19 °C
Dr. Hakan ÇINAR
Dr. Hakan ÇINAR SIRADIŞI hakan.cinar@mentorgumruk.com.tr

“Ben sizin bildiğiniz krizlerden değilim”

Türk filmlerinin unutulmayan klişe repliklerinden biridir, “Ben sizin bildiğiniz kızlardan değilim”. Hepimiz duymuşuzdur bu sözü. Ben de o cümleden esinlendim ve repliği krize uyarladım. Ve dedim ki, demek ki bir bildiğimiz hali var krizin, bir de bilmediğimiz. Ve düşününce bu krizin gerçekten de bildiğimiz ve alışkın olduklarımızdan bir hayli farklı olduğuna kanaat getirdim hepimiz gibi. En azından 20. yüzyılda doğan bizlerin yaşamadığı türden bir kriz. Tabi yazımı sadece mevcut durumu resmederek değil, bizi bundan sonra nelerin beklediğine de değinerek noktalayacağım.

Bildiğimiz krizler ile içinde bulunduğumuz pandeminin arasındaki en önemli farkın, makro düzeyde bakıldığında ilk kez neredeyse tüm dünyayı sardığını söylemek ile başlamalıyım söze. Bundan önce yaşanılan tüm krizler; belirli bölgeleri kapsamakta ve etkileri yavaş yavaş yine belli bölgelere yayılmakta iken; ağırlıklı finansal oldukları için; ne bir seyahati engelliyor idi, ne insanların tatil yapmasını, ne fuarları, ne de diplomatik seyahatleri. Bu kez ortada her zamankinden farklı bir tablo ile karşı karşıyayız.

Kriz sağlık krizi olarak başladığında, hepimiz bu gelişmelerin eninde sonunda finansal bir krizi doğuracağını hepimiz tahmin ettik. Şubat ayında ve mart başında önce sağlık tedbirlerine daha fazla eğilmek gerekir, ekonomistlerin daha sahne almak için sıraları gelmedi, en erken Mayıs ayı ve sonrasında dediğimde de bunu kastetmiştim. Sağlık problemleri ile başlayan krizin, insanların normal yaşam seyrini neredeyse tümü ile durdurmaları ile ekonomilerin de durma noktasına geleceği ilk şok anında fark edilemese de, çok kısa bir süre sonra kendisini gösterdi. Gerek işverenler gerekse devlet yönetimleri çok geçmeden bazı tedbirleri almak için kolları sıvadılar.

Ancak zor olan, bu durumun ne zamana kadar süreceğini kestirememek idi. Ve asıl altı çizilmesi gereken bir diğer önemli nokta ise; yaşadığımız hiçbir krizin “esnaf” seviyesine inmemişken, bu kez berberinden taksicisine, bakkalından terzisine kadar tüm esnafın da kepengini uzun bir süre kapatmak zorunda kalması idi ki, bu da eşine rastlanmamış bir durum ortaya çıkardı. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 1 Temmuz 2020 tarihli 163. raporunda dünya çapında pandemiden etkilenen kişi sayısının 10 milyon kişiyi aştığını belirtirken, Haziran başında yayınlanan raporda bu sayı 6 milyon kişi idi. Yani, dünya çapında etkilenen kişi sayısı sadece 1 ayda yaklaşık %67 artmış durumda. Yine yayınlanan verilerde son bir ayda ölen kişi sayısı yaklaşık %40 arttığı ve 371 bin kişiden 508 bin kişiye ulaştığını görmekteyiz. Her ne kadar Çarşamba günü ABD’den gelen aşı bulundu haberine rağmen, salgının ve dolayısı ile ekonomik krizin bir süre daha gündemimizden düşmeyeceğini ve hayatımızı etkilemeye devam edeceğini söyleyebiliriz.

Ekonomide neler olduğuna ise kısaca göz atmakta yarar var. IMF’nin küresel büyüme tahminleri, sadece 3 aylık bir süre sonunda tamamen negatife dönmüş durumda. Ocak ayında dünya ekonomisinin %3.3 oranında büyümesini bekleyen IMF’nin bugünkü tahmini %3 küçülme. Büyük Resesyon olarak adlandırılan 1929 Büyük Buhranı’ndan beri dünyanın yaşadığı en büyük kriz olarak görülen 2009 yılındaki krizde, küresel büyümenin %-0,1 olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda neden bu krizin önceki krizlere benzemediğini anlamak daha kolay olacaktır. IMF’nin tahminlerine göre dünya ekonomisi 2021’de %5.8 büyüyecek ve krizin etkilerini bir ölçüde üzerinden atacak. Ancak yaşanılan yüksek oranlı daralma, dünya ekonomisindeki kaybı 9 trilyon dolarlara getirecek. IMF’ye göre Türkiye’nin büyüme oranı ise %-5. Enflasyon %12, cari fazla % 0.4, işsizlik oranı ise %17.2 olarak gerçekleşecek.

Turizm ile elde edilecek gelirler bu yıl ne yazık ki olmayacak, ihracatımız ise yıl sonunda muhtemelen %10-15 aralığında seviyelerinde gerileyecek, hizmet sektörlerinde daralma olacak ve elbette milli gelir bu durumdan etkilenecek. Tüm alınan tedbirlerin de azalan iş hacmi nedeniyle oluşan gelir kayıplarını kısmen telafi edebilecek, ancak ebette etkisi çabuk geçmeyecek.

Bu kriz diğerlerinden farklı, etkileri ve kapladığı alan da oldukça geniş. Belki ülke olarak en önemli avantajımız, krizlere diğer ülkelerden çok daha fazla alışkın olmamız. Ancak bunun arkasına sığınmamamız; gerek sağlığa, gerekse ekonomiye ilişkin tedbirleri sıkı tutmamız, ülkece üretmeye ve verimliliğe daha fazla odaklanmamız krizi çok daha hızlı bir şekilde geride bırakmamızı sağlayacaktır.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap