Bir COVID-19 testi macerası

Dr. Uğur TANDOĞAN
Dr. Uğur TANDOĞAN NOT DEFTERİ tandogan2007@gmail.com

Almanya’dan konuklarımız vardı. Tatilleri sona erince geçtiğimiz pazar günü için biletlerini aldılar. Ancak Almanya COVID-19 PCR testi istiyordu. Testin de uçak saatinden önceki 48 saat içinde alınması koşulu vardı. Uçuşları öğle saatlerinde Edremit’ten idi. Demek ki, testin cuma öğlesinden uçak saatine kadar yaptırılması ve pazar sabahına kadar da sonucunun alınması gerekiyordu. Bize en yakın yer Ayvacık idi. Uçuş gününden bir hafta öncesi araştırmaya başladım. Hafta sonları testin Devlet Hastanesi’nde yapıldığını öğrendim. Hastaneye telefon ettim. Telefonda ulaştığımız görevli “Cumartesi sabahı erkenden gelirseniz olur. Biz örnekleri alıyoruz. Örnekleri Çanakkale’ye yolluyoruz. Sonuçlar akşama kadar alınıyor” dedi. Planımız tamamdı, cumartesi erkenden gidip testi yaptıracaktık. Konuklara “Test işini öğrendim; plan tamam. Siz, tatilinizin son haftasının tadını çıkarmaya bakın” dedim.

Uçuş günü yaklaşınca emin olmak için hastaneyi bir kez daha arayayım dedim. Cuma günü aradım. Görevliye durumu anlattım. “Yarın erkenden geleceğiz, akşama kadar sonuçları alırız değil mi? Uçakları ertesi gün öğlende” dedim. Telefondaki görevli “Biz sadece örnekleri alıp yolluyoruz. Sonuçlar Çanakkale’den geliyor. Genelde aynı gün sonuçlar çıkıyor. Ama kesin bir şey söyleyemeyiz” dedi. Bunun üzerine “Testi bugün öğleden sonra yaptırırsak daha güvenli olmaz mı?” diye bir çözüm önerecek oldum. Telefondaki görevli “ Fark etmez. Aldığımız örnekleri günde bir kez, öğlende yolluyoruz. Örnekleri bugün öğleden sonra da alsak, cumartesi öğlende yollayacağız” deyince Ayvacık alternatifi suya düştü.

Bir başka alternatif Ezine olabilirdi. Hem orası Çanakkale’ye daha yakındı. Ezine Devlet Hastanesi’ni aradım. Onlar da örnekleri Çanakkale’ye, ama daha erken yolluyorlardı. Aynı gün içinde sonuçlar belli oluyordu. Fakat yine kesin değildi. Durumu anlatınca oradaki görevli “Çanakkale’ye gitseniz sizin için daha iyi olur” dedi. Çanakkale’yi, üniversite hastanesini aradım. COVID-19 Acil Servisi, 24 saat açıktı. Ödemede de sorun olmayacaktı; vezne de açıktı. Konuklara “Plan değişti. Yarın Ayvacık yerine bu akşamüstü Çanakkale’ye gidiyoruz” dedim. Ülkemizin ne kadar dinamik ülke olduğuna bir kez daha tanık oldular. Almanlara, kıskanacakları bir şey daha çıkmıştı.

Akşamüstü konukları da alıp yola çıktım. Saat 18.00 dolaylarında ÇOMÜ-Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi’ne vardık. Testin yapıldığı Acil Servisi bulduk. Zaman zaman yağmur çiselese de dışarda güzel bir hava vardı. Ancak Acil Servis’in bekleme salonu doluydu. Bir kısım insan oturmuştu, bir kısım da nezarethanede volta atar gibi içerde dolanıyordu. Ama sanki suç mahallinden yeni derdest edilip getirilmişlerdi, hepsi maskeli idi. Salondan hızlıca geçip bir içerdeki masaya yanaştım. Ben, 65 yaş üstü yüksek riskli kişi olarak bir an önce işleri ayarlayıp, kendimi dışarı atmak istiyordum. Masadaki görevli kadına “Test yaptıracağız. İşlem için ne gerekli, parayı nereye yatıracağız?” diye sordum. Başı kalabalıktı ve aynı zamanda da telefonlara cevap veriyordu. “Burada kayıt olacaksınız” dedi ve tekrar çalan telefonuna döndü. Birden başka bir görevli sahneye girdi. “Arkadaşlar, COVID-19 testi yaptırmaya gelmişsiniz. Belki bazılarınızda da virüs var. Neden burada bekliyorsunuz? Burası riskli, dışarı çıkın, açık havada bekleyin” diye uyardı. Kalabalıkta bir hareketlenme yaşandı. Dışardaki salon da boşalır gibi oldu. Hep birlikte açık havaya çıktık.

Temiz hava beklerken bizi bir duman bulutu karşıladı. Bir vatandaş kapının dibindeki demir parmaklığa oturmuş, maskesini indirmiş, sigarasını tüttürüyordu. Yüzünün görünen kısmına bakılırsa 60 yaş üstü birisi idi. Dayanamadım “Şu zıkkımı ille bu kapı dibinde içmek zorunda mısınız?” diye çıkıştım. Adamda cevap hazırdı “Yağmur yağıyor, ıslanalım mı?” dedi. Sonra da yerdeki izmaritleri gösterdi “Bak, herkes içmiş”. Ayıbına ortak da bulmuştu.

Görevli kadının masası önünde kimse kalmayınca bizim Alman konukları da yanıma alıp içeriye hamlemi yaptım. Durumu anlattım. “Almanya’ya gidecekler. Uçağa binmeden COVID-19 testi isteniyor” dedim. Kayıt yapan görevli kadın sordu “Uçak ne zaman?” “Pazar günü öğlende”. Gözlerini kapatıp düşündü, hesap yaptı. “Yarın öğleden sonra gelmeniz gerek” dedi. “Neden ama, 48 saat içinde diyorlar” dedim. Görevli “Evet 48 saatti, ama şimdi uçaklar 24 saat öncesi istiyor; yeni güncellendi” dedi. Bunun anlamı, ertesi gün bir 200 km daha yol yapacaktım. Alman konuklardan birisi Türkçe biliyordu. Diğer delikanlıya çeviriyi yapınca Almanın yüzünde bir şaşkınlık ifadesi belirdi. Görevli ile tartışacak halimiz yoktu. Öyle ya, burası bir üniversite hastanesi idi. Biz onlardan daha mı doğru bilecektik? Başa gelen çekilecekti. Dışarı çıktık. Biraz önce sigara için çıkıştığım kişi yine sigara içiyordu. Belli ki, eski izmaritini yerdeki mevcut izmarit stokuna eklemiş, yeni bir sigara yakmıştı. “Belki de koronayım. Bırak da ölmeden şu son sigaramı bari rahat içeyim” der gibi bir ifade ile arsız arsız yüzüme baktı.

Belki işin doğrusunu bilet satanlardan öğrenmek en kolay yoldu. Eğer kurallar değişmişse havayolu şirketi bunu bildirmiş olmalıydı. Hemen üçümüz de telefonlarımıza baktık. Mesaj yoktu. Yine de emin olmak için bileti aldığımız havayolu şirketini aradım. “Almanya COVID-19 testi istiyormuş. Kaç saat öncesine kadar test alınmış olmalı?” dedim. Bilet satışındaki görevli gayet net biçimde “48 saat” dedi. “Demek öylesine yeni değişmiş ki, bu görevlinin bile haberi yok” diye düşündüm. Ama yine de belli olmaz, biraz daha araştıralım dedim.

En sağlam bilgiyi Almanlardan alırız diye düşündük. Alman konuk Hamburg’daki arkadaşlarını aramaya koyuldu. Benim aklıma da Alman Konsolosluğu geldi. İzmir’i aradım. Gerçi bir cuma akşamı, mesai saati dışında konsoloslukta birisini bulmak bir mucize olacaktı. Ama o mucize gerçekleşti. Telefona birisi cevap verdi. Birden kendimi bir İkinci Dünya Savaşı filmi seyrediyor sandım. Koyu Alman aksanlı bir Türkçe ile kötü bir azar işittim. “Deprem diye buradayız. Vize için pazartesi günü arayın” dedi. Telefon yüzüme kapanmadan bir çırpıda durumu anlatıp hemen sordum “Kaç saat önce?”. Alman kadın kesin konuştu “48 saat” dedi. Belki konsolosluğun da haberi yok diye bir şüphe düştü içime.

Yine bunu en iyi uçak şirketleri bilir deyip bir özel hava şirketini aradım. Oradan da “48 saat” cevabı gelince durum açıklığa kavuştu; acildeki görevli bize yanlış bilgi vermiş, bizi yanıltmıştı. Tekrar Acil’e gittik. Görevli genç kadın “Yine mi siz? Anlattım biraz önce size” bakışı ile bize baktı. Bu kez kesin konuşma sırası bizde idi. “Sorduk soruşturduk; Alman Konsolosluğu’na kadar ulaştık. Süre, 24 değil 48 saatmiş” dedim. Bunun üzerine görevli kadın hiç itiraz etmeden “Öyle mi” deyip kayıt işlemlerine başladı.

Ben 65 üstü riski yüksek kişi olarak kendimi dışarı attım. Dışarda güzel bir hava vardı. Arabamı Acil Servis’e epey uzak bir yere park etmiştim. Oraya gidip bekledim. Alman konuklar örneklerini aldırıp geldiler. Test sonuçlarını öğrenmek için iki barkod numarası vermişlerdi. Cumartesi günü e-Nabız sitesinden sonuçları öğrendik. Sadece barkod numaralarının birindeki karakterlerden birisinin “sıfır mı yoksa o mu?” karışıklığından doğan ufak bir kriz yaşadık. Ama sonunda mutlu sona eriştik; sonuçlar negatifti. Negatifliğin bu kadar sevildiği bir dönem olmamıştır herhalde diye düşünüp güldüm.

Sonuç

Size her zaman, her konuda bir benzeri başımıza gelen Türkiye klasiği bir macera anlattım. Bu maceradan çıkarımlarım şöyle: Bilen, bilgisinden emin olan kişi bulmak bu ülkede zor. Kesin hiç bir şey yok. Çünkü her şey her an değişebiliyor. Hiçbir bilgiye güvenemiyorsunuz. İnsanımız hala tehlikenin farkında değil. Kapalı alanlarda bulunmanın, yakın temasın ve bulaşma riskini kavramış değil.

COVID-19 testinin verildiği yerdeki, en hayati yerdeki kişi yanlış bilgi verdi. Eğer 24 saat bilgisini tekrar araştırmasa idik, oradan test yaptırmadan dönecek, ertesi gün bir daha gelecektik. Bunun bir ekstra maliyeti olacaktı. Belki test sonuçları yetişmeyecek, konuklar uçaklarını kaçıracaklardı. Bunun tersi de olabilirdi. Yanlış bilgi veren bu kişi, doğrusu 24 saat iken, 48 saat de diyebilirdi. Sonuçta yine uçağı kaçırabilirlerdi. Enformasyon önemli bir şeydir. Kayıt yapan kişi de bunun farkında olmalı, bu konuda da iyi eğitilmelidir. Bir üniversite hastanesinde, böyle önemli bir masaya, doğru bilgi verecek birisinin oturtulması gerekir.

Test yaptırmaya gelenler, Acil Servis’te beklerken COVID-19 kapabilirler. İçerdeki kalabalık sorunu çözülmelidir. Belki bir numara ve anons sistemi ile bu sorun çözülebilir.

Sigara, kötü bir alışkanlık. Neredeyse Azrail’e bile “Abi bu son sigarayı da bir içeyim de öyle canımı al” diyecek nitelikte bağımlı, oksijen bulduğu her yerde dumanını tüttürebileceğini sanan, çevresine saygısız ve arsız tiryakilerimiz de var.

Sağlıklı günler, sağlıklı nefesler dileklerimle…

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Perşembenin gelişi 18 Şubat 2021
Tutku ve başarı 14 Ocak 2021
Yönetimde şeffaflık 07 Ocak 2021
Utanma duygusunun mutasyonu 31 Aralık 2020