17 °C
Alaattin AKTAŞ
Alaattin AKTAŞ EKO ANALİZ ala.aktas@gmail.com

Bir doktorun “şahane” feryadı!

“Hem feryat edilir, hem de bu şahane olur mu” diyebilirsiniz tabii ki. Bazı şeyler öyle güzel söylenir, bazı feryatlar da öyle güzel dile getirilir ki, “şahane” tanımlaması hiç de tuhaf kaçmaz. Ne demek istediğimi birazdan anlayacaksınız.

Çocukluğumun geçtiği Kayseri’deki evimiz (eksik olmasınlar, yerel yönetimlerin tümüyle yok ettikleri) kısmen tarihi sayılabilecek eski evlerin de bulunduğu Tavukçu Mahallesi’ndeydi. Küçük avlusu olan bir evde dayımlarla birlikte oturuyorduk. Anneannem, biz büyükanne derdik, rahatsızdı ve bir gün onun için eve doktor gelmesi gerekti. Herhalde beş-altı yaşındaydım. Doktor geldi ve ben büyük bir şaşkınlık yaşadım. Doktor elinde çantası sıradan bir adamdı çünkü! Kafamda nasıl bir kişi yaratmışsam artık... Oysa doktor olağanüstü biri olmalıydı.

Doktorların da sıradan insanlar olduklarını ama olağanüstü işler yaptıklarını daha sonra çok iyi öğrenecektim. Başta ağabeyim, yeğenlerim, onların eşleri, kuzenlerim derken şimdi yakın çevremde en az on doktor var ve nasıl olağanüstü bir iş yaptıklarını çok iyi biliyorum.

Dışarıdan olan gözlemime benim için olağandışı bir ek yaptım. Geçirdiğim bypass ameliyatının ardından bu konuda kitap yazmadan önce bir bypass ameliyatını canlı canlı izledim.

Hastanın başucunda duruyorum; göğüs tümüyle açılmış, kalp ortada. Şaşkınlıkla izliyordum kalbin durduruluşunu, damarların değiştirilmesini ve sonra “Hadi çalıştıralım” diyen ameliyatı yapan doktorun talimatıyla elektrik verilerek yeniden çarpmaya başlayan kalbi... Olağanüstüydü, olağanüstü!

İşte hafta sonu telefonuma gelen mesajdaki ilk satır beni bu yüzden bir anda sarıp sarmaladı.

“Siz hiç bir insanın içini gördünüz mü, canlıyken, kalbi atarken” diye başlıyordu yazı. Hekim olmadığım halde bir insanın içini gördüğümü hatırladım. Yazan kişinin imzası da vardı; Dr. Hüsrev Çetin. Ama acaba gerçekte böyle biri var mıydı, bu yazı ona mı aitti, emin olmak istedim ve merakımı birkaç dakika içinde giderdim.

Buldum Hüsrev Çetin’i. Kendisi İzmir-Menemen’de yaşayan bir KBB uzmanıydı. 18 Eylül’de yazdığını söyledi bu satırları. Pandemi dolayısıyla tüm sağlık çalışanlarının büyük fedakarlıkla görev yaptıklarını, ama son zamanlardaki bazı açıklamaların kendisini yaraladığını, üzdüğünü belirtti. Sonra oturmuş bunları yazmıştı.

Dr. Çetin’in bu satırları sosyal medyada bir anda çok hızlı bir şekilde yayıldı. Siz de hafta sonunda bir yerlerde okumuş olabilirsiniz. Ama bir de burada okuyun, sindire sindire okuyun ve kesip saklayın derim.

★★★

SİZ

Siz hiç bir insanın içini gördünüz mü?
Canlıyken, kalbi atarken!
Damarlarında kanı dolaşırken!
Bir de içinde bir dert aradınız mı?
Ben aradım!

Siz kanser olduğunu bir insanın, Daha kendi bilmeden.
En yakını, en çok seveni duymadan!
Teşhisini koyup ağladınız mı?
Ben ağladım.

Siz hiç kanayan yaraya el bastınız mı?
Düşünmeden bir şey bulaşır mı diye!
Açık yaraya dibinden baktınız mı?
Gözünüze sıçrayan kandan, hepatit kaptınız mı?
Ben kaptım.

