7 °C
Osman AROLAT
Osman AROLAT AROLAT'tan osman.arolat@dunya.com

Bir ihracatçı işadamı gözünden yaşadığımız günlerin değerlendirmesi...

Uzun yıllar üretimin içersinde yer alan batan/ çıkan ayakta kalmaya direnen ve ayakta kalan, ürünlerini iç piyasada daha az, ihracatta daha fazla değerlendiren bir işadamı dostumla sohbet ederken, içinde bulunduğumuz dönemde tedirginlikleri ve umutlarının neler olduğunu sordum. Sohbette umutlarının değil, tedirginliklerinin ağırlık taşıdığını gördüm. 

İşte aldığım yanıtlar: 

“Üretimdeki sorumluluğumu ve yükümlülüğümü düşündüğümde yaşadığımız içerideki siyasi çatışmalar ve uluslararası gerilim beni de geriyor. Hayatımın hiçbir döneminde olmadığım kadar gerginim. Başbakan, ‘Alçaklar, barbarlar, hainler’ diye konuşurken binlerce çalışanı ve uluslararası ticareti olan bir iş adamı olarak geriliyorum. Yalnız başıma olsam önemli değil. İşlerimin iyi olduğu bu günlerde, zor da olsa artırdığımız ihracattaki kazancımızı kaybedeciğiz korkusuyla da ilgili değil. 2800 kişiye iş veren veya iş yaptıran bir kişi olarak onların sorumluluğunun yükünü omuzlarımda hissettikçe bu gerginliğim artıyor. Bir gazetecinin yazdığı, ‘Devletimin arkasındayım, savaşa girebilirim’ yazısını okuduğumda şahıs olarak ben de aynı düşüncede olabiliyorum. Ama sorumluluğumu, çalıştırdığım insanları düşündüğümde böyle konuların gündeme gelmesi tüylerimi diken diken ediyor. 

Demokrasilerde, siyasiler, iktidarı muhalefetiyle tartışırlar, görüşlerini ortaya koyarlar, sonra uzlaşıp ülke için birlikte çalışırlar. Bizde öyle olmuyor, sürekli bir iktidar muhalefet çatışması, çözümsüzlük sürüyor. 

TRT-3 kanalında saat 16-17’de Meclis çalışmalarına bakıyorum. 550 kişilik Meclis salonunda toplantıda 40-50 kişi yer alıyor. Bazen oturum için yeter sayı bulunmuyor. Ara veriliyor, kulisten gelenlerle yeter sayı sağlanıyor. Meclis oturumları grup başkanvekilleri, her partiden birkaç lafazan, birkaç kavgacı ile devam ediyor. Bu da beni geren bin başka konu oluyor. Böyle bir iktidar-muhalefet yapısı içersinde yeni Anayasa çalışmasından sonuç alınamayacağı belliydi. Küçücük umut da önceki gün tarafl arın ‘uzlaşma değil çatışma tavırlarının’ sürmesi ile son buldu. Masa dağıldı. Partiler yeniden masaya oturacaklarsa empati içersinde ‘uzlaşmacı tavırla’ oturmalıdırlar. Siyaset bundan sonra çatışma değil uzlaşma ile çözüm ağırlıklı sürmelidir...” 

Kendi işlerinin, ihracatlarının nasıl olduğunu soruyorum:

“Şu an bizim ihracatçı olarak döviz fiyatlarının da etkisiyle siparişlerimiz artıyor. Alıcılar, Suriye’deki gelişmeler nedeniyle ülkemize gelmiyorlar. Bavulları doldurup onların ayağına gidiyoruz. Bir hafta İspanya’ya, bir hafta İngiltere’deki müşterilere gidip konuşup siparişlerini alıp dönüyoruz.. Amerikalı alıcılarla ise Hong Honk ve İtalya’da buluşmak istiyorlar. Onlarla da bavulları doldurup oralarda görüşmeye gidiyoruz. Çalışmaktan değil, yaşadığımız bu durumdan doğan stresten yorgun düşüyoruz.” 

Siyasilerin içeride birbirleriyle çatışmaları sırasındaki demeçleriyle, Suriye sorunuyla ilgili dışa dönük verilen demeçlerin “savaş çağrıştıran” özellikler taşımasının iş dünyasındaki etkilerini, ihracatçı dostum böyle ortaya koydu. Kişisel değil, binlerce çalışanın sorumluluğunun bu ortamda kendisini tedirgin ettiğini dile getirdi. Sanırım bu söyledikleriyle üretim faaliyeti içersinde olan binlerce iş adamının görüşlerine tercüman oldu...