Camp Nou’da enflasyon canavarına karşı: Fiyat istikrarında kontrol maliye politikasına geçti
“Camp Nou’da ölüm sessizliği” – TRT Radyo Spikeri, 3 Ekim 1990 FC Barcelona – Trabzonspor maçı
Hami Mandıralı’nın maçın başında attığı gol tam bir şok etkisiydi. Camp Nou’da on binlerce kişinin sustuğu o an, skor tabelasından çok psikolojiyi değiştirmişti. Aradan yarım saat geçmeden Barcelona liberosu Ronald Koeman’ın skoru 3-1 yapan golü maçın sonucunu haber verir gibiydi; kader ağlarını sanki çoktan örmüştü.
Camp Nou’da bazen maç gürültüyle değil, sessizlikle döner. Tribün susar, tempo düşer, oyun yavaş yavaş kontrol altına alınır. Skor tabelası hemen değişmez; fakat oyunun yönü çoktan tayin edilmiştir.
Ocak ayı enflasyon verisi de tam olarak böyle bir anı temsil ediyor. %4,84’lük aylık TÜFE artışı ilk bakışta sert görünebilir. Ancak veri, bağlamından koparıldığında değil; patikasıyla birlikte okunduğunda anlam kazanıyor. Gıda fiyatlarındaki mevsimsel dalgalanma, ücret ayarlamaları ve fiyatlama davranışı aynı anda devrede. Buna rağmen ortaya çıkan tablo, oyunun kontrolden çıktığını değil; kontrolün el değiştirdiğini gösteriyor.
Şok var, kopuş yok: Ocak yalnızca bir ilk dakika golü
12 Ocak tarihli “Z-kuşağı” ve 19 Ocak tarihli “Yeni Yıl” başlıklı değerlendirmemizde, Antalya kaynaklı sel riski ve mevsimsel dinamikler nedeniyle Ocak ayında enflasyonun %5,1 seviyesine kadar gerçekleşme payı barındırdığına açık biçimde dikkat çekmiştik. Bu çerçevede açıklanan veri, bir sürprizden ziyade, önceden tanımlanmış bir risk alanının fiilen gerçekleşmesi şeklinde okunmalı.
Gıda fiyatları aylık bazda yaklaşık %7 artarken, yıllık gıda enflasyonu %31,7 seviyesinde aşağı yönlü trendi henüz ihlal etmiyor. Üstelik manşet enflasyon %30 eşiğinin hemen üzerinde seyrederken, çekirdek göstergelerde nihayet %30 altı değerlerin belirmesi, fiyat artışlarının maliyet kaynaklı değil; ağırlıklı fiyatlama davranışından beslendiğini teyit ediyor.
İktisadi Yönelim Anketi’nde reel sektör birim maliyetlerin gerilediğini belirtiyor. Ancak satış fiyatı beklentisi artış eğiliminde. ÜFE’nin aylık %2,6 artışı yıllıklandırılmış %30 üzeri enflasyona karşılık gelmesine rağmen ÜFE’nin son 4-5 aydır %27 bandında dengelenmesi bu ayrımı destekliyor. Özel sektör artık fiyatları daha fazla yukarı itmekte zorlanıyor. Ocak verisi, sınırların daraldığını söyleyerek paniğe mahal bırakmıyor.
Ücret–fiyat ayrışması netleşiyor: Beklentilerde geçmişe endeksleme
Ocak verisinin arka planında %27’lik asgari ücret artışının etkisi açık biçimde görülüyor. Ancak dikkat çekici olan, bu artışın maliyet kanalıyla değil; doğrudan fiyat ayarlaması şeklinde yansıtılması. Normal koşullarda asgari ücret artışının ürün fiyatlarına geçişkenliği cüzi bir oranla sınırlı kalmalıydı. Zira işçilik maliyetleri ürünün belirli bir nispetidir. Benzer şekilde manşetin üzerinde seyreden kira gibi giderler de yüksek zam oranlarına gerekçe sunmaz. Hiçbir müessese kirayı çıkarmak için çalışmaz. Ocak ayındaki gerçekleşme, bu bandın belirgin biçimde aşıldığını gösteriyor.
Buradaki sapma, Türkiye’de ücretler ile fiyat seviyesinin hâlâ aynı kavram gibi algılanmasından kaynaklanıyor. Oysa gelişmiş ekonomilerde bu iki dinamik net biçimde ayrıştırılır. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde enflasyon verilerinin yanında ücret dinamikleri ayrı endekslerle izlenir: “Employment Cost Index” işgücü maliyetlerindeki yapısal değişimi, “Average Hourly Earnings” ise saatlik ücretlerdeki konjonktürel hareketi takip etmeye yarar. Bu ayrım sayesinde ücret artışlarının ne ölçüde fiyatlara yansıdığı daha sağlıklı biçimde analiz edilebilir.
TÜİK’in İşgücü Girdi Endeksleri, yerel piyasada aynı karşılığı bulamıyor. Ayrımın yeterince izlenmemesi, fiyatlama davranışında geçmiş enflasyona endekslemeyi güçlendiriyor. Güncel üçüncü çeyrek verisine göre ücretler %40 artış kaydetti. Merkez bankasının reel faizi gibi, resmi endekslere göre, maaşlı kesimde ortalama reel kazanç görüntüsü oluştu. Otomobil gibi bazı dayanıklı tüketim mallarında fiyatlar enflasyona göre geri kaldı; 2025’te satışlar rekor seviyelere çıktı. Ocak ayı verisi, bu ayrışmanın henüz tam anlamıyla içselleştirilmediğini gösteriyor. Ancak aynı veri seti şu gerçeği de açık biçimde ortaya koyuyor: Bu denli önden yüklemeli zamma rağmen sapma eşiğinin aşılamaması, fiyatlama alanının önemli ölçüde tükendiğine işaret ediyor.
Barcelona maçı kontrol altına alırken: Kamu otoritesi sene sonu enflasyonunu belirleyecek
Tam burada oyun Barcelona’nın eline geçiyor. Skor hemen değişmese de tempo düşüyor, alan daralıyor, risk alan rakip yoruluyor. Maç artık koşarak değil, bekleyerek kazanılıyor.
Bugünkü tabloda da benzer bir yapı var. Ya yapılan zamların bir kısmı kampanyalar ve indirimlerle geri alınacak (örneğin Ramazan kampanyaları), ya da fiyat seviyesi uzun bir süre yatay seyredecek. Şubat ayının tarihsel açıdan düşük enflasyon ayı özelliği bu ihtimali güçlendiriyor. Ramazan kaynaklı gıda tarafında geçici bir gürültü duyulabilir; ancak Ocak’ta sindirilemeyecek ölçekte yapılan zamların ardından, 4 Mayıs günü açıklanacak Nisan verisinde ana eğilimler berraklaşacak.
Artık, oyun kurucu maliye politikası. Sayın Mehmet Şimşek’in ekonomi yönetimine dönüşü çoğu zaman rezervler ve sermaye akımları üzerinden okundu. Oysa asıl kritik rolü, bütçe disiplinini yeniden oyuna sokmak. Bütçe dengesinin Maastricht kriterleriyle uyumlu seviyelere doğru çekilmesi, fiyat istikrarını destekleyecek bir mali alan sağlıyor. Zaten geçmiş deneyimler bu çerçeveyi doğruluyor.
2009’da küresel krizin ardından güçlü bütçe yapısına dayanarak yapılan Sayın Ali Babacan yönetimindeki vergi indirimleri, enflasyonun tek hanede çıpalanmasında belirleyiciydi. Benzer şekilde 2018’de “Enflasyonla Topyekûn Mücadele” döneminde Sayın Berat Albayrak önderliğinde devreye alınan geçici vergi indirimleri, fiyatlama davranışını kıran etkili araçlardandı.
Bugün de benzer bir mali alan yeniden oluşuyor. Üstelik bu kez, “heterodoks” ya da “rasyonel” etiketlerinden ziyade, Johan Cruyff’un “total futbol” anlayışını andıran bir çerçeveyle: alanı daraltan, tempoyu kontrol eden ve rakibi hataya zorlayan bir oyun. Kamu otoritesinin yıl başında zam yapmama yönünde verdiği açık mesaj ve gerektiğinde vergi indirimlerinin devreye alınabileceğine dair beliren çerçeve, oyunun artık kontrol altında tutulduğunu gösteriyor. Makro-ihtiyati adımlar ise aşırı iç talebi soğutarak bu resmi tamamlıyor. Skor tabelası henüz değişmemiş görünebilir; ama oyunun kaderi artık orta sahada değil, kulübede belirleniyor.

Sonuç: Skor oynar, oyun aynı kalır
Merkez Bankası 12 Şubat’taki Enflasyon Raporu’nda piyasayı sakinleştirmek için yıl sonu tahminlerinde kısmi bir revizyona gidebilir. Ancak ana eğilim ve söylem aynı kalacaktır. Tıpkı Hami’nin unutulmayan ve unutulmayacak golü gibi. Rakip Barcelona’ydı; kalede Andoni Zubizarreta vardı; tribünler dünyanın en ikonik statlarından birini doldurmuştu. Peki bu koşullarda topa vurmasa mıydı?