Siz hiç bir tümör gördünüz mü?
Dokuz yaşında bir çocuğun kafasının içinde,
Görünce anlayıp yakın olan ölümünü,
Ve bunu annesine nasıl söyleyeceğinizi düşündünüz mü?
Ben düşündüm.

Siz hiç başınız sağ olsun dediniz mi?
Hastayı ne halde getirdiklerini unutup!
Kapıda umutla bekleyen kalabalığa.
Bir babaya, bir anaya, bir evlada! Ben dedim.

Siz hiç bir gece vakti, kalkıp sıcak yatağınızdan,
Polisle, jandarmayla uzun yol gidip,
Kör bir bir ışıkla vadiden indiniz mi?
Üstelik, bile bile az sonra görülecek manzarayı.
Ben indim.

Yetmez gibi gecenin sersemliği,
Ters dönmüş araçtan cesetler çıkarıp,
Niye ölmüş diye soran savcıya
Bir sebep söylediniz mi hiç!
Ben söyledim.

Siz uyurken sabaha karşı,
Çalan bir telefonla uyanıp,
Ya yetişemezsem, diye, gaza basıp,
Apar topar ameliyata girdiniz mi?
Ben girdim.

Siz bir akşam misafir ağırlarken,
Ya da güzel bir yemekteyken,
Belki de en sevdiğiniz dizi oynarken,
Koşa koşa hastaneye gittiniz mi tanımadığınız biri için?
Ben gittim.

Ben daha neler yaşadım,
İnsana, insanlığa, yaşama dair.
Ne gerekiyorsa yapınla başlayan,
Terk etmeler, vefasızlıklar gördüm.
Siz gördünüz mü?

Siz hiç bir salgında,
Bulaşmasın diye evine kaçarken herkes,
Ateşli, halsiz, deva bekleyen birini,
Yatırıp yanınıza, tedavi ettiniz mi?
Ben ettim,

Ve sırf bu yüzden,
Herkes korkarken hasta olmaktan,
Siz hasta oldunuz mu?
Bırakın hastalığı, öldünüz mü?
Ben öldüm!

Normal bir insansanız eğer,
Herkes kalan giden sayılara bakarken,
Bir can için, kendini feda eden kardeşlerinizi,
Görürken ölüme meydan okuyan meslektaşlarınızı!
Ses vermez miydiniz?
Ben veriyorum.

Artık, kimse demesin bana!
Otur oturduğun yerde!
Bir de birlik olmuşsunuz,
Çok ses veriyorsunuz, susturamıyoruz böyle!

Ve sakın demeyin bana!
Senin sesin çok çıkıyor, bırak canları!
Benim iktidarım gidiyor burada!
Kapatılsın hemen, tabip odaları.

Ben seçmişim zaten yolumu, gerekirse ölürüm.
Benim derdim, kendim değil diyorum.
Her bir insan hayatı değerli; bilin istiyorum.
Hiçbir can, önlem alınmadığı için gitsin istemiyorum.

Merhum Vehbi Koç'tan muhteşem öğüt

Türkiye’nin en büyük sanayicisi merhum Vehbi Koç’un sağlıkla ilgili muhteşem bir öğüdü vardır:

"Evin varsa bir sıfır koymalısın varlıklar hanene,
İşin varsa bir sıfır daha koymalısın,
İş seninse üç sıfır daha koymalısın,
İşin iyi gidiyorsa üç sıfır daha,
Araban varsa bir sıfır,
Yazlığın varsa bir sıfır daha,
Daha sıralanabilir sıfırlar hanesi...
Ancak, sağlığın varsa 1 koyarsın başına, bütün sıfırlar anlamlı bir değere ulaşır. Yoksa sonuç sıfırdır, hiç uğraşmayasın boş yere...”

★★★

Şu korona dönemi gösterdi ki işsizden en vasıfsız çalışana, belli kademelerdeki iş insanlarına kadar çoğumuz hala sıfır peşinde koşuyoruz, o 1’in önemini idrak edebilmiş değiliz.

Dr. Hüsrev Çetin’in hisleri bizi biraz kendimize getirir mi acaba...

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap