22 °C
Osman AROLAT
Osman AROLAT AROLAT'tan osman.arolat@dunya.com

Büyümeyi, ihracat aşağı çekerken iç tüketim artırdı

22 çeyrekten bu yana süren pozitif büyüme bu yılın ikinci çeyreğinde de 23. kez büyümesini yüzde 3.8 ile sürdürdü. Ancak, büyümenin içeriği, sanayi üretim artışı ya da ihracatın desteklemesine değil, kamu ağırlıklı tüketim artışına bağlı oldu. Bu açıdan Ali Babacan’ın geçmişte sık sık dile getirdiği “büyümenin kalitesi” yine tartışılacak bir sonuç verdi...

Bu yılın ikinci çeyreğinde, sanayi artışları nisanda yüzde sıfır, mayısta yüzde eksi 2, nisanda 2.4 olarak, büyümeye önemli katkıda bulunmazken, ihracat ise yüzde eksi 2.1 ile büyümeyi aşağıya çekti. Büyümeyi ağırlıklı olarak yüzde 7.2’lik artış gösteren kamu iç tüketim harcamaları ile hane halkının yüzde 5.6 olan tüketim harcamaları ve sabit fiyatlarla yatırımların malzeme alımları ağırlıklı olarak yüzde 9.7 artış göstermesi ivmelendirdi.

İkinci çeyrek büyümesi yüzde 3.8 ile beklenenin üzerinde gerçekleşirken, yüzde 2.3 olarak açıklanan ilk çeyrek büyümesi de 2.5’e revize edildi. Bunun sonucunda bu yılın ilk yarısında 6 aylık dönemdeki büyümemiz 3.1 olarak hesaplandı. Bu büyüme bizim hedef büyümemizin gerisinde olmasına karşın dünyada büyüme sıralamasında 7. sırada yer almamız sonucunu getirdi. 

Büyümemiz son yıllarda geleneksel hedef büyüme rakamımız yüzde 5’in altında yüzde 3’ler seviyesinde kalıyor. Bu yılki gelişmenin de hükümetin ilgili bakanlarının dünkü açıklamalarında da yer aldığı gibi yıl sonunda yüzde 3’ler seviyesinde olması bekleniyor. Bizim için yeterli olmayan bu büyüme dünyada genel olarak olumsuz gelişmeler nedeniyle bakanlarca kabul edilebilir olarak ifade ediliyor. Ancak, 2023 yılında kişi başına 25 bin dolarlık Türkiye hedefi için böyle bir büyüme bizi hedeften uzaklaştırıyor/ uzaklaştıracaktır.

Onun için bizim, bizi yüzde 5’ler üzerinde yıllık büyümeye çıkaracak, hatta onu da artıracak, yeni ve başarılı bir “ülke hikayesine” ihtiyacımız olduğu son dönemde sık sık dile getiriliyor. Buna bağlı olarak yeni ve süreklilik taşıyan reformlar içeren bir programa sahip olmamızın gerektiğinin altı çiziliyor.

Bu açıdan arkadaşımız Hilal Sarı’nın haberinde yer alan “Türkiye OECD içinde cinsiyet ayrımı nedeniyle en çok kaybeden ülke” araştırması, bu reform alanlarından birindeki kaybımızı ortaya koyuyor. “Cinsiyet ayrımının istihdam piyasasına etkileri” araştırması kadınların Türkiye’de erkeklerle eşit olarak iş gücüne kazandırılamadığı için kişi başına gelirimiz de yüzde 33.1 kayba uğradığımızı ortaya koyuyor. Bu konudaki OECD ülkelerinde kayıp ortalaması ise yüzde 15.4.

Dün TÜİK tarafından açıklanan 2014 yılı kişi başına milli gelirimiz 2013 yılına göre 417 dolar azalarak 10 bin 390 dolara gerilemiş durumda. Eğer kadın emeğinden kaybımız OECD ortalaması seviyesinde olsaydı, 2014’te gerilemesine karşın, kişi başına milli gelirimiz 12 bin 129 dolar olurdu. 2023 hedefimiz açısından da kadın emeğinin ekonomimiz içerisinde yer almasını sağlayacak reformun önemi bu rakamla da ortaya çıkıyor...

Ülkemiz ekonomisindeki gelişmeleri ele alan her haber, bizim gelecek hedeflerimiz açısından sürdürülebilir sağlıklı ve yeterli büyüme için ülkemizin yeni ve reformist bir programı hayata geçirmesini gerekli kılıyor. O zaman büyüme kalite açısından üretim, istihdam ve ihracat artışı ağırlıklı olacaktır. İhtiyacımız olan budur. Bana göre bugünkü büyüme niteliği ve seviyesi açısından yeterli bulunamaz...