10 °C
Alaattin AKTAŞ
Alaattin AKTAŞ EKO ANALİZ ala.aktas@gmail.com

Bu normalleşme mi, duyarsızlaşma mı?

Ekonomide yaşanan tuhaflıklara alıştık artık. Aslında acı bir durum ama gerçek böyle; alıştık.

Neler neler mi yaşanıyor, özetleyip sıralayalım...

Batı'nın yıllar önce deneyip "Ne yapıyoruz biz" dercesine terk ettiği, kamu özel işbirliği adını verdiğimiz uygulamayla birilerinin cebine milyonlar, milyarlar aktarılıyor. Vatandaş olan bitenin ne yazık ki pek farkında değil, hatta "Bana ne, cebimden para mı çıkıyor sanki" diye sevinenler bile var. Umurumuzda değil ödenen bu para. Hazine'den çıkan para sanki uzaydan geliyor!

En dar tanımlı hesaplamaya göre dört milyondan fazla işsiz var; bunların 1.2 milyon kadarı üniversite mezunu. Öyle bir duruma geldik ki üniversiteyi bitirenlerin işsiz kalmasına değil, iş bulmasına şaşırıyoruz.

Kurumları hallaç pamuğu gibi atıp sonra da bununla övünmeye, bunu yapmayı kendimize bir hak görmeye başladık. Bazı kurumların bağımsızlığı artık sözde bile değil. Tek tek örnek vermeye gerek yok; neredeyse tüm kurumları sayabiliriz. Ama daha vahimi, yalnızca kamu kurumlarından söz etmiyoruz. Bazı özel sektör kuruluşları da cendereye girmiş gibi. Bundan da vahimi, sendikaların durumu. Ama bunların hiçbirini tuhaf olarak görmüyoruz.

Ekonomide dönem dönem hesaplama tekniğine dayalı baz etkisiyle görece iyileşme yaşıyoruz ve bunu hemen alınan önlemlere bağlamayı tercih ediyoruz. Daha önce de kaç kez değindik; bir kişi hasta değilse her hafta hastaneye, doktora taşınır mı; bir ekonomi de hasta değilse neredeyse ayda bir ekonomik paket, önlemler paketi açıklanır mı? Bu soruları da sormuyoruz artık. Sahi bu normalleştiğimizi mi gösteriyor; yoksa tüm gelişmeler karşısında duyarsız bir toplum haline geldiğimizi mi?

Şu Kızılay kepazeliğine bakın bir de. Yok vergi kaçırmak değilmiş de vergiden kaçınmakmış.

Nasıl rahatladık, nasıl rahatladık bilemezsiniz!

Vatandaşın vergiden kaçınmasına söyleyecek sözümüz var mı peki. Yok, olamaz da zaten ama vatandaş üç kuruş vergiden kaçınmayı aklına bile getirmesin. Soygun davulla zurnayla ve büyük yapılırsa bir şey olmaz da küçük soyguncukları yapanların tepesine binilir. Yapabiliyorsanız böyle 8 milyon dolarlık bağışlar ve kaçınmalar, buyurun meydan sizin!

Sahi normalleştiğimiz için mi pek üstünde durmuyoruz bu kaçınmanın, yoksa duyarsızlıkta sınır tanımaz olduğumuz için mi?

Dış politikaya bakışımız farklı mı ki...

Haydi ekonomi böyle, yıllar yılı zaten benzer şekilde devam edip gidiyor.

Ya dış politikada yaşananlara, dış politikadan ekonomiye etki eden, etmesi gerekenlere gelirsek durumumuz ne...

Çok geriye gitmeye gerek yok. Birkaç gün önce yaşadıklarımız fazlasıyla dramatik ve düşündürücü. İdlib'de Türk askerine yönelik saldırı ve çok sayıda şehit vermemiz...

Öyle sıradan söylemlerle geçiştirilemeyecek kadar önemli bir dönüşümün eşiğinde olabiliriz.

Rusya, son yıllarda adeta "kanka" ülkemiz olmuştu değil mi... Güya olmuştu. Suriye'de rejim güçlerinin Rusya'nın onayı ya da göz yumması olmadan Türk askerine saldırması söz konusu olabilir mi? Sormamız gerekmiyor mu "Rusya niye böyle davrandı" diye, düşünmemiz gerekmiyor mu "Rusya'yı böyle davranmaya iten ne" diye...

Acaba Kanal İstanbul tutkumuza karşı bir gözdağı mıdır Rusya'nın bu yaptığı?

Ya da Kırım konusunda Ukrayna'nın yanında yer alıp Rusya'ya bu anlamda cephe açmanın bedeli midir?

İdlib'de sekiz şehit vermemize değdi mi, değmiş olabilir mi? Bırakın sekiz şehidi, bir askerimizin canına değmiş olabilir mi?

Türkiye Suriye ile savaşın eşiğine geldi, aslında lokal olarak savaştı da. Artık geçti orduların tüm güçleriyle yer aldıkları savaşlar. Türk ordusu da önceki gece Suriye güçlerine karşı harekata girişti.

Savaştık yani ve savaşıyoruz halen.

Ama ya normalleştiğimiz için ya duyarsızlığımız tavana vurduğu için Türkiye bir anlamda savaşa girmişken içerde piyasalara bakıyoruz; sanki hiçbir şey olmamış gibi bir hava var. Tamam kimse panik içinde davranmasın ama bir etki de beklenir; oysa tam aksine piyasalarda bahar havası esti, özellikle de önceki gün.

Suriye rejimi bizi ekonomik yönden nasıl sıkıntıya sokacağını pekala biliyor, Türkiye'ye daha fazla mülteci sokabilmenin peşinde. Sıkıştırdıkça sıkıştırıyor insanları ve Türkiye'ye doğru adeta sürüyor. Suriye daha fazla mültecinin Türkiye için yalnızca ekonomik yıkım olmadığının, mülteciler yüzünden Türkiye'nin bir süre sonra güvenlik anlamında da büyük sorunlar yaşayacağının tabii ki farkında.

Bunun farkında olmakla birlikte gereğini bunca yıl yapmayan, şimdi iş işten büyük ölçüde geçtikten sonra yapmaya çalışan ise biziz.

Diğer tarafta vatandaş olarak ne mi yapıyoruz; kabul edelim çok iyi yakınıyoruz!

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap