21 °C
İlter TURAN
İlter TURAN SİYASET PENCERESİ dunyaweb@dunya.com

Cami mi, kilise mi, dikkatleri dağıtmak mı?

COVID-19 salgınının dünyayı altüst etmeye devam ettiği, ancak bir yandan da hayatın ve camiler dahil vatandaşların toplu olarak bir arada bulunduğu mekanların yavaş yavaş açılmağa başladığı bir sırada, tarihsel kökleri olan bir başka konu gündeme geldi. Hatta televizyondaki tartışma programlarını bir ölçü olarak alacak olursak, AK Parti’nin Ayasofya’yı yeniden camiye dönüştürüp vatandaşların hizmetine açıp açmayacağı konusu gündemin ilk sırasına yerleşmiş bulunuyor. Öte yandan, konu diplomasi açısından da önem taşıyor. Aralarında ABD ve Rusya’nın da yer aldığı bir dizi yabancı hükümet daha şimdiden memnuniyetsizliklerini ifade etti. Prof. Dr. İlter Turan, Ayasofya'yı ibadete açmanın etkilerini ve Türkiye açısından jeopolitik anlamını, akıllara takılan soruları baz alarak değerlendirdi.

Önce bu planı tarihi bir bağlam içinde değerlendirebilir misiniz?

Önce Ayasofya özeline bakalım. İstanbul’un fethi, çok uluslu imparatorlukların mümkün olduğu kadar fazla toprak kazanmayı amaç edindikleri bir dönemde gerçekleşti. O dönemde bir toprağın fethini simgeleştiren hususlardan biri de dini mekanların da ele geçirilmesi idi. Başka bir örneği hatırlatayım: Osmanlı Devleti Macaristan’dan çekilmek mecburiyetinde kalınca, Macarların yaptığı ilk işlerden biri Osmanlıların inşa ettiği dini yapıları yıkmak olmuştur. Tuna Nehri kıyısında Estergon Kalesine gittiğiniz zaman Türklerden ayakta kalan tek yapının bir kapı olduğunu görürsünüz.

İstanbul’un fethinden hemen sonra Ayasofya’nın bir camiye dönüştürüldüğünü ve orada namaz kılınmaya başlandığını biliyoruz. Bu icraat aslında dinin motive ettiği çok uluslu imparatorluklar döneminde olağan bir uygulamaydı. Ancak güçlü oldukları zaman topraklarını genişleten, güçlerini kaybettikçe topraklarını yitiren imparatorluklar gideli çok oldu; artık yerlerini “sınırları değişmeyen” ulus devletler almış durumda. Günümüzde ibadet yerlerinin tabi olacağı uygulamalara ilişkin anlayışlar çok farklı. Artık bu yapılara el konularak başka bir dinin mensuplarının kullandığı ibadethanelere dönüştürülmesi söz konusu değil. İnsanlık tarihinin yeni bir aşamasındayız. Çok uluslu imparatorluklar dönemine ilişkin anlayışlar geride kalmış durumda. Onların yerini dini kurumlara saygı gösteren, onlara deyim yerindeyse 'ilişmeyen' laik ulus-devletler almış bulunuyor.

Türkiye’de ulus devlet dönemine geçiş önemli bir süreç. Bu süreçte Ayasofya’nın bir rolü var mı?

19. yüzyıl ile 20. yüzyılın erken döneminde, emperyalist devletlerle iş birliği yaparak Osmanlı’dan toprak koparmaya çalışan Yunanistan ile aramızda hasmane ilişkiler hüküm sürmekteydi. Kurtuluş Savaşı sonrasında Türkiye Cumhuriyeti kurulunca, iki ülke aralarında çatışmayı körükleyecek sorunları gündemden çıkarma çabalarına girişmişler; Atatürk de çok yerinde bir kararla Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesine önderlik etmiştir. Bu kararı her iki hükümetin de hasmane duyguları körükleyecek kalemleri gündemden uzaklaştırmak için gayret gösterdikleri bir ortamın çerçevesinde anlamlandırmak doğru olur. Örneğin, Patrikhane de İstanbul’da kalmış ama tamamen bir Türkiye Cumhuriyeti kurumu statüsünde bırakılarak Elen emperyalizminin bir aracı olarak faaliyet göstermesine izin verilmemiştir. Nüfuslar mübadele edilmiştir. Ayasofya’nın müze yapılması da bu adımlar dizisinin içinde mütalaa edilebilecek başka bir adımdır.

Bu kararın tersine çevrilmesine sizce uluslararası camia nasıl bir tepki verir?

Birkaç muhtemel sonuçtan bahsedebiliriz. İlkin, böyle bir eylemin Batı'da yabancı herhangi bir hükümet tarafından olumlu karşılanmayacağı kesindir. Ayrıca bu, Türkiye’nin siyasetinde giderek dini motiflerin ön plana çıktığı, otoriterleşen bir sisteme dönüştüğü şeklinde dışarıda yaygınlaşan olumsuz algılamayı güçlendirecektir. Bu da, Türkiye’nin uluslararası alanda yalnızlaşmasına katkı yapar. Önce Yunan, ardından da Rus Ortodoks Kilisesi duydukları rahatsızlığı ifade etti. İkinci olarak, bu tür eylemler genellikle mukabeleyi davet eder. Balkanlar'da, Rusya’da ve İsrail dahil Orta Doğu’nun birçok bölgesinde Osmanlı’dan miras dini yapılar bulunmaktadır. Buraları mukabeleci eylemlere hedef teşkil edebilir Üçüncüsü, böyle bir eylem gerçekleştirilecek olursa, Türkiye, başka toplumların Müslüman ibadethanelerine gösterdiği saygısız tavırları eleştirmekteki manevi üstünlüğünü ve inandırıcılığını kaybedecektir.

Doğacak riskler yüksek, sağlanacak fayda ise azsa , konu neden açıldı?

Toplumun bir kesimi Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesine özlem duyuyor. Daha güçlü olan gerçek ise, hükümetin birçok cephede zorluklarla karşılaşıyor olmasıdır. Sanıyorum, bu iktidarın taraftarlarını harekete geçireceğini ümit ettiği sembolik bir konu.İktidar, konunun muhalefetle cepheleşmeye yol açacağını ümit etmişti ama bu plan başarıya ulaşmamış görünüyor. Muhalefet “Eğer yapacaksan yap!” tepkisi verdi. Şu anda hükümet eyleme geçmeden idari yargının müzenin hukuki durumuna ilişkin kararını beklediğini söylüyor. Ancak, hükümet bu sembolik girişiminin beklediği desteği getirmediğini gördüğünden, vazgeçmeyi tercih edebilir. Bekleyip görmemiz gerekecek.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap