Biden’ın fazlasıyla Trump'çı İsrail politikası

İlter TURAN
İlter TURAN SİYASET PENCERESİ dunyaweb@dunya.com

Belki biraz safça bulunacaktır ama Gazze’daki son çatışmalar karşısında Beyaz Saray’dan neşet eden aşırı İsrail yandaşı tepkileri biraz şaşkınlıkla karşıladık. Trump’ın dört yıl sürdürdüğü saçmalıklarla dolu politikadan sonra Biden’ın daha mantıklı bir politika izlemesi ümidi doğmuştu. Hafta sonuna doğru Biden’in İsrail’in saldırılarını durdurması ve bir ateşkese yanaşmasını talep etmesi ile bu ümitler tekrar canlanır gibi oldu. Ancak bu adım, Biden’in Trump’ın İsrail’e “tereddütsüz destek verme” politikasına tamamen sadık kalmakta ısrar ederken, İsrail’in Gazze’de sivil halka karşı inanılmaz dehşet uygulamasına ses çıkarmamasından sonra geldi. Hamas roket saldırılarına karşı, en iyimser ifade ile orantısız, daha sert ifade edilirse, savaş suçu oluşturan İsrail’in eylemlerini destekleme tercihi, Biden’in Obama dönemi başkan yardımcısı olduğu dönemde izlenen politikadan üzücü bir kopmaya işaret ediyordu. Obama dönemi Beyaz Sarayı yeni yerleşim bölgeleri açılmaması konusunda İsrail’i sık sık uyarıyor, İsrail güvenlik kuvvetlerinin sertliğini ve orantısız güç kullanımını kamuoyu önünde eleştiriyordu. Biden’in aklının başına gelmesi neden bu kadar uzun zaman aldı?

Biden’in daha erken bir dönemde İsrail’i eleştirmekteki isteksizliğini nasıl bir çerçeveye oturtabiliriz?

Biden siyasetini birkaç faktör şekillendiriyor. İlkin, Biden ABD’deki azınlık etnik lobilerine karşı aşırı bir duyarlılık sergiliyor. Kendisi uzun yıllar Rum kökenli kalabalık nüfusa sahip Delaware eyaletini temsil etti. Kısmen bu nedenle Yunanlılara ve Kıbrıs Rumlarına makul ötesi bir sempati besliyor. Yine, bir oranda da Kaliforniya’da önemli bir Ermeni seçmen kitlesini temsil etmiş Kamala Harris’in etkisiyle Ermeni lobilerinin taleplerine de duyarlı davrandı. Şimdi de Amerikan Musevileri arasında güçlü ve organize destek bulan İsrail’e arka çıkıyor.

İkinci olarak, bir siyasi hesap meselesi var. Biden 2022’de yapılacak Kongre seçimlerini düşünmek zorunda. Partisinin gerek Temsilciler Meclisi’nde gerek Senato’da sahip olduğu kırılgan çoğunluğu kaybetmekten endişe ediyor. Kongre üyelerinin kendi seçim bölgelerinin gereklerini parti disiplininden üstün tutmaları nedeniyle, Demokratlar çoğunluğa sahip olmalarına rağmen Biden istediği politikaları hayata geçirmekte zorlanıyor. Eğer Temsilciler Meclisi’nde veya Senato’da ya da her ikisinde çoğunluğu yitirecek olursa, programlarını gerçekleştirmesi imkansızlaşacaktır.

Son olarak, uluslararası politikaya dönecek olursak, Biden Ortadoğu’daki geleneksel ve otoriter Arap rejimlerine koruma desteği vermeyi ve onlarla birlikte çalışmayı vaat etti. Bunun karşılığında da, söz konusu rejimler İsrail ile ilişkilerini iyileştirdiler. Biden şimdi İsrail’i eleştirerek, Arap rejimlerinin de aynı şekilde davranmalarına yeşil ışık yakmak istemiyor. Söylediğine göre sessiz diplomasi uyguluyormuş. Özel görüşmelerde Netanyahu’ya daha sert bir tonla hitap ettiği ifade ediliyor ki, nihayet bu tonunu kamuoyu önünde de kullanmaya mecbur kaldı. Bu sert üslubun kapalı kapılar arkasında değil, kamuoyu önünde kullanılması sanıyorum İsrail’in elini zorlamakta daha etkili oluyor.

Evet, iki tarafı keskin bir kılıç. Biden bir taraftan, ülkesi içindeki bir kesimi tatmin etmek için İsrail’i desteklediğini göstermek zorunda; diğer taraftan böyle yaparak Ortadoğu’daki Arap rejimlerini zora sokuyor. Tabii, Biden’in ilgilendiği kesim bu ülkelerin halkları değil, otoriter liderleri. Peki, otoriter liderlerden neden hiç ses çıkmıyor?

Karşımızda kitlelerin yeterince desteğini alamayan dikta rejimleri var. Geleneksel rejimler, toplumdan gelen eleştirel seslere cevap vermekte bir hayli isteksiz, diğerleri ise zaten zamane diktatörlüğü. Hepsi iktidarlarını ve güvenliklerini korumak, bazıları ise bunlara ek olarak iktisadi refahları açısından ABD’ye bağımlı. Dolayısıyla, Amerikan tercihlerine kendi kamuoylarının onaylamadığı ölçüde duyarlı olmak mecburiyetindeler. ABD ise mevcut İsrail politikasını sürdürebilmek için otoriter geleneksel liderlere ve diktatörlere ihtiyaç duyuyor.

Şimdi İsrail’in de otoriter bir başbakanı var. ABD’nin İsrail’in aşırılıkları karşısında sergilediği hoşgörü, İsrail demokrasisini zayıflatıyor mu, nasıl?

Bu konuyu kısa ve uzun vadeli farklı perspektiflerle ele alabiliriz. Kısa vadeli bakıldığında, İsrail siyasetinde bir tıkanma yaşandığı görülüyor. Sık sık yenilenen seçimler bir türlü istikrarlı bir hükümet üretemiyor. Netanyahu son seçimlerde başbakan olarak kalmasına imkan verecek bir çoğunluk oluşturamadı. Ancak, şimdi başlayan kavga, içinde Filistinli Arapların da yer aldığı ve Netanyahu yönetimini kolayca sonlandıracak bir hükümetin kurulmasını adeta imkansızlaştırdı. Dolayısıyla bu kavga Netanyahu’yu siyaseten kurtarmaya yaramış gibi görünüyor.

Konuya uzun vadeli yaklaşıldığında, İsrail’in sürekli olarak Filistinlilerin varlığını inkar etmesi, onlara sanki insan değillermiş muamelesi yapması, ve terör tehlikesini bahane ederek onları yok etmeye çalışması mümkün değildir. Eğer nihai hedef barışın tesisi ise, ABD’nin İsrail’e verdiği koşulsuz destek İsrail’in güvenliğini zayıflatmaktadır çünkü bu yaklaşım İsrail’in Filistinliler denen bir nüfusun varlığını, bunların tecrit ve kamplara mahkum edilip sürekli bombaların hedefi yapılamayacağını ve kendi devletlerine sahip olmaları gerektiği gerçeklerini kabul etmesini zorlaştırıyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Yeniden düşünme zamanı 30 Ağustos 2021
Taliban’ın yükselişi 23 Ağustos 2021
Yeni bir göç krizi mi? 19 Temmuz 2021