Büyüme ve enflasyon bir arada olur mu?
Ekonomide de analiz yaparken bazı kabuller üzerinden hareket edilir, varsayım da denebilir tabii bunlara. Mesela hane halkının rasyonel yani akla yakın beklentilere sahip olması ya da imkânı olursa her şeyin daha fazlasını talep etmesi gibi.
Bu varsayımlar olmadan analize başlayamazsınız, çalışmanın kapsamını belirli bir çerçevede tutmak için bazı değişkenleri devre dışı bırakmak gerekir.
Diğer yandan günümüzün hızla değişen ve dönüşen dünyasında geçmişten gelen bazı kabullere de güncelleme getirilmesi şarttır. Mesela işsizlik verisini ele alalım, odasından hiç çıkmayan ve ailesine göre işsiz olan bir genç, bilgisayarı üzerinden başka bir ülkede yer alan şirketin proje bazlı çalışanı olabilir. Aynı anda farklı ülkelerden farklı işverenlere iş yapan örnekler var.
Yani bizim iktisat anlayışımıza göre ve analizimize göre ortaya çıkan sonuç gerçeklerden farklı olabilir. Aynı örneği işsizlikten, kapasite kullanımına ya da enflasyonun hesaplanmasına kadar değişik konu başlıklarına ilerletebilirsiniz. Gelişen teknoloji ile beraber bu kadar çabuk yol alan ekonomide de neyi varsayıyorsunuz neyi analiz etmeyi çalışıyorsunuz, sıklıkla sorulması gerekir.
Bu girizgâhın ardından son gelişmelere geçelim, petrol fiyatlarının ateşkes ile hız kesen ancak yer yer yaşanan bombalamalar ile kendini hatırlatan savaş koşullarında yüksek seyrini koruması son derece normal. Brent petrol için 90 dolar varil civarı bir dengenin yılın ikinci çeyreğinde de geçerli olacağı anlaşılıyor.
Böylesi bir ortamda enerji fiyatlarının yüksek seyri bağımlılığı yüksek ülkeler adına daha yüksek dış ticaret açığı, daha pahalı ürün gamı ve enflasyon demek. Türkiye farklı kaynaklardan sağladığı enerji temini ile arz anlamında bir şok yaşamasa da yükselen fiyatların sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda.
Alım gücü baskılanacak
2026 yılına dair öngörülerde revizyonlar süratle yapılmakta. Geçtiğimiz aylarda yaptığımız %3 büyüme ve %30 enflasyon tahmininin genel olarak sonrasında gelen raporlarda da ortalamayı yansıttığını söyleyebiliriz.
Öngörülerden daha hızlı artan fiyatlar ve çalışanlara yılın yarısında ara zam gelmemesi ile büyük ölçüde yitirilen alım gücü talebi ve dolayısıyla toplam tüketimi baskılayacaktır, bu da enflasyonun kontrolden çıkmasının önüne geçecektir. Ancak ekonomi yönetiminden gelen çıktı açığı analizi ve enflasyon patikası tahmini iki tarafa yönelik iyimser beklentiler içermekte. Denge, büyük ölçüde yukarıda yazdığımız gibi düşünülebilir, fiyatlar hızlı artıyorsa, kredi mekanizması bilerek yavaşlatıldıysa, dışarıdan sermaye girişi sınırlıysa, içerde gelirler artmıyorsa ortaya çıkacak kompozisyon büyük ölçüde böyle gerçekleşir.
Dolar kurunun hedeflenen enflasyon doğrultusunda aylık %1.5-%1.6 patikasında yukarı gitmesine izin verilmesi 2026 yılında çoğu ay için TL değerlenmesi demek. TL değerlenmesi de dönüp dolaşıp, ihracatın zayıflaması anlamına geliyor. Gönül ister ki, biz de G. Kore gibi yüksek teknoloji üretelim, ihracat içinde bu malların payı %5 değil de %50 hatta fazlası olsun. Ancak eşyanın tabiatı gereği böyle büyük transformasyonlar zaman alır, dolayısıyla tekstil tarafında yitirilen pazar payının ya da işgücünün bilişim tarafında yeniden oluşması bugünün değil yarınların konusu, üstadın dediği gibi hayat sen planlar yaparken başına gelenlerdir.