17 °C
Osman Ata ATAÇ
Osman Ata ATAÇ İŞLETMECİLİK SOHBETLERİ oaatac@gmail.com

Buyrun size kriz

Birkaç haftadır zaten hem kişisel kaygılar hem işletmeniz konusundaki endişeleriniz yüzünden içiniz kararmıştır. Biz köşe yazarları da ne yazık ki içinizi açacak haberler veremiyoruz. Açıkçası içinizi açacak haberleri arasak da pek bulamıyoruz. En azından ben bulamıyorum. Takip etmediğim kadarıyla! işi gücü iyi haber üretmek olan yazarlarımız, konuşmacılarımız bile pek ipe sapa gelir laf üretemiyorlar. Bunlara işini sağa sola yağ çekmek olarak tanımlayanlar dahil. Onlar bile zorlanıyorlar.

Ülke içerisinde sahibi iktidar olanlar zor durumlardan geçtiğimizi kabulle beraber bu sıkıntıdan “daha güçlü çıkacağımızı” alınan önlemler sayesinde “durumun bazı münafıkların pompaladığı gibi kötü” olmadığını söylüyorlar. Ne yapsınlar yani. “Battık” diyecek halleri yok ya. Ekonomik istikrar kalkanı adıyla tanıtılan bir program açıklanıyor. Ekonomiye 14 milyar dolarlık bir enjeksiyondan bahsediliyor. Bir kısım yazar, çizer kıyasıya eleştiriyor. Kimi yetersiz buluyor, kimi programın neyi hedeflediğinin belli olmadığını söylüyor, kimi bu kalkanın kime kalkan olduğunun seçiminin siyasi olduğu konusunda eleştiri getiriyor. Kimi “Bunun virüs salgınıyla ne alakası var?” diye soruyor. Canım programın adı ‘Sıhhi istikrar kalkanı’ değil ‘Ekonomik istikrar kalkanı’!! Ha ekonomiyi toparlamaya yeter mi? Onu eli kalem tutan, ağzının içinde dili olan herkes yazıyor, anlatıyor. Bu nedenle, meraklanmayın istikrar programı konusunda yazı yazacak değilim.

Bu arada ekonomik krizden etkilenecek olanlar sadece işletmeler değil elbette. Emeklilerden, işçilerden, tarım çalışanlarından, ücretli, sözleşmeli, geçici personelden, memurlardan velhasıl tüm vatandaşlardan özür dilerim ama bu sütun ‘işletmecilik’ konusuna ayrıldığı için kendimi frenlemek zorundayım. Herkese Allah kolaylık versin.

Ekonomik kriz var mı? yok mu? Diye birbirimizle ha babam de babam itişirken sanıyorum artık bu tartışma bitti. Bu yüzden bir sürü yazar neredeyse işsiz kaldı. Ekonomik kriz yok diyenler bile “Yok ama bu virüs salgını yüzünden sallandık” demeye başladılar. Ne kadar sallandık belli değil ama daha sallanmadıksa sallanacağız. Her iş kolunda küçük esnaf, küçük ve orta boy işletmeler, büyükler kötü etkilenecekler. Bundan kurtuluş yok. Bunu inkarın da kimseye faydası yok. Eğer şimdiye kadar olmayan ekonomik krizden kötü etkilendilerse daha kötüye hazırlıklı olmaları gerekir. Kaç haftadır sıraladığım kuğuların hemen hepsi gündemden çıktı. Varsa yoksa virüs salgını ve sonuçları. Mal canın yongasıymış. Millet yongayı bıraktı canıyla uğraşıyor.

Küçük esnaftan başlayarak büyük işletmelere uzanan yelpazede işletmelerin bu krizden tek başlarına kurtulmalarını, kurtulabileceklerini beklemek safdillik olur. Bir yerde devlet, özel sektör, sivil toplum örgütleri hatta sokaktaki vatandaşın bir araya gelmeleri gerekecek. Bu bizde olur mu? Olur. Olmuştur. Gene olur ama aması var. Amasının ne olduğunu biliyorsunuz.

Bu salgının ne kadar süreceği belli değil. Şu anda alınan önlemlerin hemen tamamı virüs salgınının yayılma hızını kesmeye yönelik. Yayılmasını durdurmak değil ivmesini düşürmek. Bunun elbette geniş kitlelerin hastalanmasını önlemenin yanı sıra ana hedefi bu yayılmanın sağlık sistemleri üzerinde, hiçbir ülke sağlık sisteminin kaldıramayacağı, yaratacağı yükü azaltmak. Plan açıkça vakit kazanma planı. Virüsün yayılma hızı düşerse kazanılacak vakitte sağlık sistemlerinin güçlendirilmesi ve belki de bir aşı ve/veya tedavi bulunması olasılığı üzerine hesaplar yapılıyor. Bu konuda alınan önlemlerin ciddi ekonomik maliyetleri var. Ekonomiler hem arz tarafından hem de talep tarafından darbe yiyorlar daha da yiyecekler. Tüketici evine kapanırken hem imalat hem hizmetler sektörlerinde üretim merkezleri ya üretimlerini azaltıyorlar ya da tamamen durduruyorlar. Bunun ciddi bir ekonomik faturası olacak ve de olmakta. Bu fatura ödenecek. İşte bir süreye yayılmış ve artık kuğu muğu olmayan geliyorum diyen ‘beklenen’ gelişme. Şimdi her zamankinden daha fazla orta-uzun dönem hazırlık yapmanın zamanıdır. Yoksa kafası kesik tavuk gibi sağa sola koşturarak, her ün yeni bir şey düşünüp bu nasıl uygulanacak orta-uzun vade sonuçları ne olacak diye hem faydasız hem de uzun vadede faturası daha ağır adı önlem olan işlere girişiriz.

Geçen hafta sizlerle kriz nedir? neden olur? Konularında söyleşmiştim. Hatırlayacaksınız işletmelerin kendilerinden kaynaklanmayan nedenlerden dolayı üretim ve pazarlama yapabilmesi için gerek duyacağı:

1) Finansal (mali)
2) İnsan gücü
3) Fiziki tesis ve altyapı
4) Stratejik iş-birlikleri ve ilişkiler,
ve
5) Enformasyon ve know-how

Kaynaklarından biri veya birkaçından (a) Yeteri kadarını; (b) Arzulanan fiyatlarda ve (c) Arzulanan zamanda bulamaması durumuna kriz diyorduk. Eğer kriz tanımı olarak bu verdiğim tanımı beğendiyseniz benim krizle mücadele konusunda neden sıkıntılı olduğumu anlamışsınızdır.

Adına ister kriz deyin ister buhran bir problemle mücadele edecekseniz bir modeliniz olmalı. İster küçük işletme olun ister büyük ister resmi ister özel, isterseniz hükümetin kendisi problemi tanımlayacak, çerçevesini çizecek bir modeliniz yoksa alacağınız önlemlerin bir işe yaraması şansa kalır. Bu bir modeliniz varsa önlemlerinizin çalışması garanti demek değildir. Söylemek istediğim asla bu değil. Söylemek istediğim problemi iyi tanımlarsanız önlemlerinizin işe yarama ‘olasılığı’ daha yüksektir. Bir problemin tanımlanması ise bir çerçeve modeli olmaksızın mümkün değildir.

Şimdi yukarıdaki tanıma bir kez daha bakın. Sıraladığım beş kaynaktan herhangi birinde doğacak bir sıkıntı (kaynağın yeteri kadarının; arzulanan fiyatlarda ve arzulanan zamanda bulamaması) diğerlerine de bulaşır. Zaten her yerde olduğu gibi işletme krizleriyle mücadeleyi zorlaştıran da budur. Söz gelimi diyelim ki finansal kaynakların bulunabilirliği daraldı. Türkçesi ortada para yok. Para olmadığı için işletme alt-yapısında gerekli geliştirme çalışmalarına bir türlü başlayamıyor. Aradan bir yıl geçiyor alt yapı yenilemediği için stratejik ortağı yeni siparişler vermekten çekiniyor. Bu hayali örnekte mali kaynaklardaki sıkıntı bir alt-yapı sıkıntısına dönüşüyor o da stratejik ortaklıklarda soruna yol açıyor. Çözüm kolay gibi görünüyor. Bul parayı oldu bitti. Deneyimli işletmeciler bunun böyle olmadığını bilirler. Parayı bulsanız bile tüm hesapların yeniden gözden geçirilmesi gerekecektir. Aradan vakit geçmiştir. Yani alt-yapının arzulanan stratejik ortaklık temposunu kazandırıp kazandırmayacağı, tempo kazanılsa bile bunun karlılığı tekrar gözden geçirilmek gerekir. Acaba işletme para aramak yerine alt-yapı çalışmalarını yenilemekle mi işe başlamalı? Yoksa stratejik ortaklığını bir gözden mi geçirerek işe girişmeli. Bunlar geçerli sorulardır.

Bir modelle problemi tanımlamak ve onu çözmek için yapılması gerekenler öncelik vermek işin daha başı. Çözümün uygulamaya geçirilmesi bir başka çalışma alanıdır. Bu kapsamdaki programlar için öyle zart diye yapılacak bir şey değil.

Eğer işletmelere kriz konusunda yardım yapılacaksa veya işletme kendi başının çaresine bakmak zorunda kalıp da bir kriz planı çerçevesinde çalışacaksa önerdiğim modeli dikkate almak gerekir. Yoksa işi kenarından köşesinden tutar, oradan oraya koşarız ve büyük olasılık ‘ekonomik istikrar’ filan ulaşılır olmaktan çıkar. Bu işletmeler için olduğu kadar, sektörler ve ülkenin tüm ekonomisi için doğrudur.

Söz gelimi yukarıda anlatılan bir işletmeye yardım edecekseniz ve şu veya bu nedenle mali kaynak sıkıntısından başlamaya karar verdiyseniz ne yapacaksınız? Para gökten yağmıyor. İşletmelerin ihtiyaçlarının doğru hesaplanması gerekir. Ucunu açık bırakırsanız “Ver Şabana gitmez yabana” örneği önüne gelene alabileceğinin azamisini ister. Bunu aracıların, söz gelimi, bankaların ekspertizine bırakırsanız bankanın “uygun değildir” kararı verdiği başvuruları nasıl halledeceksiniz? Bankayı zorlayacak mısınız? Yoksa tahkim kurulları mı kurulacak? Bunun siyasi maliyetini kim yüklenecek? Yok aracı kurumları kullanmayacaksanız bu işi kim yapacak? Nasıl yapacak? Mali sistemle çelişkileri nasıl halledeceksiniz? Gibi gibi.

Diyelim ki bir mucizevi yöntemle kimin ne kadar paraya ne zaman, hangi koşullarla ihtiyacı olduğunu öğrendiniz ve mali sistemi kullanmaya karar verdiniz. Parayı mı bollaştıracaksınız? Yani kredi musluklarını mı açacaksınız? Para basıp dağıtacak mısınız? İşletmenin ödemelerini tehir mi edeceksiniz? Yoksa paranın maliyetini mi düşüreceksiniz? Yani faizlerimi düşüreceksiniz? Ödeme koşullarını mı kolaylaştıracaksınız? Ödeme vadelerini mi uzatacaksınız? Yoksa paranın istenilen zamanda bulunabilmesi için önlemler mi alacaksınız? Yani müracaat-ödeme arası süreleri mi kısaltacaksınız? Bunların hepsini mi yapacaksınız? Bunun mali sisteme riskini ve maliyetini hesapladınız mı? Bu mali yükü kim ödeyecek? Gibi, gibi.

Elimizdeki ve elimize gelecek krizlerle mücadelede ‘acil’ ve ‘önemli’ önlemlerin birbirlerinden ayrılmaları ve ona göre planlanmaları gerekir. Acil adı üstünde hemen yapılması gereken ve yapılabilecek şeylerdir. Önemli ise üzerinde vakit harcanması gereken sonuçlarının bir vadeye yayılabileceği şeylerdir. Bu iki önlem dengelenmek zorundadır. Sağlık konusundaki önlemler genellikle acil, ekonomik önlemler önemlidir. Çoğu acil önlem kısa vade hedefli olduğu için uzun vade hedefi olan ekonomik çıkarlara ters düşebilir. Bu iyice planlanması gereken hassas bir iştir, uzmanlık ister. Kısa vadede sağlık, orta-uzun dönemde ciddi sıkıntılar bizleri bekliyor. Her iki konuda da ‘pro-aktif’ önlemler tercih edilmeli ve en kötü senaryolara göre hazırlanılmalıdır.

Bu krizin ne kadar süreceği belli değil. Umarım en kısa sürede kontrol altına alınır hem hasta sayımız düşer hem de kayıplarımız. Virüs yayılması kısa sürerse ve umarım bir aşı veya tedavi geliştirebilirse sağlık krizini neredeyse o an aşarız. Ekonomik krizi aşamayız.
Sağlıcakla kalın

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap