Birbirini besleyen değerler: Sanat ve bilim
Düşünen, sorgulayan, her daim bir arayış içinde olan sanatçının amacı uygulamaları ile birlikte buluşlarını ve keşiflerini görünür, duyulur, okunur hale getirip izleyiciye sunmaktır.
Bilim insanlarında da benzer değerleri görüyoruz. Ancak sanatta arayışlar duygularla, sezgilerle yönetilirken bilimde deneylerin ve verilerin sonuçları yol gösterici oluyor. Bilim insanı o güne kadar araştırılmış, üretilmiş buluşların, değerlerin veya yepyeni bir fikrin daha etkili ve verimli kullanılabilmesi, ayrıca bir sonraki buluşlara zemin teşkil etmesi için çaba sarf ediyor.
Sanatın elinden bilimi alırsanız sanatçının estetik açıdan mükemmel yarattığı ürün günlük hayatta kullanıma uygun olmayabilir; bilimin elinden sanatı aldığınız takdirde ise, işe yarayacağı kesin ama estetikten uzak ürünler ortaya çıkabilir. Sanatın ve bilimin yaratıcı değerlerini kendinde toplamış kişilere de zaten “dahi” diyoruz. Leonardo da Vinci bu sınıfa örnek teşkil edecek ilk sanatçı ve bilim insanı olarak aklıma geldi. Leonardo Usta’yı hangi kimliği ile tanırsınız? Sanatçı, bilim insanı, mucit, mimar, hatta müzisyen? Cevap: Hepsi. Ancak icatlarını geliştirmede sanatsal yeteneğinin büyük rol oynadığı hususuna kimsenin karşı çıkacağını zannetmiyorum.
Da Vinci, erken dönem robotları, uçan makineleri, su taşıma sistemleri, savaş silahları, iş aletleri ve sayısız icadın detaylı eksizlerini de çizerek fikir babası oldu. Usta’nın sanatçı kimliğinin beslediği sorgulama, araştırma özelliği olmasa bu icatları hayal bile edemezdi diye düşünüyorum. Sanatla bilimin birbirlerine yol gösterici değerler içerdiğini binlerce örnekle anlatmak mümkündür.
Birkaç yıl önce “The Billion Dollar Code” isimli 4 bölümlük bir mini dizi seyretmiştim. 1994’de Berlin’de biri sanatçı diğeri mühendis iki genç insanın, tam tabiriyle garajda geliştirmeye çalıştıkları bir yazılımın hikayesiydi bu. Ekip kendilerine ART+COM, projelerine de TERRAVISION ismini vermişti. Daha işe başlarken bilimle sanatın gücünü birleştirip “başarıya ulaşacağız” mesajını vermek istemişlerdi sanki. Joachim Sauter ve Pavel Mayer isimli iki sanatçı ve mühendis arkadaş, dünyayı harita üzerinde önce büyük sonra küçük parçalara ayırmış, yakınlaştırmış, uzaklaştırmış, coğrafyamızın her bir detayına saniyeler içinde akıcı bir şekilde ulaşmamızı sağlamışlardı. Peki, bu projenin geliştirilmesi hangi işimize yaradı diye soracak olursanız, günlük hayatımızda her an kullandığımız, artık olmazsa olmazımız haritalama ve navigasyon sistemlerinin altyapıları ortaya çıkmıştır.
9 Nisan akşamı Sabri Ülker Vakfı tarafından her yıl düzenlenen ve artık uluslararası bir hüviyet kazanmış olan, uluslararası profesörler kurulundan oluşan jürisi ve dünyanın her yerinden katılmak isteyen bilim insanlarına açık “Geleceğin bilim lideri ödül töreni”ne katıldım.
Bu yılki ödül Şili Üniversitesi Tıp Fakültesi Beslenme Bölümü’nden biyokimyacı Maria Elsa Pando San Martin’e verildi. Maria’nın ailesinin de Şili’den İstanbul’a davet edilmiş olması ve değişik ülkelerden gelen jüri üyeleriyle beraber aile resminde yer almaları çok değerliydi.
Tören 5 sanatçıdan oluşan orkestranın icra ettiği, Itri ve Bach’ın eserlerinden oluşan mini bir müzik ziyafeti ile başladı. Dikkatimi çeken bir diğer husus konser esnasında orkestranın arkasındaki perdeye yansıtılan metindi. Ben, plastik sanatlarda kıymetini bilmediğimiz sanatçılarımızın hakkını teslim etme hususunda hassasiyetimi her vesile ile ifade etmeye çalışırken müzikte de aynı kaderi paylaştığımızı gördüm.
Metin aynen şöyleydi:
“Itri ve Bach aynı yüzyılda yaşamış ancak farklı zamanlarda ve mekanlarda sanatlarında zirve yapmış iki büyük müzik adamı. Biri klasik batı müziğinde, diğeri klasik Türk müziğinde mihenk taşı olmuş iki büyük besteci. Bach’ın hayatı ne kadar detaylı biliniyorsa, Itri’nin hayatı bir o kadar gizemli. Bach’ın günümüze ulaşan eseri ne kadar çoksa, Itri’nin bir o kadar az. “Müzik” Bach ile Itri arasındaki en kuvvetli bağ. Bizi de bir araya getiren aynı kuvvet, müzik sadece müzik…”
Bilim ile teknolojimizi geliştirerek daha iyi bir evrende insanca yaşanabilecek ortamlar yaratırken ruhumuzu da estetik ve duygusal açıdan sanatla beslemeliyiz.