Çanakkale Savaşı'nda sanatçılara düşen vatani görev
111 yıl 1 gün sonra bugün, 11 Temmuz 1915 günü edebiyatçı, ressam, şair ve bestecilerden oluşan Sanatçılar Grubu, Sirkeci Garı’nda, sol kollarına işlenmiş çift yeşil defne dallı haki renkli elbiseleriyle bir araya gelirler. Harbiye Nezareti Karargah-ı Umumi İstihbarat Şubesi tarafından yapılan bu davet ile sanatçıların Çanakkale Savaşı Cephelerini ziyaret ederek tespitlerini ve gördüklerini sanat yolu ile halka anlatmaları beklenmektedir.
Edebiyatçılar ve sanatçılar arasında benim de isimlerine aşina olduğum Hamdullah Suphi Tanrıöver, Ömer Seyfettin, İbrahim Çallı, Enis Behiç Koryürek, Nazmi Ziya, Ahmet Yekta Madran, Orhan Seyfi Orhon, Celal Sahir Erozan, İbrahim Alaeddin Gövsa gibi isimler vardır. Cephede zabit olarak bulunan Hayri Çizel ve Mehmet Ali Laga ise fırsat buldukça askerleri, tabyaları resmetmektedirler. Düşman eline kolay geçer diye fotoğraf çekimi kısıtlıdır.
Savaşın gerçek yüzü
Acı bir şekilde kaybedilen Balkan Savaşı’nın Türk Halkı’nın canının, malının nasıl yerle yeksan edildiğine yol boyunca şahit olan Sanatçılar Grubu’nun morali de bozulmuştur. Grup üyeleri savaşın gerçek yüzüyle ilk kez, Gelibolu'da Türk topçularının düşmana karşı isabetli atışlarıyla tanışmışlardır. Hamdullah Suphi, çok sevdiği bir tanıdığının nasıl şehit düştüğünü, bir hücum sırasında yaralandığı halde kanayan yarasının sarılmasını teklif eden askere; "Ko, aksın, Balkan muharebesinin karasını ancak bu kan siler!" dediğini duyar.
Keşan'dan Gelibolu'ya geçerken birbirini tanıyan iki hemşeri askerin uzaktan karşılaşmalarındaki kısa konuşmaya şahit olurlar. Asker hemşerisine “siz nereye?” diye sorar. Diğerinin uzun uzun anlatmaya ne mecali vardır ne de zamanı. “Arıburnu'na bal yapmaya!" der kısaca.
Arıburnu'na vardıklarında askerlerimizin savaş alanında kahramanca çarpıştıklarına şahit olurlar. Atılan bombalar, takırdayan makineli tüfekler ölüm ile kalım arasındaki ince çizginin varlığını bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir. Bazı edebiyatçılar savaşı bütün acımasızlığı ile görmüş ve yaşamış olmalarına karşın, bunu dile getirmede aciz kaldıklarını ifade etmişlerdir. Cepheyi gezen şairlerden Enis Behiç, “Çanakkale Şehitliğinde” adlı şiirinde:
"Düşündüm, sizlere anlatabilen
Bir ilhama sahip olmak isterdim,
Utandım bu aciz şairliğimden"
diyerek aczini itiraf etmiştir.
Heyetle birlikte henüz 26 yaşında Çanakkale’ye giden İbrahim Alaeddin Gövsa bu deneyimden fazlasıyla etkilenmiştir. "Siperler Arasında" şiirinde 18 Temmuz 1915'te Seddülbahir'de kumandan Cafer Tayyar Bey'in refakatinde ileri siperlere doğru giderken gördüklerini şöyle aktarmıştır:
"Artık Türk'ün yüksek alnı eğilmiyor, anladım.
Kul ölüme yaklaşmazsa dirilmiyor, anladım."
Orhan Seyfi Orhon Çanakkale dönüşü cepheye dair intibalarını yansıttığı dört şiir yazar ve bunları Yeni Mecmua'da yayımlar.
"Gülşenin kalbine düşmüş bir ateş
Yok, eşsiz dolaşan kumrulara eş
Serhaddi andıran ufukta güneş
Alevden bir sancak gibi yatıyor."
