Büyümenin yeni yolu: Azaltmak
İş dünyasında uzun yıllar boyunca büyüklük başarıyla eş anlamlı görüldü. Daha fazla marka, daha fazla ürün, daha fazla ülke, daha fazla çalışan...Şirketler ne kadar çok alana yayılırsa o kadar güçlü kabul edildi. Yönetim kurullarının önüne gelen sunumlarda yeni yatırım alanları, satın almalar ve çeşitlenme stratejileri öne çıktı. Çünkü uzun süre büyümenin yolu daha fazla iş yapmaktan geçiyordu.
Bugün ise dünyanın en büyük şirketleri tam tersini yapıyor. Marka sayılarını azaltıyor, bazı işlerden çıkıyor, yatırım planlarını yeniden gözden geçiriyor ve kaynaklarını en güçlü oldukları alanlara yönlendiriyor. Bir başka ifadeyle iş dünyasında yeni bir dönem başlıyor. Bu dönemin anahtar kelimesi büyümek değil; sadeleşmek.
Aslında son aylarda konuştuğum yöneticilerden aynı ifadeyi duyuyorum. "Verimsiz alanlardan çıktık", "Odaklandık", "Her işi yapmaya çalışmıyoruz", "Kaynaklarımızı daha etkin kullanıyoruz"... Farklı sektörlerden liderler farklı kelimeler kullansa da anlatılan hikaye aynı: Daha az alanda faaliyet göstermek, daha hızlı karar almak ve daha güçlü büyümek.
Bu değişimin arkasında yalnızca maliyet baskısı yok. Pandemiyle başlayan, savaşlar, jeopolitik gerilimler ve ekonomik belirsizliklerle devam eden süreç şirketlere önemli bir ders verdi: Çok sayıda işe sahip olmak her zaman güçlü olmak anlamına gelmiyor. Bazen tam tersine, karmaşıklığı artırıyor ve yönetimi zorlaştırıyor.
Odaklanan kazanıyor
Aslında sadeleşmek küçülmek anlamına gelmiyor. Tam tersine, şirketlerin enerjisini ve kaynaklarını en güçlü oldukları alanlara yönlendirmesi anlamına geliyor. Bu nedenle birçok yönetici artık büyüme stratejisini yeni işlere girmek yerine mevcut işleri daha verimli hale getirmek üzerine kuruyor.
McKinsey'in son yıllarda yaptığı araştırmalar da şirketlerin operasyonel karmaşıklığı azaltmaya odaklandığını gösteriyor. Çünkü karmaşıklık yalnızca maliyet yaratmıyor; çevikliği de azaltıyor. Oysa belirsizliğin arttığı bir dünyada şirketler için hız ve çeviklik her zamankinden daha önemli hale geliyor.
Belki de bu nedenle günümüz yöneticileri artık her fırsata aynı heyecanla yaklaşmıyor. Önce şu soruyu soruyorlar: Bu iş gerçekten bize uygun mu? Kaynaklarımızı dağıtıyor mu? Uzun vadeli stratejimizle uyumlu mu?
Bu soruların sayısı arttıkça, "hayır" diyebilmek de stratejik bir beceriye dönüşüyor. Çünkü bazen büyümek için yeni bir işe girmek değil, mevcut işleri daha iyi yapmak gerekiyor.
Aslında "daha azını yapmak" fikri yeni değil. Yönetim dünyasının son yıllarda en çok konuşulan kitaplarından biri olan Greg McKeown'un “Essentialism” adlı kitabı tam da bu konuya odaklanıyor. McKeown'a göre başarı, her fırsata evet demekten değil, gerçekten önemli olan birkaç şeye odaklanabilmekten geçiyor. Hatta bunu şu cümleyle özetliyor: "Bir şeyi yapabilmek, onu yapmak zorunda olduğunuz anlamına gelmez."
Bu yaklaşım bugün şirketlerin stratejilerine de yansıyor. Çünkü her yatırım fırsatını değerlendirmek, her pazara girmek veya her müşteri grubuna hitap etmek çoğu zaman şirketleri güçlendirmiyor; tam tersine enerjilerini dağıtıyor. Yönetim danışmanlarının sık kullandığı ifadeyle, "strateji yapmak" biraz da vazgeçme cesareti göstermek anlamına geliyor. Belki de bu yüzden son dönemde yöneticilerin başarı hikayelerinde yeni yatırımlardan çok, vazgeçilen işler anlatılıyor. Artık önemli olan ne kadar çok iş yaptığınız değil hangi işte gerçekten güçlü olduğunuz. Çünkü belirsizlik çağında şirketleri ayakta tutan şey büyüklükten çok odaklanma becerisi oluyor.
Ne yapmalı?
● Şirketler her yıl yalnızca yeni fırsatları değil, vazgeçmeleri gereken alanları da değerlendirmeli.
● Karlılık kadar operasyonel karmaşıklık da düzenli olarak ölçülmeli.
●Yönetim ekipleri, kaynaklarını en güçlü oldukları alanlara yönlendirmeli.
● Yeni yatırım kararlarında "Bu işi yapabilir miyiz?" sorusunun yanında "Bu işi yapmalı mıyız?" sorusu da sorulmalı.
● Sadeleşme küçülme olarak değil, stratejik odaklanma olarak görülmeli.
● Liderler "hayır" deme becerisini kurumsal kültürün bir parçası haline getirmeli.
Bir zamanlar iyi yöneticiler her fırsatı değerlendiren kişiler olarak görülürdü. Belki de bugünün başarılı liderleri, hangi fırsattan vazgeçeceğini bilenler olacak.