CAATSA yaptırımları ekonomik kapsam ve etkileri

Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

Doç. Dr. Ata ÖZKAYA - Galatasaray Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi

CAATSA yaptırımları 11-14 Aralık 2020 tarihinde ABD Senatosu tarafından yüzde 80 üzerinde kabul alarak geçirilen Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’nın bünyesinde yer almaktadır.  ABD Başkanı Trump’ın internet haberleşme platformlarının sorumlulukları dolayısı ile veto edeceğini deklare ettiği yasa tasarısı, 2/3 çoğunluk elde ettiği için yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. Bu yaptırımların çerçevesi 2017 yılında oluşturulmaya başlanmış ve gelişen küresel ticaret dahilinde ABD’nin hasımları ile güvenlik temelinde ticari ilişkilere girebilecek kurumsal yapıları uyarmak/gözetime almak/finansal sistemden beslenmesini engellemek temel amacını gütmektedir.

Ülkemize yönelik açıklanan yaptırım paketi, mümkün 12 yaptırım maddesinden 5’inin Trump Hükümeti tarafından seçilmesi ile meydana getirilmiştir:

1. Savunma Sanayi Başkanlığı’na (SSB) ABD finansal çevrelerinden 1-yıl boyunca 10 milyon dolar üzeri kredi akışı engeli

2. ABD İhracat-İthalat Bankası ihracat kredisi akışı engeli

3. Silah yapım malzemesi satışı ve teknoloji transferi engeli

4. Uluslararası kredilerde akış engeli

5. SSB Yöneticileri üzerine finansal yasaklar

ABD hükümeti yaptırımlara neden olarak ülkemizin Rusya devleti savunma şirketi tarafından satın aldığı S-400 füze sistemlerinin, NATO silah sistemleri ile uyumsuzluğunun yaratacağı riskleri ve olası teknoloji casusluğunu göstermiştir. Bununla mukabil, bu konuda iki tarafın bürokratik mekanizmaları tarafından dünya kamuoyuna yapılan açıklamalarda temel alınan argümanlar ise 3 bileşende şu şekilde listelenebilir:

1) ABD’nin bir NATO müttefikine yaptırım uygulaması, NATO kuruluş kurallarına aykırıdır,

2) ABD bölgesel politikalarda Türkiye’siz hamle yapmakta zorlanır,

3) ABD 12 maddeden hafif-orta yaptırım maddelerini seçmiştir.

Öncelikle S-400 sistemlerinin ülkemiz savunma sanayisi tarafından satın alınmasının bu yaptırımların uygulanması için “gerçek” neden değil, “görünür” neden olduğunu belirterek başlamak istiyorum.

O halde Trump Hükümeti’nin gerçek nedenlerinin neler olabileceğine eğilmekte fayda vardır. Burada da iki sınıflandırma yapabiliriz. Bu nedenleri;

i)  ABD iç politikasına ilişkin nedenler,

ii) ABD dış ekonomi-politik nedenler,

şeklinde ayırabiliriz. Bu nedenlerin ikisi de orta-uzun dönemli jeoekonomik ve jeopolitik uygulamaları kapsamaktadır. İç politik nedeni şu şekilde düşünebiliriz: 2024 yılında yapılacak ABD seçimleri için, Trump Hükümeti ve Cumhuriyetçiler kendi argümanları olan “America First” politikası ile Demokratları sıkıştırabilecek siyasi malzemeyi ellerinde bulundurmak-geleceğe taşımak istemişlerdir. İkinci neden, yani dış ekonomi-politik nedeni ise, İsrail Hükümeti’nin Körfez ülkeleri başta olmak üzere Arap ülkeleri ile giriştiği jeopolitik-jeoekonomik açılım sürecinde yaptığı finansal-güvenlik anlaşmaları çerçevesinde, bu ülkelere silah ve askeri malzeme satışı konusunda İsrail’in önünü açmaktır. Bu ikinci nedeni biraz daha inceleyebiliriz. İsrail ile Arap ülkelerinin “Yüzyılın uzlaşması” planı ile son dönemdeki yakınlaşmaları, Katar’ın da buna katılması ABD dış politikasının bir uzantısı olarak gerçekleşmektedir: Bunu, İran tehdidinin vaki olduğu ve buna karşı Körfez ülkelerinin “çekincelerini” temel alarak, onlara güvenlik şemsiyesi oluşturmak ve bu şekilde çok yönlü finansal-güvenlik antlaşmalarını hayata geçirmek olarak özetleyebiliriz. Ülkemiz savunma sanayi sektörü ve onun yürütücüsü konumunda olan Savunma Sanayi Başkanlığı, son yıllarda bölgesel rekabette dış politika kurumlarımız ve Milli Savunma Bakanlığı ile yoğunlaşan ortak strateji yürütmektedir. Bu çerçevede, savunma sanayi, ar-ge yatırımları ve inovasyon süreçlerinde yüksek “iştah” ve başarı göstermiştir, bölgemizdeki silah ve askeri malzeme pazarında yeni bir üretici-sağlayıcı olarak süreç içerisinde yerini sağlamlaştırmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, silah ve askeri malzeme konusunda bölgesel ana rakiplerimizin Fransa ve İsrail olduğu gözlemlenmektedir. Bu yaptırım çerçevesi ile;

i) Türk savunma sanayi ve bunu yönlendiren Türk milli savunma politikaları Arap ülkeleri açısından bir “güvenlik şemsiyesi” seçeneği oluşturma imkanından uzaklaştırılmış, ek olarak “güvenlik şemsiyesi” sağlamanın getireceği finansal işbirliği ve kazanımların ülkemiz ekonomisi için önü kapanmış,

ii)  Savunma sanayinin ekonomik gelişimi göz önüne alındığında, özellikle bağlı olan diğer sektörlerin ve deniz-hava savunma sanayinin de (İHA-SİHA) gelişiminin yavaşlatılması sağlanmıştır,

iii) ilk iki maddenin ölçülebilir kayıplarına ek olarak,

bunların dış politikamızın bölgesel ölçekte geliştirilmesine vereceği katkılar ve bu katkıların getireceği müstakbel ekonomik kazanımların çerçevesi daraltılmış olmaktadır.

Finansal piyasaları hemen ve doğrudan etkilemeyecekmiş gibi görünen bu yaptırımların, ülkemizin taşıyabileceği jeopolitik risklerin arttığına dair sinyal etkisi oluşturması ihtimali mevcuttur ve orta-dönemde bu durum ABD yeni hükümetinin küresel politikaları ile uyumsuzluk göstergesi olarak, finansal piyasalar tarafından ülkemiz varlıkları açısından olumsuz fiyatlanabilir. Dolayısı ABD’nin yaptırımları düşünüldüğü gibi ne az ne de fazladır, fakat tam olarak hedefe yöneliktir. Yaptırımların 1 sene boyunca takip edilmesi şartı düşünüldüğünde, varılabilecek çözümün S-400’lerin kullanıma alınmak yerine ara çözümlerin bulunması gereksinimidir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
KOBİ’ler ne istiyor 22 Şubat 2021
Tarım politikaları 20 Şubat 2021
Kurucu Sanayi Devrimi… 20 Şubat 2021