Bedel...

Zeynep GÜRCANLI
Zeynep GÜRCANLI Yedi Düvel zeynep.gurcanli@dunya.com

Döviz kurundaki önlenemeyen – belki de önlenmek istenmeyen- artışın vatandaşa olası etkilerini ekonomistler yazıp çiziyorlar.

Ancak yaşanmakta olan ekonomik krizin tek bedeli vatandaşın üzerine enflasyon olarak binen mali yük değil; İşin bir de dış politika boyutu var.

BAE VELİAHT PRENSİ’NİN ZİYARETİ VE SİYASİ BEDEL

Ekonomik krizin dış politikada ödenen “bedelinin” en somut işareti, Birleşik Arap Emirlikleri Veliaht Prensi Muhammed’in Ankara’ya ziyareti;

Veliaht Prens Muhammed, daha birkaç ay öncesine kadar hem AK Parti yetkilileri, hem de hükümet yanlısı medya organları tarafından 15 Temmuz darbe girişiminin finansörü/arkasındaki gölge güç olarak lanse ediliyordu.

Mesela Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 2017 Haziran ayında yaptığı bir açıklamada aynen şöyle dedi; “Türkiye’deki darbe kalkışmasına, hükümeti gayrı meşru yöntemlerle devirme çabalarına bir ülkenin 3 milyar dolar para desteği sağladığını biliyoruz. Üstelik bu Müslüman bir ülke.”

Çavuşoğlu’nun bıraktığı boşluğu o dönemde hükümet yanlısı medya doldurdu ve darbe girişiminin finansörü ülkenin Birleşik Arap Emirlikleri olduğunu gerek manşetlerden bizzat Veliaht Prens’in fotoğrafıyla, gerek köşe yazılarından duyuruldu.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu çok daha açık konuştu; daha birkaç ay önce, mayıs ayında katıldığı bir televizyon programında “Birleşik Arap Emirlikleri 15 Temmuz’un ABD ile birlikte faili” dedi.

Oysa AK Parti hükümetinin bu iki yetkilisi de halen görev başındayken, 15 Temmuz’un arkasındaki isim olmakla suçladıkları BAE Veliaht Prensi, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Cumhurbaşkanlığı’nda törenle karşılandı. Bir siyasetçi için bundan daha büyük bir “bedel” olabilir mi?

EKONOMİK BEDEL

İşin bir de doğrudan ekonomiyi ilgilendiren tarafı var elbette;

Türk Lirası’nın döviz karşısında güç kaybetmesi, yabancılar açısından Türkiye’deki işletmelerin, taşınmazların, tesislerin de fiyatlarını düşürdü. Bundan en çok yararlanabilecek olanlardan biri de dünyada “dipsiz cepli” olarak anılan petrol zengini Birleşik Arap Emirlikleri. Veliaht Prens’in ziyareti, BAE’nin Türkiye’den bolca alım yapmasının önünü de açabilir. Arap basınında BAE’nin Türkiye’deki özel hastanelerle, savunma sanayi tesisleriyle ilgilendiğine ilişkin haberler çıkmaya başladı bile. Katar’a satılan tank palet fabrikasından sonra, BAE de bakalım Türkiye’deki savunma tesislerine ortak yapılacak mı? Göreceğiz.

LİBYA, SURİYE, İSRAİL POLİTİKALARI NE OLACAK?

AK Parti hükümet yetkililerinin 15 Temmuz’u desteklemekle suçladıkları dönemde BAE, uluslararası alanda Türkiye’nin yakından ilgilendiği meselelerde hep Ankara’nın karşısında pozisyon aldı.

O kadar ki, Libya’da Türkiye’nin kontrolündeki Vatiyye hava üssünde TSK’nın kullanımı için kurulan barakaların bizzat kimlik işaretleri silinmiş BAE savaş uçakları tarafından bombalandığı iddiaları pek çok saygın gazetede de yer aldı.

Sadece Libya da değil; BAE, Suriye’de de, Doğu Akdeniz’de de hep Türkiye karşıtı cephede kendisini gösterdi.

Şimdi Veliaht Prens’in Ankara’da ağırlanmasının dış politikaya da yansımaları olacağı aşikâr;

Malum; Yıllarca Esad rejimini devirmeye çalışan BAE, daha geçen ay Şam’a Dışişleri Bakanı’nı gönderdi. Sırada BAE Veliaht Prensi’nin Şam ziyareti, Esad Suriyesi’nin Arap Birliği’ne yeniden kabul edilmesi var.

Kim bilir?

Belki de bir dönem çokça suçlanan Veliaht Prens, AK Parti hükümetinin Esad ile barışması için araya girer;

Yeni barıştığı İsrail’le Türkiye’nin de normalleşmesi için arabulucu olur;

Erdoğan’ın bizzat Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ile görüşmesinin önünü açar.

Bunları dış politikada “kabul edilebilir”, hatta AK Parti hükümetinin dış politika yanlışları düşünüldüğünde "ödenmesi doğru olacak siyasi bedeller” olarak görmek mümkün.

Ancak eğer iş Doğu Akdeniz’de de taviz vermeye kadar ulaşırsa, bu sadece AK Parti’nin değil, Türkiye’nin geleceği açısından da felaket olur.

AK Parti hükümetinin Birleşmiş Milletler’e sunduğu, Kıbrıs’ta “garantörlük hakkından vazgeçebileceğine” ilişkin vaadini içeren resmi belge vahim. Uluslararası medyada yer alan belge, AK Parti’nin “Mavi Vatan” diye çıkılan yolda, Kıbrıs’ın tümden kaybedilmesine kadar varabilecek yöne girdiğini gösteriyor.

Doğu Akdeniz yetki alanları, Ege’de kara suları ve hava sahası meselesi, Kıbrıs konusu Türkiye’nin milli davalarıdır.

Bugüne kadar yapılan dış politika yanlışlarının “bedeli” olamayacak kadar kritiktir bu konular.

Asıl beka meselesidir.

Bunlar üzerinden “bedel” ödemeye kalkanlar, altında kalır…

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar