Bowling yerine Trump’la golfe

Güven SAK
Güven SAK DÜNYA İŞLERİ

Amerikan seçimleri bitti. Trump, Biden’a karşı seçimleri kaybetti. Biden Amerikan tarihinin en çok oy alarak başkan seçilen ilk başkan adayı oldu. Seçimleri kaybeden Trump ise yeniden başkan seçilemedi ancak Biden’dan sonra Amerikan tarihinin en çok oy alan ikinci başkan adayı oldu. Amerikalılar Robert Putnam’ın yıllar önce bize öğrettiği gibi tek başına bowling yerine Trump’la golfü tercih ettiler. Neden?

İhmal edilen yerlerin unutulan ahalisi, hıncını seçim sandığında alıyor

Buradan öncelikle üç sonuç çıkarmak mümkün. Birincisi, 2020 Amerikan seçimlerine rekor düzeyde katılım oldu. 160 milyon Amerikalı oy verdi. Amerikan sosyal sermayesinin erozyona uğramadığı, Amerikalıların ortak gelecekleri için seçim sandığını demokratik bir katılım kanalı olarak son derece ciddiye aldıkları ayan beyan ortaya çıktı. Bu güzel haber.

İkinci olarak ise, seçim sandığına koşan Amerikan toplumunun yüzde 50/50 bölünmüş olduğunu da görmüş olduk. Aynı Türkler gibi. Trump’ın hayatından memnun olmayan Amerikalıların tepki oylarını aldığı artık böylece tescil edilmiş oldu. Bölünmüşlük kötü ama vakıa.

Hayatından memnun olmayan denildiğinde, ilk akla gelen aslında toplumda bireyler arasında artan gelir dağılımı eşitsizliği oluyor. Ama LSE’den Andreas Rodriguez-Pose’nin çalışmaları bölgesel dengesizliklerin artan bireysel gelir eşitsizliğinden daha önemli olduğunun altını çiziyor. Doğrusu ben bu analiz çerçevesini hadise ile son derece uyumlu görüyorum. Buna göre, 2016 seçimlerinde Trump, bireysel gelir eşitsizliğinin arttığı yerlerden değil, esas olarak, bir bütün halinde sürekli bir iktisadi gerileme içinde olan yerlerden yoğun bir biçimde oy aldı. Küreselleşme sürecinin ihmal ettiği yerlerin unutulan ahalisi, iş insanından işçisine, hep birlikte Trump’ı tercih ettiler.

Üçüncü olarak ise, Trump 2024 yılında bir daha aday olmasa bile, ihmal edilen yerlerin unutulan ahalisinin hıncını toparlayacak bir aday mutlaka olacak gibi duruyor. Trump öldü ama Trumpizm yaşıyor.

Ne oluyor? Küreselleşme süreci nedeniyle kan kaybeden, nüfusu ve çalışan sayısı azalan, iktisadi aktivitesi daralan bölgelerde yaşayanlar bir bütün olarak tepkilerini, hınçlarını, öfkelerini seçim sandığı vasıtasıyla ortaya koyuyorlar. Küreselleşme sürecinin ihmal ettiği yerlerin hıncı, bir nevi. Unutulan yerlerin intikamı (revenge of the places that don’t matter) diyor ekonomik coğrafya profesörü Rodriguez-Pose.

Ama intikam seçim sandığı vasıtasıyla örgütlü bir biçimde alınıyor. Unutulan yerlerin öncelikli özelliği, sosyal sermayenin güçlü olması. Ortada birbiri ile ilişki içinde, bir nevi, örgütlü bir toplumun, cemiyetin bulunması.

