Cam tavan endeksi
Cinsiyet uçurumunu kapatmaya yasalarla başlamak gerekiyor. Dünya Bankası raporu dünyada hiçbir ülkede kadınların, erkeklerin yasal haklarına sahip olmadığını gösteriyor. Dünya genelinde kadınlar, erkeklerin sahip olduğu yasal hakların üçte ikisinden daha azına sahipler.
8 Mart’a bölgemizi kasıp kavuran bir savaşın gölgesinde girdik. Savaşın ilk saatlerinde İran’da bir kız ilkokulunun yerle bir edilmesi günümüzde savaşlarda en çok zararı kadınların ve çocukların gördüğü sözünü bir kez daha doğruladı. Bu savaşın başrolünde büyük veri, algoritmalar, sensörler, uydu görüntüleri, yapay zekâ ve uydu iletişimi var. Dijital teknolojiler füzeleri kontrol ediyor, devletler de dijital teknolojileri.
Bu teknolojileri ABD ve İsrail İran’da nokta vuruşu yapmak için kullanıyor, İran ise iletişimi kesmek için. Otoriter rejimler teknolojiyi askeri amaçların dışında denetim ve gözetim aracı olarak da kullanıyorlar. İran yönetimi, dijital teknolojileri ve yapay zekâ destekli yüz tanıma yazılımlarını kadınların saçlarının telini, sokağa çıkma cüretini ve dijital platformlardaki seslerini kontrol etmek için kullanıyor. Otoriter rejimlerde yapay zekâ, akıllı kameralar ve yüz tanıma sistemleri günümüzün sanal panoptikon tipi hapishanelerinin dijital gardiyanları olarak çalıştırılıyor.
İnternet kesintisi her türlü haber akışını ve iletişimi kesiyor ama yardım koordinasyonunu ve hatta insanların yakınlarından haber alma imkânını da ortadan kaldırıyor. Tahliye uyarılarının sosyal medya üzerinden yapıldığı günümüzde hayatta kalmak bile internet bağlantısı gerektiriyor. İnternet kesildiğinde bilgiye, güvenli alanlara ve kaynaklara erişimde kadınlar erkeklerden daha çok zorlanıyorlar. Çünkü dijital teknolojilere erişim kadın-erkek uçurumunun en derin olduğu alanlardan.
İran örneği çok dikkat çekici: Son yıllarda İran’da sokak hareketlerinin en büyük taşıyıcısı, en görünür muhalefeti örgütleyen kesim kadınlar. 2022’de 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin Tahran'da ahlak polisi tarafından başörtüsünü usulüne uygun takmadığı gerekçesiyle gözaltına alındıktan üç gün sonra hayatını kaybetmesi ülke çapında aylarca süren büyük protestolara yol açtı. Sokaklara yazılan slogan kısa sürede tüm dünya kadınlarına ulaştı: Kadın, Yaşam, Özgürlük.
Bu slogan ile İran’da kadınların özgürlük talebi, bireyin hayatı üzerindeki devlet kontrolüne karşı daha genel bir itiraza dönüştü.
Kadın mücadelesinde dijital boyutun önemi
Dijital boyut, bu hareketi önceki İran protestolarından ayırdı. İnternet hem bir örgütlenme aracı oldu hem de uluslararası kamuoyuna ulaşma işlevini gördü. Protestoların görüntüleri sosyal medya üzerinden hızla dünyaya yayıldı. Kadınların saçlarını kesmesi, başörtülerini yakması, üniversitelerdeki gösteriler hızla küresel kamuoyunun gündemine girdi. İran’daki bir protesto kısa sürede pek çok şehirde dayanışma gösterilerine dönüştü. Rejim protestolara kitlesel tutuklama ve internet kısıtlamalarıyla yanıt verdi. Amini protestoları dünyanın dikkatini çekebildiyse, bu İranlı kadınların akıllı telefonları kullanmaları ve internet yasaklarını VPN üzerinden aşma kabiliyetleri ile oldu.
Sadece İran’da değil, her yerde dijital araçlar kadın mücadelesinde hem örgütlenme hem de mücadeleyi duyurma açısından çok belirleyici. Dijital okuryazarlığı olmayan ve akıllı telefonlara sahip olmayan kadınlara gelince, ne onlar seslerini duyuracak bir mecra bulabiliyorlar ne de biz onların sesini duyabiliyoruz. Dijital uçurum onları görünmez, sesleri duyulmaz kılıyor.
Dijital cinsiyet uçurumunda İran elbette istisnai bir vaka değil.
Dijital cinsiyet uçurumu
Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’nin (ITU) verilerine göre küresel ölçekte erkeklerin yüzde 70'i, kadınların yüzde 65'i interneti kullanıyor. Daha kötüsü az gelişmiş ülkeler grubunda cinsiyet uçurumu kapanmak yerine derinleşiyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) de küresel ölçekte, üretken yapay zekâ ve otomasyondan etkilenme potansiyeli olan kadınların payının, erkeklerin iki katından fazla olduğunu gösteriyor. Mesleklerin mevcut dağılımı kadınları, otomasyon riskine karşı erkeklerden daha kırılgan hale getiriyor. Çünkü üretken yapay zekânın en çok etkilemesi beklenen işler kadınların yoğun olduğu sekreterlik, veri girişi, banka memurluğu vb. büro ve destek hizmetleri mesleklerinde. Büro işlerindeki görevlerin yüzde 24'ü yüksek, yüzde 58'i ise orta düzeyde otomasyon riski taşıyor.
Kaldı ki kadınların ekonomik hayatta karşı karşıya oldukları yegane uçurum dijital cinsiyet uçurumu değil.
Bir başka ILO çalışması mevcut ilerleme hızıyla kadınların ve erkeklerin istihdam oranları arasında 20 puandan fazla olan farkın kapanmasının yaklaşık iki asır süreceğini gösteriyor.
Türkiye bu tablonun dışında değil. Cinsiyet ayrımında 2025 yılında internet kullanım oranı; erkeklerde yüzde 93,6, kadınlarda yüzde 88,2. Veriye kır-kent, kullanım amacı ve eğitim düzeyi gibi kırılımlarda bakıldığında uçurum daha da derinleşiyor.
8 Mart Uluslararası Kadınlar Günü’nde, The Economist 14 yıldır sürdürdüğü cam tavan endeksini yayınladı. Kadınların işyerindeki durumunu gösteren endekste Türkiye son üç yılda incelenen 29 OECD ülkesi arasında 27. sıradan son sıraya geriliyor.
Oysa Dünya Bankası’nın Global Gender Distortion Index (GGDI), bulgularına göre kadınların işgücü piyasasında karşılaştığı engeller ortadan kaldırıldığı takdirde, bazı ülkelerde toplam üretkenliğin yüzde 15 ile yüzde 20 oranında artabileceği tahmin ediliyor. Demek ki cinsiyet eşitliği bir insan hakları meselesi, bir adalet meselesi olmanın yanı sıra büyümeyi hızlandırmak ve demografik sorunları aşmak için de ekonomik bir zorunluluk.
BM Kadın ve BM Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi (UN DESA) tarafından yeni yayınlanan Cinsiyet Durumu 2025 raporu da dijital cinsiyet uçurumunun 2030 yılına kadar kapatılmasının küresel GSYİH'ye tahmini 1,5 trilyon ABD doları katkı sağlayabileceğini ortaya koyuyor.
Uçurum nasıl kapanır?
Cinsiyet uçurumunu kapatmaya yasalarla başlamak gerekiyor.
Dünya Bankası’nın Women, Business and the Law 2026 raporu dünyada hiçbir ülkede kadınların, erkeklerin yasal haklarına sahip olmadığını gösteriyor. Dünya genelinde kadınlar, erkeklerin sahip olduğu yasal hakların üçte ikisinden daha azına sahipler. Birçok ülke yasal eksiklikleri gidermek için reform yapıyor. Ekim 2023 ile Ekim 2025 arasında 68 ülke toplam 113 yasal reform gerçekleştirmiş.
Fakat yasal çerçeve tek başına yeterli değil. Yasalar uygulamalar ile güçlü biçimde hayat geçmedikçe eşitsizlik ortadan kalkmıyor.
Bu rapor çerçevesinde Türkiye'nin konumuna baktığımızda en dikkat çekici konunun, yasal eksiklikler değil mevcut yasaları hayata geçirecek mekanizmalardaki zafiyet olduğu görülüyor. Türkiye kağıt üstünde güçlü ama uygulamada zayıf. En sorunlu alanlar ise çocuk bakımı destekleri ve kadınları şiddetten korumaya yönelik yasalar. Ayrıca rapora göre Türkiye, Ekim 2023 ile Ekim 2025 arasındaki dönemde kadınların ekonomik haklarını iyileştirmeye yönelik hiçbir temel yasal reform yapmamış.
Esas sorun uygulamada ise çözüm de mevcut yasaların hayata geçirilmesini sağlayacak kurumsal yapının oluşturulması ve uygulamanın etkinliğinin denetlenmesinden geçer. Cinsiyet uçurumu kapatmak için en zayıf alanlar olan çocuk bakımı ve kadınların şiddetten korunmasıyla başlamak ve bu alanlarda iyi uygulamaları mahalle düzeyinde hayata geçirmek gerekir.
Kendimizi gökyüzünden gelecek füzelere karşı korumayı konuşup, mahalledeki kreşi ve kadının güvenliğini konuşmamak olmaz.
Esas güvenlik riskinin bir ülkenin toplumsal olarak bölünmesi olduğunu bilmiyor muyuz?
Neden teknoloji, devletlerin birbirini yok etmesine alet ediliyor da kadınları güçlendirecek ve cinsiyet uçurumunu kapatacak bir araç olarak kullanılmıyor?
Niçin devasa bütçeler İHA’lara, füze savunma sistemlerine ve siber saldırı kapasitelerine ayrılıyor da kadınların dijital yetkinliklerini artırmaya ayrılmıyor? Gerçek güvenlik, füzelerle değil, dijital uçurum dahil olmak üzere toplumsal fay hatlarının kapatılmasıyla sağlanır.
Bu yüzden “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganı yalnızca İran’daki kadın mücadelesini değil, dijital çağda özgürlük mücadelesini de özetliyor.
