Bir sektör sessizce küçülüyor

Türkiye, uzun yıllar boyunca dünyanın sayılı hazır giyim üreticisi ve ihracatçısı arasında yer aldı. Avrupa’ya coğrafi yakınlık, esnek üretim kapasitesi ve iş gücü avantajıyla 2000’lerin ba­şından itibaren dünya pazarında hatırı sayılır bir güç kazanan sektör, son birkaç yılda stratejik bir gerileme ile karşı karşıya. Rakamlar bunun sade­ce bir tesadüf değil, yapısal bir değişim olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Geçtiğimiz gün televizyon programımızın ko­nuğu TYH Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Meh­met Kaya ile de aynı sorun üzerine konuştuk. Her ne kadar Türkiye’de üretmeye devam edebilmek için mücadele veren bir firma da olsa, üretim ma­liyetlerinde rekabetçi olabilmenin artık çok zor olduğunun eminim o da farkında.

Aynı gün İH­KİB ödül töreninde rastlaştık Mehmet bey ile. TYH Tekstil dahil Platin ödül alan firmaların ne­redeyse tamamında bir burukluk olduğu gözler­den okunuyordu. Hikaye nasıl buraya geldi, böy­lesine önemli bir sektörümüz nasıl oldu da dün­yadaki pazar payında ilk kez yüzde 3’ün altına, yüzde 2,96’ya geriledi. Biraz verilere göz atalım.

Hazır giyimde kan kaybı durmuyor

TGSD Başkanı Toygar Narbay geçtiğimiz gün­lerde gazetemizden Recep Erçin’e verdiği röpor­tajda hazır giyimde üretim maliyetinin %60’ının TL maliyetlerden oluştuğunu belirtti. 2022-2025 yılları aralığında ülkemizdeki enflasyon artış ora­nı yüzde 216 seviyesindeyken, asgari ücretteki artış oranı yüzde 351.

Aynı dönemde politika fa­izindeki artış ise yüzde 241. Gelelim dövizdeki artış oranına. Oradaki oran ise yüzde 144. TÜİK tarafından açıklanan enflasyonun bir hayli geri­sinde. Basit bir matematik ile sebebi anlayabil­mek zor olmasa gerek. Hele ki bir de bu sektörün ne denli kredi bağımlılığı olduğunu da hatırlarsak sorunu anlamak daha kolay hale geliyor.

2022 yılında hazır giyim ihracatı 21,2 milyar dolar seviyesinde gerçekleşirken, 2023’te bu ra­kam 20,6 milyar dolara, 2024’de ise 19,7 mil­yar dolara gerilemiş. Aynı dönemde, sektörden 380.000 kişi da işten çıkartılmış. Bu zaman di­limnde sektörün Türkiye genel ihracatı içindeki payı da önemli oranda düşüş gösterdi.

AB paza­rından gelen talepteki durağanlığın da etkisiyle AB’nin Türkiye’den konfeksiyon ithalatı 2024’te yaklaşık 10,4 milyar euro civarında gerçekleşti, ancak birim fiyatlar kilogram başına ortalama 20,1 euro seviyesinde. Bu durum rekabetçi fiyat baskısını da ortaya koyuyor.

Döviz kazandıran sektör dövizle ayakta kalamıyor

2022 sonunda Türkiye genelinde enflasyon yüksek artış eğilimindeydi ve bu durum hazır gi­yim maliyetlerini doğrudan etkiledi. Sektörde­ki orta ve küçük üreticiler için hammadde ma­liyetleri, enerji ve işçilik giderleri enflasyonun üzerinde seyreden fiyatlarla karşı karşıya kaldı. Döviz kuru dinamikleri ise ihracatçı için çelişki­li bir tablo yarattı. Düşük kur dönemlerinde ih­racat gelirleri TL’ye çevrildiğinde değer kaybe­derken, maliyetlerin önemli bir kısmı dövize en­deksli olan hammadde ve ara malı ithalatı pahalı hale geldi. Bu çifte baskı, maliyetleri hızla yukarı çektiği halde gelirleri aynı oranda artırmadı.

2022’de tekstil ve hazır giyim ithalatı 2,6 mil­yar dolar seviyesindeyken, 2025 sonunda bu ra­kam yaklaşık 4-5 milyar dolarlar seviyesine yük­seldi. Bu da şüphesiz yerli üreticiyi hem iç piya­sada hem de dış rekabette zorlayan bir gelişme idi. İthalatın artışı, şimdiye kadar ihracat ağır­lıklı çalışan işletmelerin hammadde ve ara ürün tedarikinde dışa bağımlılığını da açıkça ortaya koyuyor. Böyle bir bağımlılık, döviz kuru oynak­lığıyla birleştiğinde maliyet rekabet dengesini de olumsuz etkiliyor.

Bir sektörü kurtarmak için son şans mı?

Türkiye dünya hazır giyim ihracatında hala güçlü konumda olsa da, Asya’daki düşük maliyetli üreticiler ile yoğun rekabet aynı oranda devam et­mekte. Dünya ticaret verileri, Türkiye’nin dünya pazarından aldığı payın 2000’lerden bu yana azal­dığını gösteriyor. Yıllar içinde daha maliyet odaklı ülkelerin yükselişi bu gerilemeyi açıklıyor. Bu du­rum, sadece Avrupa pazarında değil, global olarak Türkiye hazır giyiminin rekabet avantajının zayıf­ladığını ortaya koyuyor.

Döviz cinsi maliyetlerin riskten korunma me­kanizmalarıyla kontrol altına alınması, ener­ji ve lojistik maliyet desteğinin artırılması, ihra­cat kredilerinde uzun vadeli finansman ve daha uygun faiz desteği acil politika alanları olarak ön plana çıkıyor.

Ancak ben çok daha radikal adımlar atılarak, zaman zaman gündeme de gelen özellik­li Serbest Bölge alanlarının oluşturularak, emek yoğun sektör ihracatçılarının Kurumlar ve Gelir Vergilerinden muaf tutulacakları, ithalde KDV ödemeyecekleri bir sistemin geliştirilmemesinin kaçınılmaz olduğunu düşünmüyorum. İhracattaki daralma, artan ithalat eğilimi, yüksek maliyet bas­kısı ve döviz kuru oynaklığı, bu sektörü stratejik bir riske sürüklüyor. Bu durum sadece bir sektör sorunundan ibaret değil; Türkiye’nin imalat ve ih­racat kapasitesinin düşüşünü de ortaya koyuyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 12.792,81 -2,19 %
Dolar 44,0680 0,17 %
Euro 51,2016 0,04 %
Euro/Dolar 1,1606 0,01 %
Altın (GR) 7.300,19 1,66 %
Altın (ONS) 5.153,44 1,50 %
Brent 90,8000 8,72 %