Buğday üretiminde 42 yılda nereden nereye

Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

Ahmet Balcı

Çaba Danışmanlık / Mali Danışman

Yaşı yeten okuyucular hatırlar, eskiden ilkokulda öğretmenlerimiz bizlere “Türkiye’nin tarımda kendi kendine yetebilen dünyanın 7 ülkesinden biri” olduğumuzu gururlanarak anlatırdı. Keza okullarda yerli malı haftasını her yıl dört gözle bekler ve o günü şölen havasında geçirirdik.

Şimdi ne yerli malı haftası var, ne yerli malı kaldı, ne de çiftçilik yapan insanımız…

Gelin sizlerle bundan tam 42 yıl öncesine giderek, 1979 ile 2021 yılını kıyaslayalım. Tabi şimdi haklı olarak soracaksınız neden 1979 diye. Sebebi ise 2021 yılı üretimine en yakın miktar o yıla ait olduğu için kıyaslama da bu yıl baz alınarak yapılmıştır.

Öncelikle konuyla ilgili özet tabloyu en baştan sizlere sunayım:

 

Yukarıdaki tabloda yer alan bilgilerden de anlaşılacağı üzere:

  • Türkiye nüfusu 42 yılda neredeyse iki katına çıkmıştır.
  • Yıllık turist sayısı 1979 yılı ile kıyaslanamayacak kadar artmıştır. Makalemizin konusu olarak bakarsak; ülkemize gelen turistlerin ortalama 10 gün konakladığını varsayarsak bu durumda düzenli olarak beslenmesi gereken turist sayısı günlük 35 binden, 1,23 milyona ulaşmıştır.
  • 1979 yılında ülkemizde yer alan mülteci/göçmen sayısı neredeyse yok denecek kadar azken, içinde bulunduğumuz Haziran 2022 itibariyle 10 milyonu geçmiştir. Bu durumda artan ülkemiz nüfusuna ilave olarak yılın 365 günü beslenmesi gereken kişi sayısı 10 milyon artmıştır.
  • 1979’dan bugüne buğday ekilen alan %26 azalmasına rağmen gerek endüstriyel tarım, gerekse depolama, ilaçlama ve nakliye olanakları sebebiyle verimlilik artmış ve üretim alanı azalmasına rağmen üretilen miktar neredeyse aynı kalmıştır. (tek olumlu madde de budur)
  • Tüm bu hesaplamaların sonunda kişi başına düşen yıllık buğday miktarı 1979 yılında 407 kg iken, 2021 yılında bu miktar %55 azalarak 184 kiloya gerilemiştir.

Görüleceği üzere ülkemizin en temel besinlerinden biri olan buğday üretiminde alarm zilleri çalmaya başlamıştır. Ayrıca yukarıdaki bilgilere ilave olarak, dünya tahıl üretimin %70’ini gerçekleştiren Rusya ve Ukrayna’nın savaşa girmesi sebebiyle parasıyla dahi ithalat yapamayacak duruma gelmiş bulunmaktayız. (Hoş gerçi ithalat yapacak paramızın olup olmadığı ayrı bir makale konusu)

Tüm bu yazdıklarıma ilave olarak belirtmek isterim ki Türkiye’de çiftçilikle uğraşan 500 Bin vatandaşımıza 2022 yılında verilmesi hedeflenen Tarımsal Destek Bütçesi 29 milyar TL’dir. An itibariyle Kur Korumalı Mevduat Hesabı’na para yatıran yaklaşık 900 bin kişiye verilecek Hazine desteği ise dövizin her 1 TL’lik artışında 53 milyar TL olarak hesaplanmaktadır.

Sözün özü çiftçimize münasip gördüğümüz desteğin çok çok daha fazlasını parasını Kur Korumalı Mevduat’a yatıranlara veriyoruz. Üstüne üstlük “paramız var ki ithalat yapabiliyoruz” diyebilecek kadar öngörüden yoksun kamu görevlileri yıllarca yöneticilik yapabilmiş. Ülkemize fazladan 10 milyon boğaz daha katılmışken, çiftçilerimizi küstürmenin; onları tarımdan soğutmanın bizlere hiçbir faydası yok. Tarımımıza ve çiftçimize destek artık milli bekâ meselesi haline gelmiştir. Ancak tarihe not düşebilmek adına belirtmek isterim ki; bu yıl ve önümüzdeki yıl yaşayacağımız gıda enflasyonu ve tarımsal girdilerin maliyet artışlarının çiftçilerin karşılayamayacağı boyutlara ulaşması sebebiyle yerli tarımın ve çiftçinin önemini bizlere çok acı bir şekilde öğretecektir.

Kaynaklar:

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/826065

https://www.tmo.gov.tr/Upload/Document/istatistikler/tablolar/1bugdayeuva.pdf

 

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar