Borç kapanı

Ömer Faruk ÇOLAK
Ömer Faruk ÇOLAK EKONOMİ ATLASI dunyaweb@dunya.com

ABD Merkez Bankası FED’in faiz indirimi kimi çevreleri heyecanlandırdı. Bu çevrelerin başında da ekonomisi pek iyi olmayan, daha doğrusu dış borç bulmadan ekonomisini çevirmekte zorlanan ülkelerin iktisat politikaları yürütücüleri geliyor.

Yaşanılan bu sevinç dalgası sanki bir kara güldürü gibi. Çünkü bu sevinç ne gerçekçi, ne de sürdürülebilir. Dünyada borç stoku 188 trilyon dolar düzeyinde, bu da yaklaşık olarak global GSYH’nın yüzde 230’una denk geliyor. Bu borcun üçte ikisi de özel sektöre ait. İlginç olan bir başka nokta da kamu borçlanma oranının daha çok gelişmiş ülkelerde yüksek olması.

Kamu borcunun en yüksek olduğu ilk on ülke içinde en garibanları Yunanistan (yüzde 199,4) ve Portekiz (yüzde 141,5). Diğerleri küresel ekonominin önde gelenleri. İlk sıradaysa yüzde 255,8’lik kamu borç/GSYH oranıyla Japonya geliyor. (Meraklı okuyucular veriler için buraya bakabilir: https://commodity.com/debt-clock.)

Toplam borç stoğunun bu kadar yüksek olmasında ekonominin dönmesi için merkez bankalarının (FED, ECB ve BoJ başta olmak üzere) tahvil alımı işine girişmeleri oldu. Böylece hem tahvil fiyatlarının daha da aşağıya düşmesi engellendi, hem de bu şirket ve devletlere yeni borçlanma alanı açıldı. Ancak bu borcun nasıl ödeneceği sorusu havada kaldı. Çünkü Yunanistan’a istikrar paketleriyle ödettirilmek istendi, o da ters tepti.

Şimdi Merkez Bankaları yine sahada ve kılavuz rolüne soyundu. Ben merkez bankalarını artık Dante’nin “İlahi Komedyasındaki” Vergilius’e benzetiyorum. Umarım cehennem bitmiştir. Çünkü Merkez Bankaları arafta gibiler. Ancak yolun devamında cennetin olup olmadığı şimdilik belirsiz. IMF bile bu borcun nasıl ödeneceği konusunda bir çözüm bulamıyor, yalpalamaya devam ediyor.

Türkiye de kapanın içinde

Türkiye bu tablonun içinde özellikle kamu borçlanma oranında diğer ülkelerden daha iyi durumda. Borcun TL ağırlıklı olması da bir avantaj. Bir avantaj da kriz sürecinde yakalanıp borcun bir kısmının enflasyon ile ödenmiş olması. Fakat borçlanma hızı yüksek. Hükümete bağlı iktisatçıların 'Cumhuriyet tarihinin en düşük borçlanma oranına sahibiz, 2002’de kamu borçlanma oranı yüzde 74’dü söylemi' tam doğru değil.

Planlı ekonomik kalkınma modelinin başladığı 1962 yılında bu oran yüzde 28,8, 1990’da yüzde 25,7,’ydi. 2002’deki oran bir kriz yılının oranıydı. Untulmaması gereken bir olgu da 2002-2018 yılları içinde geçmiş yıllarda yapılan kamu yatırımlarının (özelleştirme yoluyla) satılmasıyla Hazine’nin kasasına 65 milyar doların girmiş olması.

Diğer yandan Türkiye, özel sektör kaynaklı döviz borçlanması nedeniyle dış borç/ GSYH oranında diğer ülkelerin ortalamalarını yakaladı gibi. Bu güne kadarki en yüksek oran olan yüzde 61,9’a (2019 1.çeyrek) ulaşıldı.

Bu borcun hacim olarak durumuna baktığımızdaysa borçlanma hızının oldukça yüksek olduğunu siz de fark edeceksiniz. 2002 yılı sonunda toplam dış borç stoku 126,6 milyar dolardı, bu borcun 64,5 milyar doları kamuya, 43 milyar doları özel sektöre aitti.

Beş yıl sonra borç stoğu neredeyse iki katına çıktı ve 249,9 milyar dolar oldu. 2019’un ikinçi çeyreği sonunda da borç stoğu 446,8 milyar dolara ulaşırken, borcun 146 milyar doları kamuya, 294,2 milyar doları ise özel sektöre ait hale geldi. Unutmadan borcun 92,5 milyar dolarının vadesinin bir yıl olduğunu belirtelim. Yani Türkiye’nin döviz cinsinden borç bulması lazım. Borç sorunu küresel ekonominin başını daha çok ağrıtacak. Bunu istikrar programlarıyla halletmek zor. Olağanüstü durumlar olağanüstü kararlar gerektirir. Buna da ciddi ülkeler ve liderler önderlik eder. Olmayan da bu galiba.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Altınla dans 13 Kasım 2020
AB ile kavga... 06 Kasım 2020
Döviz kuru sahipsiz 30 Ekim 2020
The Status Quo Ante 16 Ekim 2020
YEP ve eğreti iktisat 02 Ekim 2020
Şirketler ve devlet 18 Eylül 2020
Salgın ve normalin sonu 11 Eylül 2020