Beklenti ve gerçeklik arasındaki ince çizgi
2026 yılının ilk dört ayı, Türkiye ekonomisinde dezenflasyon sürecinin hem kararlılıkla sürdürüldüğü hem de yapısal direnç noktalarıyla karşılaştığı kritik bir dönem olarak kayıtlara geçti. Ekonomi yönetiminin rasyonel politikalara dönüş sürecinde hedeflediği dezenflasyon patikası, piyasa katılımcılarının beklentileri ile TÜİK tarafından açıklanan makroekonomik gerçekleşmeler arasındaki dinamik etkileşimle şekillenmeye devam ediyor. Bu süreçte özellikle enerji, gıda ve hizmetler sektöründeki fiyatlama davranışları, makroekonomik istikrarın kalıcılığı açısından belirleyici bir rol üstleniyor.
İlk sinyal ocakta geldi
Yılın başlangıcı olan ocak ayı, dezenflasyon sürecindeki “ivme kaybı” riskinin ilk sinyallerini verdi. Piyasa Katılımcıları Anketi sonuçlarına göre, ocak ayı için aylık enflasyon beklentisi %3,8 seviyesinde şekillenmişti. Ancak TÜİK tarafından açıklanan veriler, aylık %4,84’lük bir artışla bu projeksiyonun yaklaşık 1 puan üzerinde bir gerçekleşmeye işaret etti. Bu sapma, büyük ölçüde yılın ilk ayına özgü ücret ayarlamaları ve vergi düzenlemelerinin geçişkenlik etkisinden kaynaklanırken, piyasa oyuncularının gelecek dönem tahminlerini daha temkinli bir zemine çekmesine neden oldu. Nitekim Şubat ayı anketinde 2026 yıl sonu TÜFE beklentisinin %23,2’den %24,1’e revize edilmesi, bu temkinli duruşun somut bir göstergesiydi.
Şubat ayına gelindiğinde, para politikasındaki sıkı duruşun iç talebi dengeleme çabaları meyvelerini vermeye başlasa da, aylık bazda %2,5 olan piyasa beklentisinin üzerinde gelen %2,96’lık gerçekleşme, enflasyon ataletinin henüz tam anlamıyla kırılmadığını gösterdi. Mart ayı ise yılın ilk çeyreğinde beklenti yönetimi açısından en başarılı dönem olarak öne çıktı. Katılımcıların %2,18’lik tahminine karşın, gerçekleşen %1,94’lük aylık enflasyon, piyasalara moral verdi ve yıllık enflasyonun %30,87 seviyesinde dengelenmesini sağladı. Bu dönemde döviz kurlarındaki göreceli istikrar ve dış ticaret dengesindeki iyileşme emareleri, makroekonomik tutarlılığı destekleyen temel unsurlar oldu.
Ancak Nisan ayı, küresel ve yerel faktörlerin birleşmesiyle dezenflasyon sürecindeki “katılık” riskini yeniden gündeme taşıdı. Nisan ayı anketinde %2,93 olarak öngörülen aylık enflasyon beklentisi, %4,18’lik gerçekleşme ile ciddi bir negatif sapma gösterdi. Bu durum, yıllık enflasyonu tekrar ivmelendirerek %32,37 seviyesine taşırken, baz etkisinin dezenflasyon lehine çalışmaya başlayacağı döneme yönelik belirsizlikleri artırdı. Özellikle Mart ayından itibaren küresel piyasalarda yükseliş trendine giren petrol fiyatları, enerji maliyetleri kanalıyla enflasyon sepetini doğrudan etkileyerek piyasa tahminlerinde “yukarı yönlü riskleri” tetikledi.
Sıkı para politikası tavizsin sürmeli
Emtia fiyatlarındaki bu dalgalanmalar, dezenflasyon patikasındaki iyileşmenin bir miktar ötelenebileceği ihtimalini güçlendiriyor. Bu durumun uzun vadeli yansıması, enflasyon bekleyişlerindeki bozulma olarak karşımıza çıkıyor. Ocak ayında 24 ay sonrası için öngörülen %16,9’luk enflasyon beklentisinin Nisan ayında %18,02’ye yükselmesi, fiyat istikrarına yönelik güvenin tam anlamıyla tesis edilmesi için daha uzun bir zamana ihtiyaç olduğunu kanıtlıyor.
Sonuç olarak, 2026 yılının ilk dört aylık tablosu, dezenflasyon sürecinin doğrusal olmayan, zaman zaman dışsal şoklarla test edilen bir süreç olduğunu göstermektedir. Nisan ayında görülen ivmelenmenin, hizmet enflasyonundaki katılık ve enerji fiyatlarındaki artışla birleşmesi, para ve maliye politikası arasındaki eşgüdümün hayati önemini bir kez daha teyit etmiştir. Katılımcıların 12 ay sonrası için %23,39 seviyesinde kümelenen beklentileri, ekonomideki normalleşme sürecinin devamı için sıkı para politikasının tavizsiz sürdürülmesinin ve yapısal reformlarla desteklenmesinin şart olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.