Ben ekonomiyi bilmiyorum

Dr. Hakan ÇINAR
Dr. Hakan ÇINAR SIRADIŞI hakan.cinar@mentorgumruk.com.tr

İktisat Fakültesi mezunuyum, hem de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi. Erdoğan Alkin’ler, Gülten Kazgan’lar, Esfender Korkmaz’lar, Toktamış Ateş’ler, Nevzat Yalçıntaş’ların hoca olduğu, efsane diyebileceğim akademisyen kadronun bulunduğu dönemde öğrenim almış bir İstanbul İktisat’lı hem de. Üstüne Yüksek Lisanslar, üstüne doktora da yapınca ekonomiden anladığımı zannettim hep. Yanılmışım, şu son dönemde olan biteni gördükçe, ekonomimizin binlerce kilometre uzaklardaki bir ülkenin tüketici fiyatlarındaki değişimden bile bu denli değişebileceğini hiç katamamışım hesaba.

ABD’deki tüketici fiyatlarının artması ile ülkemiz para birimi değer kaybediyor, döviz yukarı doğru hızla yükseliyor, kişi başı düşen gelir endeksimiz düşüyor ise gerçekten de ben ekonomiden anlamıyormuşum. Ya da yanlış biliyorum, öğrendiklerimiz ve bugüne kadar öngördüklerimizi geriye çekiyorum. Çünkü bugün olana bitene bir anlam veremiyorum.

Hocalarımdan hayatta olanlara sağlık, yaşamını yitirmişlere rahmet dilerken, onlara da haksızlık etmiş olmayayım. Verdikleri bilgilerde bir hata yok aslında. Ama günümüz dünyasında, belki de özellikle ülkemizde demek daha doğru, ekonomide dengeler öyle bir hal aldı ki, varsayımlar ve kuramlar yerle yeksan oldu.

İki gün önce, ABD’de tüketici fiyatlarının beklentiyi aştığına dair haber tüm dünya basınında yer aldı. Haber yayınlanıyor, bizde dolar bir anda yukarı çıkıyor, gram altın zirve yapıyor. Türkiye’deki tüketici fiyatlarındaki artış dahi dövizin böylesine yükselmesine sebep olmazken, ne oluyor da ABD’de olanlar bizi bu denli etkiliyor. TL’mi çok güçsüz, yoksa fazla mı duyarlı, bunu ayırmak hayli zor oldu artık. Her şeye rağmen, bundan sonra bizi nelerin beklediğine dair görüşlerimi aktarmak için de zorlayacağım kendimi.

Ülkemizdeki faiz indiriminin enflasyon ve kurlar üzerindeki etkisini daha önce kaleme almıştım. Şunun şurasında 6 gün sonra, yani 18 Kasım’da yeniden bir Merkez Bankası Para Kredi Kurulu toplantısı gerçekleşeceği için, piyasalar zaten yeterince tedirgin. Çünkü söylenenler ve beklenenler yeni bir faiz indiriminin daha olacağını, doların şöyle 10 TL’ye ulaşana kadar yolunun açık olduğunu işaret ediyor. Ötesini ise kestiremiyorum. Diğer yandan belirttiğim gibi, ABD'de tüketici fiyatları önemli bir artış da gösterince daha bizdeki faiz konusuna gelemeden piyasalarda yukarı seyir başladı. ABD’de Ekim ayında petrol ve gıda fiyatlarındaki yükseliş, 1990 yılından bu yana en büyük artış oldu. Enflasyonunun yüzde 5,9’luk beklentiye rağmen yüzde 6,2 olarak açıklanması ve son 31 yılın zirvesine yükselmesi belli ki bizim piyasalarımızı da tedirgin etti. ABD’ye biz de sizin kadar üzgünüz mesajı olsa gerek. ABD'nin 10 yıllık tahvil faizinin, dünkü düşüşünün neredeyse tamamını telafi ederek tekrar yüzde 1,48'e çıkmasının küresel dolar talebini artırdığı göstergesi herhalde dünyada en çok bizim ülkemizde bu denli algılanmış olmalı ki, en büyük reaksiyonu veren ülke de biz olduk. Öte yandan Kasım ve Aralık ayında var olan dış borç geri ödemelerimizin de kur üzerinde baskın olduğunu düşündüğümüzde, TL’yi zayıflatacak faiz indirimi konusunun yeniden gözden geçirilmesi bence kaçınılmaz.

Peki, hiç mi iyi şeyler olmuyor ülke ekonomisinde diye baktığımızda ise, ilk sıraya şüphesiz ihracattaki artışı koymak gerekiyor. 20,8 milyar dolar gelen Ekim ihracatı tüm zamanların en yüksek rakamı olurken, ihracatın ithalatı karşılama oranı ise %93,4 olarak gerçekleşti. Burada ciddi bir artışın var olması, üretimde önemli miktarlarda yükseliş olmamasına rağmen rakamın yukarı doğru seyri ve dış ticaret açığının kapanması elbette pozitif bir gelişme. Ancak her yılın sonunda dış ticaret açığını biraz daha kapatalım motivasyonu ile ithalatı zorlaştırmaya çalışma hatasına umarım bu yıl düşmeyiz, zira bu doğrudan ihracatın da düşmesine neden olacağı gibi, maliyet artışları getireceğinden yükselen enflasyonu daha da körükler.

Gelelim sonuç bölümüne. Aslında sebebi dışarda aramak yerine kendimize bakmamızın en doğru çözüm olacağını düşünenlerdenim. Fiyatları sürekli yukarıya doğru taşıma eğilimi, otomotivden konuta, sebzeden meyveden beyaz eşyaya, kısaca neredeyse her üründe, hepimizin alışkanlığı haline geldi. Enflasyonlu günlere çok çabuk yeniden adapte olduğumuz gibi, döviz üzerindeki spekülasyonları da yaratan yine aynı bizleriz. Pazardaki fiyat artışlarının önüne geçmek için elbirliği ile çaba gösterir, fırsatçılığı hep beraber bir yana koyar, üretim ve yatırıma biraz daha fazla kanalize olabilirsek, devlet politikalarını bir tarafa koyuyorum, bizler de üzerimize düşeni yapmış oluruz. Geçtiğimiz gün TV’de haber programında gördüğümü söyleyeyim, araç 350 bine satılmadı, geldim bugün 400 bin TL etiket koydum diyor vatandaş. Bu bir akıl tutulması olsa gerek. Kiracılarını sırf daha yüksek rakama kiraya vereceğim diye evinden eden bu zihniyetin sahibi de bizleriz, bunu engellemeyen de, sadece oturup konuşan da. Eğri oturalım, ama doğruları da konuşalım. Çuvaldızı batıralım batırmasına doğru yerlere, ama iğneyi de kendimize saplamayı ihmal etmeyelim. Yoksa yarın bunu düşünmek ve tasarlamak için çok geç kalmış olacağız.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Bir bu savaş eksikti 12 Ağustos 2022
Eğitimde “mış” gibi 05 Ağustos 2022
Buyrun BDDK’dan yakın 01 Temmuz 2022