Bir “kültürel röntgenci”

Faruk ŞÜYÜN
Faruk ŞÜYÜN ODAK kitap@dunya.com

“Gelecekte herkes 15 dakikalığına ünlü olacak” demişti. New York’ta, Empire State binasının karşısına bir kamera koymuş, “Sleep” adında uyuyan bir insanın görüntülerinin sunulduğu 6 saatlik iki film çekmişti. “Birisinin yazdığı kitabı okumaktansa, kendine iç çamaşırı alışını seyretmeyi tercih ederim!” demişti…

O, “uç”taki bir adamdı. Bugün de öyle anılıyor… Bir “kültürel röntgenciydi... Nasıl mı? Hiç unutmuyorum, Hamburg’da, Kunsthalle’de “Time Capsules” (Zaman Kapsülleri) isimli sergisini saatlerce gezmiş; 610 kapsül/kutu içinde yıllar boyu binlerce objeyi sakladığını şaşkınlıkla öğrenmiştim.

O sergide, kutulardan içinde 2 bin 500’ün üzerinde objenin bulunduğu 15’i sergileniyordu. Bunların arasında pizza dilimi de, Caroline Kennedy’nin düğün pastasından bir parça da yer alıyordu. Clark Gable’ın el yapımı ayakkabıları da onların içindeydi, elle boyanmış ona ithaflı bir Shirley Temple fotoğrafı da… Bunlardan, Jean Harlow’un siyah ipek kadifeden bir gece kıyafeti de hâlâ aklımdadır. New York Halk Kütüphanesi’nden 1954’te onun tarafından ödünç alınmış ve bir daha geri verilmemiş düzinelerce fotoğrafa ise şaşkınlıkla bakmıştım…

Aynı büyüklükte kahverengi tam 610 kutudan söz ediyorum. Zamanında içeriklerini tematik olarak gruplayan sanatçı, bu kutular dolunca onları kapatıp etiketlemiş; yaşadığı sürece de bir daha asla açmamıştı…

Ölümünden sonra kurulan bir ekip, kutuları tasnife başlamıştı; umarım bitirebilmişlerdir!

Adını tüm dünyanın deneysel sinemacı, ressam, yazar, avangard fotoğrafçı, moda tasarımcısı, müzisyen, pembe dizi yapımcısı, aktör, editör, işadamı gibi mesleklerle birlikte telaffuz ettiği bir isimden söz ediyorum…

14 yaşında babasını kaybetmesinin ardından, ölüm korkusuyla tanışmış ve bu temayı, eserlerinde sık sık kullanmış bir isim o.

1960’dan itibaren Popeye, Dick Tracy, Superman ya da Mickey gibi Amerikan çizgi roman kahramanlarından etkilenerek ilk tablolarını yapmış bir sanatçı. Brooklyn, Queens ve Bronx’un süpermarketlerinde ilham bulmuş birinden, kitle tüketiminin banal ve gündelik ürünlerini model almış bir çılgın. (Campbell’s çorba kutuları, Brillo sabun, Coca-Cola şişesi…)

1968 yılında suikaste uğramış; önce öldü sanılmış, sonra kalp masajı ile hayata döndürülmüş. O gün talihliymiş, ama 22 Şubat 1987’de safra kesesi ameliyatının sonrasında doğan komplikasyonlar nedeniyle talihsiz bir şekilde arkasında bugün de konuşulan eserler bırakarak aramızdan ayrılmış.

Sanatın, karşılıklı duran iki aynadaki sonsuzluk gibi bir “hiç” olduğunu söyleyen Andy Warhol’u anlatmaya çalışıyorum. Adını taşıyan Pittsburgh’taki bina, tek bir sanatçıya adanan Kuzey Amerika'daki en büyük müze. Orada Warhol'dan geniş bir kalıcı sanat koleksiyonu ve arşivler yer alıyor.

Ancak, Warhol’un eserlerinin orijinallerini görmek için oraya kadar gitmenize gerek yok… Sanatçının ve üç çağdaşının 90 orijinal eserini, 29 Mart’a kadar İstanbul’da izlemek mümkün… Rolling Stones’un ünlü dil logosunda da, Marilyn Monroe, Elvis Presley, Elizabeth Taylor resimlerinde de imzası bulunan Pop Art'ın öncüsü Andy Warhol, Odeabank'ın anasponsorluğunda Begüm Alkoçlar küratörlüğünde UNIQ Expo’da açılan sergide buluştu. Sanatçının, aralarında ikonikleşen Marilyn Monroe, Campbell Soup ve Flowers gibi ünlü eserlerinin de dahil olduğu orijinal eserleri #SagolWarhol mottosuyla karşımıza çıkıyor.

Sergide, yine dönemin en önemli isimleri arasında olan Keith Haring, Roy Lichtenstein ve James Rosenquist de 40 orijinal yapıtıyla yer alıyorlar…

UNIQ Expo’daki sergide sosyal medya tutkunları da unutulmamış… Ziyaretçiler, özel tasarlanmış dekorlarda, sanat kokan, özgün fotoğraflar çekip, paylaşım yapabiliyorlarmış. Açılışta maalesef bulunamadım, ama İstanbul’a döner dönmez ilk uğrayacağım etkinliklerden birisi olacak…

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Kahve deyince… 02 Ekim 2020