Bir umut kaynağı olarak nöroplastisite

Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Prof. Dr. Tayfun Doğan

Beynimiz yeni öğrenmeler, de­neyimler, bilgiler ve yaşantı­larla her yaşta sürekli olarak de­ğişir. Beynin bu değişebilme ve yeniden yapılanabilme özelliği­ne nöroplastisite adı verilmekte­dir. Söz konusu bu değişim kim­yasal, işlevsel ve yapısal düzeyde olabilmektedir. Nöroplastisite bir nevi beynin güncellenmesi ola­rak da nitelendirilebilir.

Modern sinirbilimin kurucusu olarak ka­bul edilen Santiago Ramon y Cajal (1852-1934), “İsteyen herkes ken­di beyninin heykeltraşı olabilir” diyerek nöroplastisiteye ilk vur­gu yapan kişilerdendir. Bilim in­sanları uzun süre, beynin belli bir yaşa kadar değiştiğini ve gelişti­ğini, sonrasında ise sabit kaldığını düşünüyorlardı. Günümüzde ise bu anlayış tamamen değişmiştir.

Louis Cozolino, beyni incelerken benimsememiz gereken yaklaşı­mın; onu oluşumunu tamamla­mış bir organ olarak değil de ya­şam boyunca sürekli ve yeniden yapılanan dinamik bir yapı olarak görmek olduğunu ifade etmekte­dir. Paul Ehrlich ise bu durumu “Beyin, sakinleri tarafından za­man içerisinde yavaş yavaş inşa edilen, değiştirilen, yeniden dö­şenen, kısmen yıkılıp yeniden ya­pılan, eski püskü ve düzensiz bir eve benzemektedir” şeklinde ifa­de etmektedir. Beyin yeni nöral bağlantılar kurarak, kimyasal ola­rak ve işlevsel olarak ihtiyaç­lara göre yeniden düzen­lenir ve uyum sağlar.

Hiçbir şey yapmasak, sorumluluk almasak da nöroplastisite her koşulda gerçekleşir. Farkında olarak ya da ol­mayarak öğrendiğimiz ya da maruz kaldığımız her şey nöroplastisiteye neden olur. Eğer sorum­luluk alır da ne öğrene­ceğimize, hangi bece­rileri kazanacağımıza, kısacası neleri alışkanlıklarımız haline getireceğimize karar vere­rek bir şeyler yaparsak o zaman beynimiz istediğimiz şekilde deği­şir ve gelişir.

Nöroplastisite; psikolojide şe­ma, temel inançlar, alışkanlıklar ve karakter gibi kavramların biyo­lojik altyapısını açıklayan temel mekanizmalardan biri olarak de­ğerlendirilebilir.

Çünkü bu yapı­lar, bireyin çevreyle etkileşimi ve yaşantıları sonucunda öğrenme yoluyla gelişir ve bu öğrenme sü­reçleri beyinde kalıcı nöral deği­şikliklere yol açar. Bu yönüyle de beynin bu esnekliği ve yeniden yapılanma özelliği bireye sorum­luluk yüklemektedir. Hayvanlar dünyaya büyük oranda öğrenmiş olarak gelirler ve çok fazla deği­şip gelişemezler. İnsanlar ise daha çok öğrenmek, gelişmek ve tekâ­mül etmek üzere burada gibidir­ler.

O zaman tüm mesele beynimi­zi olumlu yönde şekillendirmek ve kaygılı, mutsuz, kötümser ya da umutsuz bir beyin yerine; mut­lu, huzurlu, merhametli, umutlu, minnettar ya da iyimser bir beyin inşa etmektir. Yani bu özellikleri alışkanlık ve nihayetinde karakter haline getirdiğimizde önemli bir iş yapmış olacağız. Nöroplastisi­teyi bir umut kaynağı yapan şey de tam olarak budur. Beynimiz mil­yarlarca nöron ve bu nöronlar ara­sındaki trilyonlarca bağlantısıyla verdiğimiz her şeyi almaya ve şe­killenmeye hazır ve eğitilebilir bir organdır.

Beynimizin bu esnekliği, şekillenebilirliği ve yeniden yapı­lanma özelliği benim umudumu son derece artırmaktadır. Olum­suz, beni mutsuz ve rahatsız eden bir özelliğimi değiştirebilecek ya da sahip olmak istediğim bir özel­liği kazanabilecek olmam ve bu­nun benim elimde olması umu­dumu artıran durumdur. Bun­dan dolayı nöroplastisite önemli bir umut kaynağıdır. İçinde bulu­nulan koşulların kalıcı olacağına, karakterimizin ve alışkanlıkları­mızın değişmeyeceğine inanmak bizleri umutsuzluğa sevk edecek­tir.

Bunun aksine, mevcut karak­terim ve alışkanlıklarım, çevreyle etkileşim sonucu oluşmuştur ve yeni yaşantılarla, öğrenmelerle bu alışkanlıklarımı değiştirebilirim; sorunlarının üstesinden gelebi­len, istediğim yönde güçlü, iyim­ser ve mutlu yeni bir ben yaratabi­lirim diye düşünmek umudumuzu artıracaktır.

Gelişim zihniyeti ya da sabit zihniyet

Değişebileceğimize ve gelişe­bileceğimize olan inanç hayatta­ki durumumuzu belirleme açısın­dan, tahmin edebileceğimizden daha büyük bir etki yapıyor gö­rünmektedir. Carol Dweck bunu gelişim zihniyeti ve sabit zihni­yet kavramlarıyla açıklamaktadır. Gelişim zihniyetine sahip birey­ler, yeteneklerinin doğru bir stra­teji, çevre desteği ve sıkı çalışma ile geliştirilebileceğine inanan ki­şilerdir.

Sabit zihniyete sahip bi­reyler ise, yeteneklerin doğuştan gelen doğal özellikler olduğuna ve bunların değiştirilemez-geliştiri­lemez olduğuna inanan bireyler­dir. Yani gelişim zihniyetine sahip bireyler, ne türden insan olursa­nız olun değişebilirsiniz diye dü­şünürlerken; sabit zihniyete sahip kişiler, belirli türden bir insansı­nız ve bunu değiştirebilmek için yapabileceğiniz çok fazla şey yok­tur şeklinde düşünürler.

Kendini gerçekleştiren kehanet gibi her iki düşünce tarzındaki kişiler de hak­lı çıkarlar. Değişeceğine inanan bireyler yaşamda pek çok avantaj elde edip ilerlerlerken, sabit zihni­yete sahip bireyler de değişmeye­ceklerine inandıkları için bir çaba içinde olmazlar ve oldukları gibi kalırlar. Gelişim zihniyetinin ba­sitçe nöroplastisiteyi kabul etmek olduğunu söyleyebiliriz.

Peki nöroplastisite nasıl ger­çekleşmektedir ve bu konuda ne­ler yapabiliriz? Louann Brizendi­ne, bir işi ne kadar çok yaparsanız, beyniniz o iş için o kadar çok hücre görevlendirir demektedir. Psiki­yatr Nevzat Tarhan ise bu durumu bir şehrin trafiğine benzetmekte­dir.

Şehirde hangi semte yatırım yapılırsa o bölgeye rağbet artaca­ğından, bölgenin yolları gelişir. İn­san beyninde üretilen düşünce­ler de ilgi alanınıza göre şekillenir demektedir. Değişimin gerçekle­şebilmesi, beyinde yeni yolakla­rın ve bağlantıların oluşması için yapılması gereken sıkı bir odak­lanma ve yeterince tekrardır.

Ya­ni yeni davranış alışkanlık hali­ne gelinceye kadar ısrarla tekrar tekrar yapılmalıdır. Bu noktada en zor iş kazanılmak istenen davra­nışı yapmaya başlamaktır. Zordur çünkü Andrew Huberman’ın da dediği gibi, bir şeye başlamak o şe­yi yapmaktan daha zordur. Çünkü yeni bir şeye başlarken beynin sal­gıladığı noropinefrin ve adrena­lin kimyasalları başlangıçta kişide sıkıntı ve isteksizlik hisleri mey­dana getiriyor. Ancak başladıktan sonra ve alışkanlık haline geldik­ten sonra o duygu ya da davranış karakterimiz haline gelecektir ve bize çok kolay gelecektir.

Yazara Ait Diğer Yazılar