Cari açığın yeşil tarafı
Birleşmiş Milletler İklim Şefi Simon Stiell’in İran’daki savaşla ilişkin görüşü, enerji meselesinin yalnızca çevre başlığı olmadığını, büyük ölçüde; savaşların, ittifakların ve küresel güç iddialarının tam merkezinde olduğunu işaret ediyor. Stiell’e göre petrol ve gaz piyasalarına duyulan iştah, çağımızın çatışmalarını besleyen temel etkenlerden biri. Bu etken, dünyanın yenilenebilir enerjiye geçişini tetikliyor.
Çünkü temiz kaynakların çoğaldığı bir düzende, güç iddiaları zayıflayabilir, yükselen tansiyon düşebilir, çıkar alanları daralabilir. Ancak enerji başlığı yalnızca savaşlar odağında da okunamaz. Cari açık, sanayi rekabeti, fiyat istikrarı da yeşil dönüşümün önemli sac ayakları. Fosil yakıta bağımlı ekonomilerde her kriz, yalnızca güvenlik riskini değil; enerji fiyatlarını, döviz ihtiyacını, üretim maliyetini, ulaştırmayı, gübreyi, gıdayı ve nihayet enflasyonu da etkiliyor.
Fosil yakıtın ekonomiye yazdığı fatura
Ticaret Bakanlığı’nın 2025 dış ticaret verilerine göre Türkiye’nin toplam ithalatı 365,5 milyar dolar. “Mineral yakıtlar ve mineral yağlar” kalemi ise; 62,6 milyar dolarla ithalat listesinin ilk sırasında yer almış. Yani enerji faturası hâlâ dış ticaret dengesinin en ağır kalemlerinden biri. Bu rakam, her ne kadar dış ticaret dengesine yazılan bir rakam olsa da üretimden ulaşıma, sanayiden hane halkı bütçesine kadar uzanan geniş bir alanı kapsıyor.
TCMB’nin 30 Nisan 2026 tarihli Para Politikası Kurulu özetinde iki ayrı bilgi var: Şubat ayında cari işlemler dengesi 7,5 milyar dolar açık vermiş. 12 aylık birikimli cari açık 35,4 milyar dolara çıkmış. Mart ayında enerji fiyatlarının tüketici ve üretici fiyatlarında öne çıktığı, Brent petrol fiyatlarının mart ve nisan aylarında jeopolitik gelişmelerle yükseldiği ve oynaklık gösterdiği belirtilmiş.
Buradan hareketle, Türkiye için yenilenebilir yatırımları, romantik bir yeşil gelecek vaadi yerine, doğrudan ekonomik savunma hattı olarak okumak elzem. Mevcut tabloya göre, Türkiye’nin yeşil enerji kapasitesi artık bir tali unsur değil. Yenilenebilir enerjiye geçiş, bir iklim politikasından ziyade dış ticaret dengesini ve ekonomik dayanıklılığı doğrudan ilgilendiren stratejik bir başlık.
Cari açığa karşı yerli ve yenilenebilir enerji
Rüzgâr tarafındaki güncel veriler bu nedenle önemli. TÜREB Başkanı’nın açıklamasına göre; Türkiye yılın ilk çeyreğinde rüzgâr santrallerine 300 MW’tan fazla kapasite ekledi. Yatırım büyüklüğü 300-350 milyon dolar bandına ulaştı. Açıklamada; 1000 MW’lık rüzgâr santrali kurulumunun, yaklaşık 250 milyon dolarlık doğal gaz ithalatının önüne geçtiği belirtiyor. Bu nedenle, enerji dönüşümünü cari açık diliyle okumak lazım.
Yeşil enerji, yalnızca karbonu azaltmıyor; ithal gaz ihtiyacını, döviz talebini ve dış şoklara açıklığı da sınırlıyor. Enerji güvenliği artık içerideki temiz kapasiteyi artırmakla kuruluyor. Bir sonraki eşik ise hidrojen ve yeşil amonyak... Hidrojen, demir-çelik, çimento, cam, deniz taşımacılığı ve raylı sistemler gibi elektriğin yetmediği alanlarda devreye giriyor. H2DER Başkanı Yusuf Günay, ülkemizin rüzgâr ve güneş kapasitesinin, yeşil hidrojen için avantaj sağladığını; yeşil amonyağın ise gübre ithalatı nedeniyle cari açığı azaltabileceğini öne sürüyor.
Enerji dönüşümü ekonomik bir kalkınma meselesi
Yeşil dönüşüm, sadece çevre politikası olarak kalırsa eksik okunur. Asıl karşılığı sanayi maliyetinde, ithalat faturasının düşmesinde, tarımsal girdide, enerji arzında ve cari dengede ortaya çıkacak. Petrol ve gaz fiyatını başkalarının krizleri belirliyorsa, kalkınmanın dayandığı zemin de kırılgan kalır. Türkiye’nin enerji dönüşümüne bu yüzden yalnızca iklim hedefi olarak değil, ekonomik bağımsızlık dosyası olarak bakması gerekiyor. Çünkü cari açığın bir tarafı fosil yakıtla büyüyor; diğer tarafı rüzgâr, güneş ve yeni nesil enerji teknolojileriyle azaltılabilir.