Bir uçak, bir muhalif ve uluslararası düzene bir saldırı

İlter TURAN
İlter TURAN SİYASET PENCERESİ dunyaweb@dunya.com

Ülke dışında yaşayan muhaliflerin siyaseten katlinin geçmişi yüzyıllara uzanıyor. Günümüzde farklı olan, yöntemlerin çok daha zenginleşmiş olmasıdır. Sanıyorum, sorulması gereken kritik soru, bu eylemlerin öngördükleri sonucu elde edip edemedikleridir.

Geçtiğimiz hafta, Belarus yetkilileri hava sahalarından transit geçen İrlanda firmasına ait bir ticari uçağı başkentleri Minsk’e inmeye zorlamak gibi alışılmamış bir adım atmakla kalmayıp, yolcular arasındaki muhalif bir gazeteciyi tutuklayarak kanun dışı bir eylem gerçekleştirdiler. Zorba lider Lukaşenko, Gazze’de faal militan teşkilat Hamas’tan kaynaklanan bir bomba tehdidinin kendilerine ulaştığını beyan etse de, bu iddia delil yokluğu ve mantık süzgecinden geçemediğinden kısa sürede inandırıcılığını yitirdi. Eylem geniş çevrelerce hızla ve yaygın biçimde kınandı, AB liderleri eylemi korsanlık ve uçak kaçırma sözleriyle nitelediler. Olay karşısında verilen kapsamlı tepkiler olayın önemine işaret ediyor: Karşımızdaki hikaye sadece genç bir gazetecinin otoriter bir rejime karşı itiraz sesini yükselttiği için özgürlüğünü yitirmesi ve belki de hayatından olma ihtimali ile ilgili değil. Olay, kurallar üzerine bina edilmiş uluslararası düzenin karşı karşıya bulunduğu bir tehdidi simgeliyor. Yansımaları bir felaketin müjdecisi olabilir.

Böyle bir eylem uluslararası ilişkiler ve bilhassa kurallara bağlı olarak işleyen düzen açısından ne anlama geliyor?

Uluslararası düzen uzun yıllar içinde oluşmuş bir kurallar sistemine bağlı kalarak işliyor. Böylece ülkelerin aralarındaki anlaşmazlıklara rağmen, insanlar güven içinde yaşayıp, serbestçe seyahat edebiliyorlar; mallar, hizmetler ve yatırım fonları da nisbi güven içinde hareket edebiliyor. Ülkeler kendi çıkarlarına hizmet ediyor gerekçesiyle bu kurallara keyfi biçimde uymamaya başladıkları zaman, sistem çökebilir. Daha da önemli olan sorun, kural ihlallerinin yeterli yaptırımlarla karşılanmaması durumunun başkalarına da kurallara uymama davetiyesi çıkaracağı ve sonuçta bir kaos ortamının oluşacağıdır.

Belarus’un yaptığı, otoriter nitelikli bir eylem olarak daha önce görülmemiş nitelikte değildir. Sadece otoriter sistemlerin, nerede olurlarsa olsunlar, kendilerini eleştirenlerin peşine düşmesine yeni bir örnek oluşturuyor. Aynı tür davranışlara daha önce Suudilerin ve Rusların da yöneldiğini gördük. Diğer ülkelerin de muhalifleri susturmak için böyle sistemi sarsan davranışlara yöneleceklerinden endişe etmeli miyiz?

Önce şunu belirteyim ki, bu tür davranışların, yani muhalifleri yasadışı yollardan etkisizleştirmenin tarihçesi çoğumuzun düşündüğünden daha eskilere uzanıyor. Bu çerçevede, Troçki’nin Meksika’da öldürülüşünü hatırlayabiliriz. Ülke dışında yaşayan muhaliflerin siyaseten katlinin geçmişi yüzyıllara uzanıyor. Günümüzde farklı olan, yöntemlerin çok daha zenginleşmiş olmasıdır.

Sanıyorum, sorulması gereken kritik soru, bu eylemlerin öngördükleri sonucu elde edip edemedikleridir. Ele aldığımız örneklere bakınca, otoriter bir rejime muhalefet çoğu zaman tek kişiye veya örgüte indirgenemeyecek kadar yaygın bir olgu olduğu görülür. Bir muhalif diğerlerine nazaran çok daha etkin ya da sembolik bakımdan daha güçlü olabilir ama bir kişiyi susturmakla muhalefeti bitiremezsiniz. Üstelik günümüzde muhalif hareketler daha önce sahip olmadıkları Youtube, Twitter başta olmak üzere muhtelif araçlarla geçmişte erişemedikleri ölçüde geniş kitlelere erişme imkanına sahipler.

Ancak, bir kişiyi susturayım derken, bir kurallar sisteminin de altını oyuyorsunuz. Otoriter liderler ihlal ettikleri kuralların kendilerini de koruduğunu, güvenllik ve tahmin edilebilirlik sağladığını unutuyorlar. Uluslararası sistemde yerleşmiş kurallar ve düzenlemeler, otoriter olsun olmasın, küresel alanda faaliyet gösteren her hükümetin yararlandığı düzenlemelerdir. Bu kuralları bir tarafından ihlal ettiğiniz zaman, başkaları da başka tarafından ihlal eder ve sonunda kuralları ihlal edenler, akıllarına hiç gelmeyen kayıplarla karşılaşabilirler.

Batı’nın Belarus’un kural ihlaline tepkisi, Türkiye istisna edilecek olursa, oldukça sert oldu. Türkiye daha ihtiyatlı bir yaklaşım sergiledi, tepkisini yumuşatması için NATO’ya baskı yaptı. Türkiye’nin tutumunu nasıl açıklıyorsunuz? Türkiye doğrusunu mu yaptı?

Türkiye’nin Rusya ile ilişkileri şu sırada bir sarsıntı geçiriyor. Özellikle iktisadi sıkıntılarının yoğunlaştığı bir dönemde, bu olayı Rusya ile ilişkisine değer verdiğini göstermek için bir vesile ittihaz etmeyi düşünmüş olabilir. Türklerin Belarus’ta bazı yatırımları olduğu da biliniyor. Türkiye’nin vermek istediği mesaj, her iki ülkenin de uluslararası sistemden tecrit edilmesini istemediğidir.

Şahsi kanaatim, Belarus’un eylemine karşı sergilenen yaklaşımın doğru olmadığıdır. Türkiye kuralların belirlediği, tahmin edilebilirliği yüksek bir uluslararası düzende yaşamaktan kazanç sağlayacak bir ülkedir. Kural ihlal edenlere arka çıkmaktan sağlayacağı bir kazanç yoktur. Türkiye, Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi Arabistan Konsolosluğunda katledilişi vesilesiyle kuralların ihlal edilmesinin dramını yaşamıştır. Olanlardan çıkaracağı ders, bu tür kural tanımazlığın herkes için bir risk oluşturduğudur. Bir olayda kuralları ihlal edenleri savunmak, bir sonraki olayda kanunsuzluğun muhatabı olmanızın kapısını açabilecektir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Yeniden düşünme zamanı 30 Ağustos 2021
Taliban’ın yükselişi 23 Ağustos 2021
Yeni bir göç krizi mi? 19 Temmuz 2021