Bir Merkez Bankası hikayesi: “Too good to be true”

Servet YILDIRIM
Servet YILDIRIM Ekonominin Halleri servet.yildirim@dunya.com

Başlıktaki söz İngilizce’de çok sık kullanılan ve “gerçek olamayacak kadar iyi” anlamına gelen bir deyimdir. Merkez Bankası’nda son 4.5 ayda yaşananlar, bana şarkılara ve kitaplara isim olan bu deyimi hatırlattı.

Naci Ağbal 7 Kasım 2020’de Merkez Bankası Başkanlığı’na getirildi. 20 Mart 2021’de gece yarısı kararı ile görevden alındı. Bu 4.5 aylık dönemde kritik adımlar atıldı, önemli gelişmeler sağlandı:

- Ağbal görev süresi boyunca enflasyonla mücadele ve fiyat istikrarına dair güçlü mesajlar verdi. Enflasyonda görünüm düzelinceye kadar sıkı parasal duruşun süreceği hatta gerekirse daha da sıkılaşacağı konusunda sürekli vurgular yaptı.

- Bu çerçevede, Merkez Bankası’nın elindeki ana araç olan politika faizi kademeli olarak 8.75 puan artırıldı. Reel faizin pozitif seviyede tutulmasına, yani beklenen enflasyonun üzerinde olmasına dikkat edildi.

- Faizlerde sadeleşmeye gidildi. Bankacılık sistemine para tekrar ana fonlama aracı olan haftalık repo yoluyla verilmeye başlandı. Geç likidite penceresinin olması gereken eski işlevine geri döndü.

- Piyasa koşulları ve fiyat istikrarı hedefi doğrultusunda zorunlu karşılık oranlarında değişiklikler yapıldı.

- Daha şeffaf ve güçlü bir iletişime geçildi. Banka haftalık olarak swap pozisyonunu açıklamaya başladı. Düzenli raporlamalar daha kapsamlı hale getirildi. “Enflasyon mu? Yoksa büyüme mi?” tartışmasına “Fiyat istikrarı sürdürülebilir büyüme, istihdam ve toplumsal refahın en büyük ön koşuludur” denilerek, TCMB açısından son nokta konuldu. Para ve Kur Politikası 4 yıl aradan sonra ilk defa bizzat başkan tarafından basın toplantısında aktarıldı. Politikanın etkinliğini artırma amacı çerçevesinde iletişimin güçlendirilmesi yolunda önemli adımlar atıldı.

- Merkez Bankası “esneklikten “öngörülebilir”liğe geçti. Geçmişte geniş faiz koridoru ve geç likidite penceresinin ana fonlama aracı olarak kullanılması gibi uygulamalarla Banka’ya bir ölçüde esneklik sağlanmıştı, ancak piyasa açısından para politikasının öngörülebilirliği azalmıştı. Ağbal döneminde ise bankanın “her bakımdan yapmış olduğu faaliyetlerle ilgili daha şeffaf, öngürülebilir” olacağı taahhüdü verildi.

- Son yıllarda kafa karışıklığı yaratan çelişkili uygulamalardan geri dönülmeye başlandı. 2006 yılında açık enflasyon hedeflemesi rejimine geçilirken ortaya konulan çerçeve ve iletişim politikalarının geliştirilerek etkili bir şekilde uygulanmasına öncelik verildi.

Bu uygulamalar sonucunda, bu dört aylık dönemde Merkez Bankası ve uyguladığı politikalara duyulan güven tekrar kazanılmaya başlandı. Rezervlerdeki erime durduruldu. Yabancı sermaye girişi başladı. Ekonomiden yeniden dengelenme sinyalleri gelmeye başladı. Türk lirası değerlendi. Ağbal göreve geldiğinde 8.50 lira olan dolar kuru hızla aşağı inerek 7 liranın altını gördü. En son görevden alındığında ise 1 dolar 7.22 liraydı.

Enflasyonda ise geçmişten gelen şokların, kredi arzındaki patlama ile sert kur artışlarının süregelen etkisi nedeniyle istenilen gerileme gözlenemedi. Emtia fiyatlarındaki artış da bunda kısmen etkili oldu. Ağbal başkan olduğunda yıllık enflasyon yüzde 11.89’du, ayrıldığında ise yüzde 15.61’di. Ancak herkes biliyor ki, merkez bankalarının attıkları adımların fiyatlara yansıması belli bir gecikmeyle olur. Dolayısıyla Ağbal dönemindeki aksiyonların gecikmeli etkilerini önümüzdeki aylarda göreceğiz.

Bundan sonra ne olur? Piyasalar ve ekonomideki aktörler için bu sürpriz görevden alma sonrası önemli bir belirsizlik oluşmuştur. Merkez Bankası Başkanı’nın son 20 ayda 4 defa “görevden alınmış” olması en önemli varlığı itibar olan bankanın uyguladığı politikalara dair ciddi bir güvensizlik yaratacaktır. Merkez Bankası’nın işi bundan sonra daha da zorlaşmıştır. Enflasyonla mücadele daha belirsiz hale gelmiştir. Oysa Türkiye ekonomisinin en temel sorunu enflasyondur. Fiyat istikrarı makroekonomik istikrarının sağlanmasının ön koşuludur.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Neden başaramadık? 13 Nisan 2021