Çağdaş sanatın yorulmaz ‘Hezarfen’inin Hünernâme’si

Faruk ŞÜYÜN
Faruk ŞÜYÜN ODAK kitap@dunya.com

Ülkemizi ve dünyayı bütün halleri ve renkleri ile fotoğraflayan, illüstrasyonları ile dile getiren, cam eserleriyle zenginleştiren ve çok farklı alanlardaki çalışmalarıyla ‘Hezarfen’ adını alan Çizgen’in yeni sergisi Hünernâme, Maji Art Gallery’de sürüyor. Çizgen’in karışık tekniklerde ürettiği tuval resimleri, heykelleri ve ülkemizde ilk defa yapılan kinetik salkım enstalasyonlarından oluşan sergi, 31 Mayıs’a kadar gezilebiliyor.

Başta, fotoğraf sanatına yaptığı hizmetleri ve ülkemize kazandırdığı sanatsal değerleri 64 yıldır aralıksız sürdüren Gültekin Çizgen 1940 yılında İstanbul'da doğdu. Fotoğraf ve sanat için durmaksızın üretiyor. 100’e yakın yayını, cam ve illüstrasyon alanında çalışmaları var. Kendisini tanıdım tanıyalı (çok uzun yıllar önceydi) her karşılaştığımızda yeni projelerini büyük bir heyecan ve coşkuyla anlatıyor.

Çizgen, sanatçı bir aileden geliyor. Babası Sanayi Nefise Mektebi (bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) İbrahim Çallı atölyesinden mezun Abdullah Çizgen. Babasına adadığı yeni sergisinin katalog yazısında da hiç eksilmeyen coşkusu hissediliyor:

“Ailemin ata yadigarı ‘Çizgen’ soyadının bana ulaştırdığı değerler ve plastik sanatlar üzerine olan derin ilgimle, uzun soluklu sanat yapıp etmelerimde bu defa konu olarak genelde hayvanlar dünyasından yola çıktım.

Bu çalışmalarımda geometrik soyut, organik, lekeci formdaki yapılanmalar üstüne, geleneksel akıtma teknikleri ve canlı renklerle özgün bir figür dünyası oluşturdum. 100x150 cm boyutunda tuvaller üzerine yağlıboya ve değişik boyaları harmanlayarak karışık tekniklerle uyguladım.

64 yıldır tam zamanlı profesyonel bir sanatçı olarak Fotoğraf, İllüstrasyon, Sanatsal Cam, Cam Heykel, Çağdaş Meşk - Hat, Tapestry - Duvar Halısı duraklarına uğrayarak sürdürdüğüm sanat yolculuğumda bu sergi ile yeni bir boyuta ulaştığımı düşünüyorum.

Çok farklı disiplinlerde engin bilgi ve deneyime sahip olan kişilere verilen ‘Hezârfen’ ünvanına ‘Hezârfen Çizgen’ olarak layık olmaya çalışıyorum.”

Hünernâme, Seyyid Lokman tarafından 16. yüzyılın sonlarında yazılan Osmanlı el yazması eser. Tezhip ve minyatürleriyle dikkat çeken kitapta 89 minyatür bulunuyor. Tek nüshası, günümüzde Topkapı Sarayı Müzesi Yazma Eserler Kütüphanesi'nde. Sanatçıların olgunluk çağında ürettiği toplu çalışmalara Hünernâme deniliyor.

Serginin küratörlüğünü Vasıf Kortun üstlenmiş. Katalogda onun da Çizgen’i çok iyi anlatan bir yazısı yer alıyor:

“Kimi insanların daha fazlasını araştırmak, daha fazlasını öğrenmek ve üretebilmek için nereden geldiği bilinmez muazzam bir enerjisi vardır. Arzularının alevi onları yaşatır ve asla tüketmez.

Gültekin Çizgen, görsel sanatın dur durak tanımayan çok dilli bir işçisi ve bir mucit.

60 yılı aşkındır, merak ve heyecanla örülü bir hayat pratiği sürdürüyor. Yapıyor, bozuyor, ekliyor, katlıyor, çözüyor ve uçlarını zorladığı yeni yaklaşımlar ve yeni materyaller ile bir daha başa dönüyor, yeniden çoğaltıyor. Mahalle kavşağında oturup yerelliğin görsel envanterini aktarmak yerine, uygulama tekniklerindeki yenilikleri kucaklamaktan çekinmeden dünyasal yaklaşımları yanına alıp yereli güncelleyerek canlı tutmayı yeğliyor.”

Bir söyleşimizde Gültekin Çizgen, sanata bakışını şöyle anlatmıştı:

“Yalnız fotoğraf değil bütün sanatlar bir kimliğin izdüşümüdür. Yani makinenin arkasında veyahut da bir tuvalin arkasında ya da bilgisayarın önünde veya bir mermer kitlenin karşısındaki sanatçı her şeyden evvel önce kendini, sonra arkasındaki gerçekçiliği ürününe yansıtır. Bu sanatın değişmez bir şeması. Yani sanat yoluna giren kişi bununla yükümlüdür. Bunu becermek durumundadır. Becerir beceremez o ayrı bir konu. Onun bilgisiyle, emeğiyle birikimiyle doğru orantılı bir hadise. Şimdi fotoğrafta bu, biraz daha zor galiba, çünkü söylediğim gibi fotoğraf nesnel bir gerçekçilik. Yani çekiyorsun bir görüntü çıkıyor, ama görüntü fotoğraf değildir. Görüntü ayrı bir şey… Fotoğrafçı, bir dil gibi Türkçe, İtalyanca, Almanca gibi... Yani fotoğrafı sanatlaştıran hadise sanatçılarıdır. Bugün artık öyle bir teknoloji var ki herkes çekiyor, ama bu çekilen konular birer görüntüdür. Bunun bir fotoğraf haline gelmesi bir başka büyük bilgi ve emek gerektiriyor.”

Gültekin Çizgen bugün de durmaksızın çalışıyor, bilgi birikimini emeğinde somutluyor, ürettikçe daha gençleşiyor. O, ülkemize kazandırdıkları ile çağdaş sanatın yorulmaz ‘Hezarfen’i olmayı uzun yıllardır hak ediyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar