisi ve katma değer vergilerini zamanında ödemek zorunda kalmaktadırlar.

Öte yandan, kamuya iş yapan şirketlerin yeni iş alabilmeleri için “vergi borcu yoktur” yazısını almaları zorunludur. Bu durumda finansman sıkıntısı çeken şirketler, yüksek faizlerle yabancı kaynak bulmak suretiyle vergilerini ödeyerek faaliyetlerini sürdürmeye çalışmaktadırlar. Yaşanan ekonomik sorunlar da dikkate alınarak, kamudan alacağı olan şirketlerin vergi ve SGK borçlarının kamu alacağından mahsubu sağlanmalı veya vergi erteleme imkânı tanınmalıdır.

Yazara Ait Diğer Yazılar