Böyle kapanmaz

Dr. Hakan ÇINAR
Dr. Hakan ÇINAR SIRADIŞI hakan.cinar@mentorgumruk.com.tr

Ben demiştim demeyi sevmem ama ben demiştim. Aslında hep söylediğim şeyi yine söylemeye de devam edeceğim. Dış ticaret açığı ithalatı kısarak ve güçleştirerek kapanmaz. Hatta kapanmayacağı gibi daha da açılabilir. Neden mi?

Evvela kafaları karıştıran dış ticaret açığı ile cari açığın arasındaki farkı bir açıklayalım ki, zihinler berraklaşsın. Dış ticaret açığı denildiğinde sadece ihracat ile ithalat arasındaki fark anlaşılmalıdır. Dolayısı ile dış ticaret açığı denildiğinde cari açığın yalnızca bir alt bölümü olan mal dengesi anlaşılmalıdır. Cari açık ise dış ticaret dengesine ek olarak, hizmetler dengesi, yatırım gelirleri dengesi ile cari transferler dengesini de içine alan daha geniş bir terimdir. Cari işlemler hesabı açık verdiğinde ülke, yurt dışından gelen paradan daha fazlasını, yurt dışına göndermiş demektir. Dolayısıyla oluşan açık ya dışarıdan borçlanmak ya da yurtiçi varlıkların satılması ile kapanır. Tersi durumda da, yani cari işlemler hesabı fazla verdiğinde, yurt içi yerleşiklerce yurt dışına sermaye transferi gerçekleştirilir. Cari açık ülkeye her şekilde giren dövizle ülkeden çıkan döviz arasındaki fark olarak tarif edilebilir.

Dolayısı ile dış ticaret açığı ithalat ile ihracat arasındaki fark olduğu için; ihracatımızı ithalatımızın üzerine çıkarma yönündeki çaba ve arzumuz şüphesiz doğru bir hedeftir; dış borç azalır veya ortadan kalkar, kişi başına düşen gelir yükselir, para birimimiz güçlenir; kısaca refah da artar. Ekim ayında ihracat, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 5,6 büyüdü ve 17 milyar 333 milyon dolara ulaştı. Böyle bakınca mutluluk verici. Ancak ithalatımız da yüzde 8.5 artış gösterdi ve 19 milyar 729 milyon dolara ulaştı. Dış ticaret açığımız tam yüzde 35.67 oranında artarak 2.4 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Peki, gelelim asıl soruna, ihracatımız artmasına rağmen, neden dış ticaret açığı bir türlü azalamıyor. Aslında önce yazımın girişindeki tezimin doğruluğuna bir dikkat çekmiş olayım. Çözüm ithalatı kısmakta değil, ihracatı gerçek manada katma değerli hale getirebilmekte. Bugün dış ticaret fazlası veren Almanya’da benzer şekilde Japonya’da yüksek oranda ithalat yapıyorlar. Ama ürettikleri ve ihracatını yaptıkları ürünlerin, marka değeri yüksek ve teknolojik ürünlerden oluştuğunu düşündüğümüzde; ithalatı kısacağız, hammaddenin de ithalatını zorlaştıracağız diye uğraşmak yerine milli üretimlerini arttırmayı ve bunu güçlü markalar ile ve sürdürülebilir hale getirdiklerini görebiliyoruz. İşte asıl formül budur, yerli üretimi özendirmek; ama bunu yaparken kilo bazlı ihracat değerimizi önemli ölçüde yükseltmek suretiyle tüm dünyaya satan markalar yaratabilmek. Diğer bir deyişle katma değeri yüksek, güçlü ve sürdürülebilir markalar yaratabilmek. İthalata odaklanmak yerine, asıl radikal aksiyon alınması gereken yer net olarak burasıdır.

Peki, neden yüksek getiri sağlayan ve ihracatımızı misli misli artıracak dünya markalarını çıkartamıyoruz asıl üzerinde durmamız gereken konu burası. Firmalarımız ancak ekonominin, para politikalarının, vergi istikrarının sağlanması; kararlı ve özerk Merkez Bankası uygulamalarını hissettiklerinde markaya yatırım yapar hale gelecekler ve daha iştahlı olacaklardır. Yine yabancı yatırımcının ülkemize gelmesi de aynı koşulların sağlanmasından geçiyor. Her sabah yeni bir ilave vergi gelir mi, döviz kuru ile bugün para mı kaybederim gibi endişeler, sanayinin gelişmesine ve markaların ortaya çıkmasına engel olduğu gibi, iş insanlarının firmalarına yatırım yapmalarına da mani oluyor.

Bu sorun son 50 yılın sorunu. İşte bunun içindir ki bizim stratejik planlara acilen bir de dış ticareti eklememiz gerekiyor. Aksi halde her geçen gün daha umutsuz, firmalarını büyütmek ve devam ettirmek yerine yalnızca kişisel servetini ön planda tutan hevessiz nesillere sahip olacağız. Unutmayalım ki; kral çıplaksa çıplaktır.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Sesimi duyan var mı? 06 Kasım 2020
Yatırım gelir mi? 25 Eylül 2020