Bir ressamı 20 maddede okuma kılavuzu

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Bir ressamı tanımanın en doğru yolu tablolarının önünde durmak, bakmaktan bıkmamak ve o bakışın sizi nereye götürdüğüne ses çıkarmadan izin vermektir. Ben de bu yazıda bir ressamı okuma denemesi yapacağım.

Böylesi harika bir gazetede bir “ressamı okuma dene­mesi” yapacağım. Bunun kültür hayatımıza çok şey kataca­ğını hayal ediyorum.

Bir ressamı tanımanın en ko­lay yolu, onun hakkında yazılan­lara bakmaktır. En doğru yolu ise tablolarının önünde durmak, bakmaktan bıkmamak ve o bakı­şın sizi nereye götürdüğüne ses çıkarmadan izin vermektir. Ben de bu yazıda bir ressamı okuma denemesi yapacağım. Bir kıla­vuz. Motif resimleri ve desenle­riyle son dönemlerde çok önde olan sanatçılardan aynı zaman­da akademisyen Esra Yıldırım’a bakacağız.

Esra Yıldırım, doçent ünvanı­na sahip aynı zamanda. Yıldırım hem üretiyor hem de öğretiyor. Ressam Yıldırım'ın tuvalleri, ka­dın figürleri ile Anadolu motifle­rinin — kilim geometrisi, çini çi­çeği, dantela deseni — öylesine iç içe geçtiği bir evren kurar ki nere­de figür biter, nerede desen baş­lar, söylemek güçleşir. Bu güçleş­me bir karışıklık değil, sanatçının bilinçli tercihidir: Beden kültü­rel bir metne, motif ise kimliğin ta kendisine dönüşür. Bu tarzı da onun resimlerini okuma nokta­sında ona bakana heyecan verir. Ben de burada bir deneme yapa­cağım. 20 maddelik bir deneme. Başlayalım.

Motiflerin ardındaki ses: 20 maddede Esra Yıldırım

Elinizde tuttuğunuz bu kıla­vuz, o evrene girmenin 20 farklı kapısını aralıyor. Akademik bir şerh değil, bir eşlik; hızlıca ge­çip gitmek için değil, yavaşlamak için yazıldı. Çünkü Yıldırım'ın tablolarının istediği de tam ola­rak budur: Biraz zaman, biraz ses ve bakmaktan bıkmayan bir göz.

1 Önce seyredin, sonra bakın

Esra Yıldırım'ın bir tablo­sunun karşısına geçtiğinizde ilk refleksinizi frenleyin. "Bu ne?" sorusunu biraz erteleyin. Tablo sizi çekiyor mu, itiyor mu, ikisi de mi? O ilk his kaybolmadan not edin — çünkü Yıldırım'ın resim­leri düşündürmeden önce hisset­tirir.

2 Figürü değil, figürle dese­ni birlikte arayın

Tablolarındaki kadın figürle­ri sizi doğrudan karşılamaz. Ki­lim şeritleri arasından, çini çi­çeklerinin kıvrımları içinden, motif katmanlarının gerisinden bakıyorlardır. Hangisi ön planda, hangisi arka planda — bunu bi­lemezsiniz. O belirsizlik bir hata değil; resmin tam ortasıdır.

3 "Desen mi yüzü taşıyor, yüz mü deseni?" diye sorun

Bu soruyu sorsanız ve yanıt ve­remezseniz, tam doğru yerdesi­niz; tablosunu anlamaya başla­mışsınızdır. Yıldırım'ın resimsel stratejisi bu soruyu yanıtsız bı­rakmak üzerine kuruludur. Be­lirsizlik bir eksiklik değil, bilinçli bir estetik pozisyondur.

4 Rengi bir duygu olarak okuyun, isim olarak değil

Mavi gördüğünüzde "mavi" demeyin; neye benzediğini his­sedin. Uzak mı, sakin mi, soğuk mu, sonsuz mu? Kırmızı gördü­ğünüzde de öyle... Yıldırım'ın pa­letinde renkler birer duygu mi­marisidir — her tablo kendi iç ik­limini bu renklerle kurar.

5 Anadolu motiflerini dekor saymayın

Kilim geometrisi, çini çiçeği, dantela — bunlar bir tablo içinde süs değildir. Yıldırım bu motifle­ri bir kimlik kodu olarak kullanır: Hangi kültürel dokulardan gel­diğimizi, bizi hangi örüntülerin ördüğünü sorduran görsel bir dil. Motif figürün üzerinde durmaz; figürün ta içine işler.

6 Sanatçının kendi sözünü hatırlayın.

Yıldırım anlatıyor: "Gördüğüm bir portre ya da bir motif, zaman çemberi içinde, bir anda kendili­ğinden açılan bir kilitli çekmece gibi davetkâr oluyor." Bu cümle­yi okurken resimlerini düşünün. Tablolar da aynen böyle çalışır — sizi bir an için açar, içine çeker ve kapatır.

7 Şeffaf figürlerde "ben"i değil "biz"i görün

Yıldırım otoportrelerinde ken­disini resmederken bireyi değil, bireyin içinden taşan bir kolek­tifliği arar. Motifler bedenle kay­naşınca "ben" erimeye başlar ve geride kültürel bir "biz" kalır. Bu okuma kılavuzunun belki de en kritik anahtarıdır.

8 Zamanın katmanlarına kulak verin

Bir tabloda aynı anda birkaç za­manı hissedebilirsiniz: motifle­rin geldiği yüzyıllar, figürün yaşa­dığı an, tablonun açacağı gelecek. Yıldırım bu katmanları çatıştır­maz; birlikte soluk alır hale geti­rir. Geçmiş ile şimdi, onun tuval­de en rahat komşulardır.

9 Akademisyeni de tanıyın

Yıldırım Bartın Üniversi­tesi'nde doçent doktordur. Ulu­dağ'da birincilikle başladığı yol­culuğu Marmara'da doktorayla noktalamıştır. Bu bilgi soyut bir biyografi ayrıntısı değildir — tab­lolarındaki teorik derinliğin kay­nağını açıklar. Her fırça darbesi­nin arkasında hem eli hem de ka­fası vardır.

10 Sofonisba Anguisso­la'yı aklınızın bir köşe­sinde tutun

Yıldırım, Rönesans'ın kadın ressam öncüsü Anguissola üze­rine akademik makale yazmıştır. Anguissola kadınların fırça tut­masının bile şüpheyle karşılan­dığı bir çağda onlarca otoport­re üretmiştir. Yıldırım bu mirası çok iyi bilir ve ona farklı bir coğ­rafyadan, farklı bir çağdan kendi sesini ekler.

11 Tekstil kökenini unut­mayın!

Lisans yıllarında aldığı tekstil dersleri, Yıldırım'ın desen diline temel atmıştır. Tablolarına baktı­ğınızda zaman bir dokuma man­tığı hissedersiniz — katmanların nasıl örtüştüğü, motiflerin nasıl tekrarlandığı, yüzeyin nasıl "do­kunduğu." Bu bir tesadüf değildir.

12 Küresel ama yerel bir ses olduğunu fark edin

Batılı çağdaş sanat sahnesinde "Doğu motifleri" çoğu zaman eg­zotik bir aksesuar gibi kullanılır. Yıldırım bu tuzağa düşmez. Motif onun tablolarında bir dekor değil, bir kimlik genidir — figüre dışarı­dan giydirilen değil, içeriden işle­yen. Bu fark hem estetik hem de siyasi bir tercihtir.

13 Turning Point'e uzun bakın

Bu tablo, figürün bedeni ile çi­ni-çiçek motiflerinin tam olarak birbirini emdiği andır. Nerede beden biter, nerede desen başlar? O soruyu cevaplamaya çalışırken tablonun içinde kaybolursunuz. Ve kaybolmak, bu tablonun size verdiği en güzel şeydir.

14 Innocent Blue Eyes'ta­ki gözleri bulun

Kilim geometrisinin toprak tonları ve geometrik şeritle­ri arasında bir çift mavi göz sizi arar. Son derece insani, son dere­ce yakın gözler. Ama çevreleyen her şey onları başka bir varoluş katmanına taşır. O gözler ne tam uyanık ne tam rüyadadır — iki­sinin tam arasında askıda durur.