Bölgesel dengesizliklerin etkisi, bireysel gelir eşitsizliğinden daha önemli duruyor

Hâlbuki Robert Putnam’ın 2000 yılında basılan “Bowling Alone”da bize anlattığı çözülme böyle değildi. Artan bireysel gelir eşitsizliği ile sosyal sermaye ortadan kalkıyor, toplum atomize oluyor ve siyasi sürece, seçim sandığına olan ilgisini yitiriyordu. Toplum sosyal ve siyasi konektivitesini kaybediyordu. Amerika’da herkesin birlikte bowling oynadığı bir dünyadan, bireylerin tek başlarına bowling oynadığı bir sürece giriyorduk ve demokrasi giderek zayıflıyor, demokratik katılım kanalları işlemiyordu. Tehlike esasen zayıflayan demokratik katılım ile birlikte artacak otokrasi ihtimaliydi. Kimse oy kullanmadığı için otokrasi yükseliyordu.

Ama bakın öyle olmadı. Küreselleşme süreci ile birlikte artan bölgesel dengesizlikler, daha yenilerde ulusal iktisadi aktivitenin güçlü bir parçası olan bazı yerlerin sürekli gerilemesine yol açtı. İktisadi olarak gerileyen, fabrika mezarlıkları ile dolan, insanların işini kaybettiği, milletin başka yerlere göç ettiği bu yerlerin sosyal sermayesi, insanların birbirleri ile olan bağları, konektiviteleri hala güçlüydü. Herkes oy kullanınca da sonuç aynı yere, bir nevi otokrasiye çıktı. Herkes tek başına bowling yerine Trump’la golfü tercih etti.

İhmal edilen yerlerin, unutulan ahalisi şu anda yalnızca negatif oy kullanıyor olabilir ama bu hep böyle devam edecek değil sonuçta. Sosyal ve siyasi olarak ortada ne olduğu daha açıklıkla belli oldukça, talepler biçimlendikçe, küreselleşmenin ihmal ettiği ve unuttuğu yerlerin gündemi ile siyasete giren akıllı siyasetçiler olacak bundan sonra. Bekleyin. Daha çok işimiz var.

Bölgesel kalkınma gündemi bundan böyle eskisinden daha çok ciddiye alınacak diye düşünüyorum ben doğrusu. Avrupa Birliği ülkelerinde her şeye rağmen güçlü bir bölgesel kalkınma gündemi ve bu gündeme dayalı politika araçları var. Amerika’da yok. Şimdi Amerika’nın da bu tür gündem ve araçlara ihtiyacı olacağı yeni bir döneme gireceğiz sanırım. Taşradan, küçük şehirlerden yükselen sesi dikkate almamanın neye mal olduğunu son dört yılda görmüş olduk.

Bursa, Adana ve Diyarbakır’ın büyüme ve istihdam hedefi olmadan, Türkiye’nin büyüme ve istihdam hedefi olabilir mi?

Peki, buradan Türkiye için ne sonuç çıkarmak gerekir? Benim aklımda üç sonuç var doğrusu. Uzatmadan söyleyeyim sonra açarım. Birincisi, Türkiye içinde ihmal edilen yerler olduğunu artan iç göçlerden biliyoruz zaten. Türkler önce şehir merkezlerine oradan da ülkenin batısına ve kıyılarına doğru sürekli hareket halindeler.

İkincisi, bölgesel kalkınma ajansları aslında Amerika’da olmayan önemli bir mekanizma Türkiye için politika tasarımı açısından. Yalnızca genel planlarla bölgesel planlar arasındaki ilişkiyi nasıl kuracağımızı hala çok iyi düşünemedik.

Üçüncüsü ise, Türkiye’nin büyüme ve ihracat hedeflerine ancak illerin büyüme ve ihracat hedefleri olursa ulaşabileceğimize dair somut bir bağlantı yok kafamızda benim gördüğüm. Hâlbuki Bursa, Adana ve Diyarbakır’ın büyüme ve ihracat hedefleri olmadan Türkiye’nin büyüme ve ihracat hedefleri olamaz ve olmamalı diye düşünüyorum ben.

Demem o ki, ihmal edilen yerlerin unutulan ahalisinin seçim sandığı yoluyla gelen intikamını dikkate almakta fayda var. Memleketin hiçbir yerinde yok yere hınç biriktirmemek lazım.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Rota düzeltmesi 23 Kasım 2020