Bu rezerv tartışması daha çok su kaldırır!

Alaattin AKTAŞ
Alaattin AKTAŞ EKO ANALİZ ala.aktas@gmail.com

✔ Dün kaldığımız yerden devam... Satıldığı kabul edilen yaklaşık 130 milyar dolar Merkez Bankası'nın web sayfasında niye görünmüyor ya da bir yerde kayıtlı da biz mi göremiyoruz?

✔ Merkez Bankası'nın döviz satış verilerine nasıl ulaşılır diye soranlara: "tcmb.gov. tr-istatistikler-piyasa verileri-TL karşılığı döviz alım satım ihaleleri ve TL karşılığı döviz alım satım müdahaleleri"

Konuyu pehlivan tefrikasına döndürmeye hiç niyetimiz yok ama Merkez Bankası’nın milyarlarca dolar döviz satması öyle kolay kolay geçiştirilebilecek gibi değil.

Birincisi tutar çok ama çok fazla.

İkincisi ve belki de daha önemlisi satışın usule pek uygun yapılmamış olması.

Ama bu konunun son günlerde yeniden gündeme gelmesiyle bir kazanım elde edildiği de bir gerçek. Aylardan beri, hatta bu satışlar 2019’da başladığından beri (dünkü yazımıza bakabilirsiniz) Merkez Bankası’nın bir anlamda gizli kapaklı uygulamalarla, yan yollara dolanarak döviz sattığı yazılıp çizilip söyleniyordu ama hükümetten ne yalanlama geliyordu, ne de bu konuda herhangi bir görüş. Hükümet adeta kulağının üstüne yatmıştı.

Ta ki Cumhurbaşkanı Erdoğan bu satışın ekonominin gerekleri çerçevesinde yapıldığını söyleyene kadar. Erdoğan ayrıca o konuşmasında net rezervin ekside olmadığını da dile getiriyordu.

Dolayısıyla Merkez Bankası’nın bir şekilde döviz sattığının açıklanmış olması bir anlamda kazanımdır.

Normal döviz satış kanalları neler?

Merkez Bankası iki yolla döviz satabilir; aynı zamanda alabilir.

Piyasada döviz çoktur; Türk parası sürekli değer kazanıyordur, bunun başta ihracatı azaltıcı, ithalatı artırıcı etkisi olacak ve bir süre sonra cari açık çok artacaktır, Merkez Bankası piyasadan döviz alarak hem dengeyi sağlar, hem de rezervini güçlendirir. Ya da tersi olur, bu sefer de Merkez Bankası piyasaya döviz satar. Ama bu alış ve satış önceden ilan edilen tutarda ihale açılmak suretiyle yapılır. Merkez Bankası gelen teklifleri kendine en uygun olandan başlayarak sıralar ve önceden ilan ettiği tutarda alış ya da satış gerçekleştirir.

Bir de doğrudan müdahale vardır. Normalde Merkez Bankası’nın bir kur hedefi yoktur ve bu duruma bankanın her açıklamasında vurgu yapılır. Ama öyle bir dönem, öyle bir gün gelir ki piyasa yukarı ya da aşağı çok oynaklık gösterir, TL’nin değeri istikrarsızlaşır, işte Merkez Bankası o zaman adeta piyasaya baskın yapar. Merkez Bankası bankalararası piyasaya alıcı ya da satıcı olarak girer. Zaten ekranlarda Merkez Bankası’nın piyasaya girdiği görüldüğü an herkes bir durulur. Çünkü karşılarında güç yetmeyecek bir Merkez Bankası vardır. Merkez Bankası’nın bu gücü tabii ki özellikle satışlarda büyük bir rezerve sahip olmasından gelir. Şimdiki gibi adeta sıfırı tüketmiş bir Merkez Bankası böyle bir etki yapabilir mi, hatta daha ötesi Merkez Bankası piyasaya bu yolla olmak kaydıyla dövizde satıcı olarak girebilir mi?

Son işlemler ne zaman yapıldı?

Konumuz satış olduğuna göre bu verilere bakalım.

Merkez Bankası son satış ihalesini 27 Nisan 2016 tarihinde yaptı. Satılan tutar 20 milyon dolar. Zaten o dönemde günlük ihale tutarı hep 20 milyon dolardı. O günkü ihaleye gelen teklif ise 28 milyon dolar düzeyindeydi.

Hani bir de döviz satış müdahalesi var ya, o da en son 23 Ocak 2014 tarihinde gerçekleştirildi. Merkez Bankası’nın piyasaya girip sattığı döviz 3 milyar 151 milyon dolar. Zaten bu tutar bir günde gerçekleştirilen en yüklü müdahale olarak kayıtlara girmiş durumda.

Merak edenler için bu verilere nasıl ulaşılabileceğini de yazalım:

“tcmb.gov.tr-istatistikler piyasa verileri-TL karşılığı döviz alım satım ihaleleri ve TL karşılığı döviz alım satım müdahaleleri”

Şimdi bir kez daha soralım:

“Merkez Bankası’nın döviz satışında izleyebileceği yol ihaleler ve müdahaleler olduğuna, buradaki işlemler de yıllar öncesinde kaldığına göre, Merkez Bankası 130 milyar dolarlık bu satışı web sayfasında nerede gösteriyor?”

NEREDE O ESKİ İNŞAAT YAPMA İŞTAHI!

İnşaat sektörünün mevcut durumunu ve konut fiyatlarının gelecekte nasıl seyredebileceğini iyi kötü ortaya koyan veriler belli oldu. Belediyeler tarafından verilen yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgelerindeki 2020 gerçekleşmesi açıklandı.

Yapı ruhsatlarına ilişkin 2020 yılı verileri her ne kadar bir önceki yıla göre kayda değer bir artışa işaret ediyorsa da üç-dört yıl öncesinin hala çok gerisinde bulunuluyor.

Geçen yıl 547 bin daireyi kapsayan inşaat için yapı ruhsatı alındı. Tamamlanıp kullanıma hazır hale getirilen ve yapı kullanma izni verilen daire sayısı ise yaklaşık 600 bin oldu.

Yapı ruhsatına konu daire sayısı 2019’daki 325 bine göre belirgin bir artışla 547 bine çıktı ancak bu sayı 2019 hariç 2009’dan bu yana olan dönemin en düşük düzeyine işaret ediyor. Hele hele 2014, 2016 ve 2017 yıllarında milyon düzeyinin üstüne çıkıldığı, özellikle de 2014’te 1.4 milyona ulaşıldığı dikkate alınırsa 2019 ve 2020’nin nasıl bir gerilemeye işaret ettiği daha iyi anlaşılıyor.

Ancak şu da bir gerçek, geçmiş yılların altında kalınmış olmakla birlikte 2019’a göre bir toparlanma eğilimi var. Bu biraz da konut stokunun azalmasının tetiklediği bir durum.

İzin belgesinde sekiz yılın en düşüğü

Kullanım izni verilen konut sayısının geçen yıl yaklaşık 600 bin olduğunu belirttik. Bu, son sekiz yılın en düşük yapı izin belgesine işaret ediyor.

Bir başka ifadeyle konut arzı seki yıldır hiç böyle düşük gerçekleşmemişti.

2019’da ruhsat alınan daire sayısının yalnızca 325 bin olduğu, bu dairelerin normal koşullarda 2021’de tamamlanacağı dikkate alınırsa bu yılki konut arzı geçen yıldan da düşük olacak demektir.

Arzın düşmesinin ekonomik sonucu da bellidir. Bu konut fiyatlarının artmasıyla sonuçlanacaktır. Ancak konutta fiyatı belirleyenin içinde bulunduğumuz dönemde yalnızca arz-talep dengesi olduğu söylenemez. Ekonominin temel gidişatına şekil veren pandemi, belki de bu yıl arz-talep dengesinden daha belirleyici olacaktır.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar