“Büyük ölçekli kendini aldatma” tuzaklarını nasıl kırarız?

Rüştü BOZKURT
Rüştü BOZKURT BUZDAĞININ DİBİ rustu.bozkurt@dunya.com

“Kendimize soralım: Etkin bir iş insanı mıyım?” başlıklı yazıya okuyucu tepkileri beklediğimden fazla oldu.

Okuyucu tepkileri iki alana odaklıydı: Birincisi, ülkemizdeki üniversitelerin, iş insanlarının etkinliğini artıracak bilgiyi aktarıp aktarmadığını sorguluyordu. İkincisi de, ister iyi niyetli cehaletten, isterse art niyetli ihanetten kaynaklansın, kapalı kapılar ardında yapılan eleştirileri açık ortamlara taşıyamayan “resmi iyimserlik”, “kendini aldatma” ve “yüzleşme özgüvensizliğinin” yol açtığı “caydırıcı iklim” üzerinde durulmasını istiyordu.

Turque Diplomatique’ nin Ağustos 2021’deki 148’inci sayısında Lihtenstayn Prensi Michael değerlendirmesi de yazıya gelen tepkilerden ikincisiyle ilgiliydi:

“Alman gazeteci Gabor Steingart bir keresinde modern vatandaşın ne Katolik ne de Protestan olduğunu, anacak Politik olarak doğru olduğunu belirtti. ’En yüce emir iyilik adına kendinize yalan söylemenizdir,’ diye tweet atmıştı. Büyük ölçekli kendini aldatma dönemleri tarihte düzenli olarak meydana gelir ve genellikle felaket niteliğinde bozulmalara yol açar. Böyle bir sürecin tipik belirtileri, farklı görüşlere karşı hoşgörüsüzlük, tartışmaları susturma ve komplo teorilerinin yükselmesidir. Buna paradoksal bir şekilde, muhalifleri susturmak için komplo suçlamaları eşlik eder. Kendi kendini aldatma, genellikle, hakim anlatımın sürekli tekrarını gerektiren siyasi elitin varlığını devem ettirmesiyle birleştirilir. Bu süreçten etkilenenler, hakikat onunla çeliştiğinde bile bu söyleme inanmaya başlarlar. Gerçek gelişmelerin sonuçları açısından tahrip edici olabileceğinden, rahatsız edici gerçeği bastırmak - aslında onların bakış açısından gereklidir – zorunludur. Pragmatizm, dogmatizme yol açar.”

Üniversite yapılanması ile iş insanlarımızın etkinliği arasındaki etkileşimi başka bir yazıda ele alalım. Prens Mıchael’in saptamasından yola çıkarak kendimizi “büyük ölçekli aldatmanın” selinden nasıl kurtarabileceğimiz üzerine düşünelim.

Kısa mesaj zihnimizi köreltiyor

Büyük ölçekli kendini aldatmanın kaynaklarından biri Orhan Pamuk’un saptamasında açıklanıyor: “Kısa mesajla iletişim kurabilirsiniz ama asla düşünce geliştiremezsiniz…” Orhan Pamuk’u destekleyen çok sayıda düşünce insanı var. Onlardan biri de 2021 yılının Temmuz ayının başında dilimize aktarılan Rutger Bregman’ın “Çoğu İnsan İyidir” kitabındaki kanıtlar.

Bregman, “Temel kuralım şu: Haber bültenlerini takip etmek yerine detaylı yazıların yer aldığı haftalık yayınları okuyun. Ekrana bakmak yerine etten kemikten insanlarla buluşun. Bedeninize hangi besinleri alacağınızı düşündüğünüz kadar kafanıza da hangi bilgileri sokmak istediğinizi iyice düşünün” çağrısını yapıyor.

Teknolojik gelişmeler üretim örgütlenmesinde karmaşayı artıyor. Karmaşayı yönetmek de “başlangıç noktasına hassas bağlılık” ilkesine uymayı gerektiriyor. Başlangıç noktasına hassas bağlılık, hayatın öz gerçeğine yakın modeller kurma, metotlar geliştirme ve gerekli teknolojileri devreye sokma anlamına geliyor. Zenginlik üreterek insan yaşamını kolaylaştırmak da indirgemeci değil, bütüncü bir yaklaşımla işlerimizi yapma yetkinliği istiyor.

Yatırım ihtiyaçları çeşitleniyor

Bağlantı yapısı, iletişim-etkileşimin işleyişi ve işbirlikleri yapma tarzı hızla değişen dünyamıza uyum göstermek için artan yatırım ihtiyaçların zihinlerimizde diri tutmalıyız:

- Orta-düşük teknoloji verimsizliğini aşma, geleneksel orta-ileri teknolojilerle işyerlerini donatma ihtiyacı güncelliğini koruyor.

- Dijital teknolojinin veri- odaklı rekabet koşullarına uyum için gerekli dönüşümlerin yatım ihtiyaçları çiğ gibi büyüyor.

- Mobil iletişimde 5G teknolojisi etkileri, Yapay Zeka ve Her Şeyin İnterneti uygulamalarının yarattığı verimlilik-odaklı rekabet gücünü yakalama yatırımları gündemin ilk sıralarına tırmanıyor.

- Yarı iletken ve mikroelektronik teknoljisinin hayati önemini dikkate alarak çip ve sensör üretiminde bağımsızlık yaratma yatırımlarını yapmak gerekiyor.

- Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde mevcut üretim koşullarını dönüştürecek olan yatırım ihtiyacını belirleme ve yol haritasına sahip olma hayati önem taşıyor.

- İklim değişikliğinin daha geniş çerçevede yaratacağı yatırım ihtiyaçlarını öngörerek zamanında harekete geçmek ivedi sorunumuz haline geliyor.

- Atık yönetimi konusunda yeni standartların gerektirdiği yatırımları önceden belirleyerek öngörmek ve önlem almak için her alanda “yaratıcı yüzleşmenin” nimetlerinden yararlanacak adımlar atmamız geleceği güven altına almanın gerek şartlarını oluşturuyor.

Kendimize karşı dürüst olalım

İddialı hedefler koyduğumuz halde onlara ulaşamamışsak, bunun suçunu başkalarında değil kendimizde aramalı, kendimize karşı dürüst olmalıyız:

- Eğer, “müşteri algısında olumsuzluk ve güvensizlik yaratır” endişesini abartıyor; sorunlarla yüzleşme yerine “resmi iyimserlik” peşine takılıyorsak,

- Eğer, “Olumsuzluklarımızı açık tartışırsak, çalışanların morallerini diri tutamayız” diyerek sorunları birlikte sorgulamayı erteliyorsak,

- Eğer, “tedarikçilerin güven-odaklı disiplinini sarsar” endişesiyle resmi iyimserlik ve kendini aldatmanın seline bilerek kendimizi bırakıyorsa,

- Eğer, “Teşviklerden yararlanmak için” eksik ve yanlışlarımızın üzerine resmi iyimserlik şalı örtüyorsak,

- Eğer, “rakiplerin strateji ve taktik değiştirmesini” ötelemek için “kol kırılır yen içinde kalır” diyorsak,

- Eğer, “alışkanlıklarımızın yarattığı konfordan vazgeçememe” tuzaklarına yakalanmışsak,

- Eğer, “kendini ikna etme kolaycılığını” aşamıyorsak, işlerimizi etkin yönetemez hedeflerimize ulaşamayız.

Etkin iş insanlarımızın sayısını kritik eşikleri aşacak ölçeklere ulaştırmayı istiyorsak, demokratik sistemde “sorgulama iklimini” sonuna kadar korumalıyız. Otoriter sistemlerde “güç merkezine itaat, sadakat ve tabiiyet” kısırlığına fırsat yaratmamalıyız. Otoriteye yaranmak için “talimatlarıyla her işin başarıldığı” algısının giderek artan karmaşa yönetiminde yeri olmadığını iyi kavramalıyız. Zamanımızda güçlünün, ilke ve kural dışı kalarak kendi gücünde boğulmasına yol açtığını unutmamalıyız. Prangasız leviathan tehlikesinin farkında olmalıyız. Medyayı 4’üncü güç olmaktan çıkaran korku odaklı otokontrol yapmasını önlemeliyiz.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar