Çarparken 1 toplarken 0: TÜİK’in yeni TÜFE hesabı
“Sıfırla çarpılmış bir evren benimki… İrade-dışı şeylerle kuşatılmış; istemsizce, unutarak, bilmeden yaşanmış.” — Murat Menteş, Fink / Immanuel Kant
Çağdaş dönem öncesinde insanın beklenen ömrü bugüne kıyasla daha kısaydı. Kutsal metinlerde ve folk anlatılarda yüz yıla yaklaşan ömürler görürüz; yani bireyin ulaşabildiği azami yaşam süresi tarihsel açıdan çok değişmedi. Farkın kaynağı, toplumun ortalamasıdır. Modern tıp öncesinde yüksek bebek ölümleri, doğumda kaybedilen hayatlar üzerinden ortalamayı “sıfırla çarpıyor”, beklenen ömrü istatistiksel olarak aşağı çekiyordu. Hiç yaşanamamış hayatlar.
Türkiye Cumhuriyeti, anayasal tanımı gereği “sosyal devlet” niteliği taşır. Vatandaşların sağlık hizmetine ücretsiz ya da sembolik bir bedelle erişimi kamunun güvencesi altındadır. Özel sağlık kuruluşlarında binlerce liralık faturalarla karşılaşmak mümkündür; ancak toplumun esas gerçeği, devlet babanın koruyucu şemsiyesinde şekillenir. Bu nedenle sağlık harcamaları TÜFE içinde “sıfır” etkisiyle, son derece cüzi bir fatura bedeliyle yer bulur. Fırsat eşitliği sayesinde sevdikleriyle biraz daha uzun süre yan yana kalabilen hayatlar.
Ortalama, ölçüm ve metodoloji tartışması: Sıfır etkisi
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz, TBMM’deki bütçe görüşmelerinde TÜRK-İŞ’in açıkladığı yoksulluk sınırının uluslararası ölçütlere dayanmadığını açıkça vurgulayarak, 2.500 dolara yakın gelir sahibi bir hanenin “yoksul” sayılmasının metodolojik sorun taşıdığına işaret etti. 21 Nisan 2025 tarihli “Kabuk” başlıklı yazımızda altını çizdiğimiz gibi, ekonomik tartışmalarda önce devlet teşkilatlanmasını ve kullanılan yöntemi bilmek gerekir. TÜİK’in geçmiş yıllarda fiyat seviyelerini madde bazında yayımlamaktan vazgeçmesi de tam anlamıyla bu tür, hukukun üstünlüğünü ve metodolojik çerçeveyi göz ardı eden dört işlem yorumlarının ortaya çıkardığı gürültüyle ilgilidir.
Sağlık, eğitim gibi vatandaşların temel sosyal hakları fiyatları sıfıra yakınsatır. İşte tam bu noktada, istatistiğin dili ile hayatın gerçekliği kesişir: Ortalama, yalnızca rakamları değil, yöntemi de doğru kurmayı zorunlu kılar.
Yeni yılla birlikte TÜİK, TÜFE hesabını uluslararası standartlarla uyumlu biçimde güncelliyor. Kararın açıklanmasıyla piyasa, her zamanki refleksiyle hukuku ve uluslararası müktesebatı bir kenara bırakıp başka bir tartışmanın içine savruldu. Gündemin tepesine ise tek bir başlık yerleşti: Yeni hesaplamada ağırlıklar nasıl belirlenecek?
Ağırlıklar değil çerçeve: TÜFE ne söyler, ne söylemez
TÜFE, adı üzerinde, her şeyden önce bir fiyat endeksidir; ülkenin fiyatlar genel seviyesini tayin eder. Bu çerçevede kullanılan ağırlıkların genel fiyat düzeyine etkisi sınırlıdır. Asıl belirleyici, harcama kategorilerinin kendi fiyat ölçümleridir; bunlar ağırlıkla yer değiştirmez. Zaten ağırlıklar her yıl kendiliğinden güncellenir. Mesele ağırlık tartışması değil, hangi harcama kalemlerinin kapsama alındığıdır. Yeni TÜFE, modern dönemin hizmet ağırlıklı ve dijitalleşmiş harcama kalıplarını içeren bir yapıya kavuşacak; böylece toplumun gerçek harcama eğilimini daha doğru yansıtacak.
ABD’de birden fazla fiyat endeksi hesaplanır ve kamuoyuyla paylaşılır. Fed, para politikasında çekirdek harcamaları esas alır (Core-PCE). Bu seri, ABD TÜFE’sinden (Urban-CPI) ayrışır; çünkü çekirdek harcamalar ulusal hesaplara dayanır. Milli hasıla hesabında kullanılan kompozisyon, fiyat düzeyine de yansır; büyümede gördüğümüz yapı, enflasyon göstergelerinde karşılığını bulur.
TÜFE hesabında ulusal hesapların kullanımı 2026 yılında başlayacak. Bugüne kadar dayanak, 15 bini aşkın haneyi kapsayan hanehalkı bütçe anketiydi. Olasılık teorisinin insanı her defasında hayrete düşüren ve kendisine hayran bırakan temel taşlarından merkezi limit teoremi, örneklem büyüklüğünde 30 sayısını pratik referans eşiği kabul eder. TÜİK’te bu süreci gözeten daire başkanlığı da adını buradan alır: metodoloji. Doğru yöntem ve rastgele örneklemle seçilen 30 hane dahi ülke geneline dair sağlıklı bir çerçeve sunabilir. Belirleyici unsur sayı değil, yöntemdir.
Çoklu fiyat göstergeleri ve ana eğilim okuması: Kutup yıldızının mart ayına kayışı
Türk piyasasının çoklu fiyat göstergelerine alışması gerekiyor; ABD başta üzere gelişmiş ülkelerde norm bu yönde ilerliyor. Alt kırılımlarda ve çekirdek göstergelerde hanehalkı bütçe anketi temelli yaklaşımı, manşet seviyede ise ulusal hesap dayanağını yan yana izleyebileceğiz; böylece enflasyona dair okuma derinleşecek, analiz perspektifi genişleyecek. Özel sektör ve reel sektör aktörlerinin, TOBB, TÜSİAD, MÜSİAD, DEİK gibi örgütlerle iş dünyasındaki karar vericilerin hukuk norm hiyerarşisine ve uluslararası müktesebata hâkim uzmanların değerlendirmelerine itibar etmesi şart. Aksi hâlde dezenflasyondaki hızlanmayı doğru okumakta zorlanabilirler.
Enflasyonun ana eğilimi şu aşamada %29 civarında seyrediyor. Eylül ayındaki yüksek aylık şok, ana eğilimi son iki aydır bu seviyede kilitlemiş görünüyor. Bu tabloyu yanlış okuyan kesimler merkez bankasından 100 baz puanlık bir indirim bekledi. Oysa ana eğilim üçer aylık bloklar üzerinden izlenir. Aralık verisi açıklandığında Eylül ayı ön bloktan düşecek; yeni yapı Ekim–Kasım–Aralık ile Temmuz–Ağustos–Eylül blokları üzerinden şekillenecek. Aralık verisinin de Kasım ayına benzer şekilde düşük geleceği biliniyor. Ocak ayında ise geçen yıla kıyasla belirgin biçimde daha düşük bir aylık oranla karşılaşacağız. Eylül şokunun arka bloğa ayrılmasıyla ana eğilim Aralık sonunda önce %25’e, ardından %20 bandına gerileyecek. Merkez bankası bu matematiği bildiği için piyasa gürültüsüne kulak asmadı ve 150 baz puanlık indirimi tercih etti. PPK tutanaklarında da kayda geçti.
Daha önce Aralık ayını bir kutup yıldızı olarak işaretlemiştik. Yıl sonu indirimleri Kasım ayında başladı ve öngördüğümüz şekilde enflasyon üzerindeki baskıyı sakinleştirdi. Şimdi sahnedeki yeni kutup ayı Mart. Mart verisi açıklandığında bloklar Ekim–Kasım–Aralık ile Ocak–Şubat–Mart şeklinde dizilecek. Eylül şokunun tortusu hesaptan tamamen silindiğinde, ana eğilim seviyesi enflasyonun gerçek yönünü tüm çıplaklığıyla gösterecek.
Sonuç: Yeni TÜFE haritasında kategoriler ve belirleyiciler
Bu tartışmaların hiçbirinin ağırlıklarla ilgisi yok. Adı üzerinde: fiyat endeksi. Ekonomide arz–talep dengesi fiyat seviyesini belirler; bu mekanizma zaten çalışmaya başladı. Artık talep fiyatları kovalamıyor, fiyatlar talebi yönlendiriyor. Bunun en berrak örneği, defalarca vurguladığımız otomotiv sektörü. Bu nedenle yeni TÜFE’de Birleşmiş Milletler’in COICOP sınıflaması temel alınarak analitik bazda izlenebilecek dört ana kategori ve onları sürükleyen dinamikler öne çıkacak:
1-Dayanıksız mallar (ND): Gıda belirleyici; meteorolojik şoklara açık, rasgele dalgalanan bir seri.
2-Yarı-dayanıklı mallar (SD): Petrol belirleyici; emtia fiyatlarıyla yüksek korelasyonlu bir seri.
3-Dayanıklı mallar (D): Döviz piyasası belirleyici; kur geçişkenliğini yansıtan bir seri.
4-Hizmetler (S): Beklentiler belirleyici; geçmiş enflasyonun izlerini taşıyan bir seri.