Orduya teşekkür
Sanatçılar Grubu’nun içindeki Edebiyatçılar İstanbul'a dönüşlerinde Sabah gazetesinde (24 Temmuz 1915) Hitabe-i Şükran başlığıyla ortak bir beyanname yayınlarlar:
"Ey vatanın kurucu ve kurtarıcı kahraman ordusu! Biz, milletin düşünen ve duyan evladları namına size geldik. Alnımızda bir millî gurur, gönlümüzde derin bir minnet ve şükran, beynimizde kuvvetli bir iman ile babalarınızın ölülerini mezarlarında sevinçle titreten, dost ve düşman beş dünyanın bütün halkını şaşkınlıklara düşüren, milletiniz için tarihlerde altın yapraklar hazırlayan kahramanlıklarınızı yakından görmeye geldik."
Cephede sanat susmadi
Çanakkale savaşları söz konusu olunca Saint Benoit Lisesi’nden sınıf arkadaşım, konunun çok değerli araştırmacılarından Uğural Vanthoft’tan yardım istedim. Uğural hayatı boyunca bu konuda bir ev dolduracak kadar bilgi, belge ve kitap biriktirdi ve sonunda hepsini Kültür Bakanlığına devretti. Ben birkaç paragraf ile yetinmek durumundayım.
Çanakkale Savaşlarında 16. Tümen, 48. Alayın takma adı “Tiyatro Alayı” idi. Anadolu’nun çeşitli yörelerinden gelen yüksek moralli askerler savaşın ortasında, normal hayatlarına devam ediyormuş gibi davranabiliyorlardı. Piyes, temsil, monolog yaptıkları gibi düdük, kaval, kemençe de çalıyor, çeşitli halk dansları oynuyorlardı. Çadır bezlerinden perde yapar, buldukları her kumaş parçasından kostüm dikerler, tiyatrolar düzenlerlerdi. Kadın rolleri için de zenne olurlardı. Bir nevi Sahra Tiyatrosu kurmuşlardı. Ayrıca Tümen Mızıka Takımı eşliğinde parçalar seslendirilir, sesi iyi olan askerler de eşlik ederlerdi.
Okuryazar sayısı fazla olmamasına rağmen çeşitli kurumlar tarafından cepheye kahramanlık kitapları gönderilir, askerin morali yüksek tutulmaya çalışılırdı. Bazı komutanlar yakınlarından Fransızca, Almanca romanlar göndermelerini talep etmektedir. Örneğin Mustafa Kemal, arkadaşı Madame Corinne’e bazı kitaplar sipariş etmiştir ve o kitaplar cepheye ulaşmıştır.
Mehmet Ali Laga, Çanakkale müstahkem mevzi komutanı Cevat Paşa’nın karargahının resimlerini de yapmıştır. Laga’nın resimleri ile beraber cephede bulunan Hayri Çizel’in eserleri de sanat değerlerinin ötesinde belge olarak kullanılmıştır. Hayri Çizel’in defterine önce çizip sonra sulu boya ile resmini tamamladığı 57. Alay Komutanı Yarbay Hasan Avni Bey çizimden 12 gün sonra bir düşman obüs mermisi ile şehit olmuştur.
Çallı İbrahim ve Nazmi Ziya savaşın yıkıcı manzarasından çok etkilenerek İstanbul Şişli’de açacakları atölyede gördükleri sahneleri tuvallerine aktarmak ve eserlerini bir sergide izleyiciye sunmak üzere sözleşmişlerdir.
Savaş ve zaferlerin sanata yansımalarının en hızlı tepkisini edebiyatta ve bunun içinde de şiirde görüyoruz. Zamanlama açısından nesir, şiirin arkasından gelmekte; bunları da destanlar takip etmektedir. Bu durum doğal ve beklenen bir sonuçtur. Dolayısıyla Çanakkale Savaşı’nın da edebiyatta bu sıralama ile yer bulması normaldir.
Bu millet 111 yıl önce, ülke savunmasının ateş çemberi içindeyken bile acısını hafifletmeyi, yaralarını sarmayı ve hep bir umuda sahip olmayı sanatta aramıştır. Bulmuştur da…