15 Bloom'u bir sabah gibi okuyun!

Rengi daha yumuşak, temposu daha yavaş. Toprak tonları, pem­beler, krem geçişleri, hafif bir al­tın ışıltı. Yıldırım'ın tabloları yal­nızca gerilim kurmaz — zaman zaman bir açılışın, bir büyüme­nin, bir sabahın rengiyle de konu­şur. Bloom tam da budur: bBr şe­yin açıldığı an.

16 Kolibriyi fark edin!

Kırmızı arka plan seri­sinde iki figür arasında bir kolib­ri vardır. Küçük ama orada. Yıl­dırım'ın tablolarında nesneler rastgele seçilmez — kolibri yaşa­mı ve ruhu simgeler. Bu gibi sim­geleri arayın; tablolar onlarla ko­nuşmaya devam eder.

17 Bir saatinizi verin

Çağdaş sanat fuarında Yıldırım'ın eserleri, yüzlerce ya­pıt arasından kendini belli edi­yordu. Bu kendiliğinden olmuyor. Tabloları biraz zaman isteyen eserlerdir — ilk bakışın gerisin­de bir şeyler saklıdır ve ancak siz biraz yavaşladığınızda görünür olur.

18 "Düşsel gerçeklik" kav­ramını bir anahtar gibi kullanın

Sürrealizm düşü bilinçdışın­dan patlatırdı. Düşsel gerçekçilik ise düşü gündelik hayatın içine sessizce yerleştirir — yadırgat­madan, şok vermeden. Yıldırım bu ikincisinin Anadolu sesini bulmuş sanatçıdır. Tablolarında fantastik olan sizi ürkütmez; ta­nıdık gelir.

19 Sergi adlarını atlayıp geçmeyin

“Son'oportre”, “The Empat­h's Survival Guide”, “Only Love”, “Origin”, “Artık Bilmiyorum”. Bu isimler tesadüf değildir — her biri bir soru, bir duruş, bir iç he­saplaşmadır. Sanatçıyı anlamak istiyorsanız bu isimlerin peşin­den gidin; tablolara bir adım önce oradan ulaşırsınız.

20 Dönerken de bir şeyler taşıyın

Büyük sanatın en yalın tanı­mı belki şudur: Gördükten sonra başka bir yere gidersiniz ve dön­düğünüzde sorularınız değişmiş­tir. Esra Yıldırım'ın tuvalleri sizi o yolculuğa çıkarır. Hangi figür hangi motifte kaybolmuştu, han­gi mavi hangi kırmızıyla çarpışı­yordu — belki kesin olarak bile­mezsiniz. Ama o his, o eşik anı, si­zinle kalır.

Yirmi maddeyi okudunuz. Bel­ki bazıları size tanıdık geldi, belki birkaçı yeni bir kapı araladı. Ama şunu biliyoruz: hiçbir okuma kı­lavuzu bir tablosunun önünde durmakla boy ölçüşemez.

Esra Yıldırım'ın resimlerinde her seferinde farklı bir şey görür­sünüz. İlk bakışta figür, ikinci ba­kışta motif, üçüncüde ikisi ara­sındaki o tarif edilemez geçiş böl­gesi sizi bulur. Bu değişkenlik bir tutarsızlık değil; tablonun içinde hâlâ canlı olan bir şeyin işaretidir.

Kültürel bellek böyle çalışır za­ten — doğrudan hatırlanmaz ama her an yeniden hissedilir. Kilim şeridinin o geometrisi, çini çiçe­ğinin o kıvrımı bir yerde size ait gelir. Yıldırım bunu biliyor ve bu yüzden motifi dekor olarak değil, ortak bir hafıza olarak tuvale ta­şıyor.

Bu kılavuz burada bitiyor. Ama seyir devam ediyor.

Bir tablonun önüne geçin. Bu sefer hiçbir şey okumadan, hiçbir şey bilmek zorunda hissetmeden sadece bakın. Yıldırım'ın figürle­ri — motifler arasına gizlenmiş, motiflerin içinde erimiş o kadın­lar — size zaten ne söyleyecekle­rini biliyorlar. Siz sadece dinle­meye hazır olun.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.138,85 1,18 %
Dolar 47,2121 0,05 %
Euro 53,8959 0,21 %
Euro/Dolar 1,1407 0,09 %
Altın (GR) 6.300,99 2,56 %
Altın (ONS) 4.149,23 1,75 %
Brent 90,4720 1,24 %