“Çin Modeli”nden anlaşılan nedir?

Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

Prof. Dr. Seriye SEZEN 

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi

seriyesezen@hotmail.com

2021 yılının son aylarında Türkiye’de Çin modeli tartışmaları gündemdeydi. Her ne kadar hükümet nezdinde Çin modelinden kastedilenin ne olduğu açıklığa kavuşturulmamış, daha sonra aksi yönde açıklamalar yapılmış olsa da bu modelden, ucuz emekten beslenen ihracata dayalı büyümenin anlaşıldığı üzerinde genel bir kavrayış oluşmuştur.

Çin ya da başka bir ülkenin kalkınma deneyimini incelemek, bilgi ve veriye dayalı tartışmak ve bu deneyimden dersler çıkarmak kuşkusuz yararlıdır. Ancak örnek ya da model almak bundan daha fazlasını, kuşatıcı, bütüncü bir bakışı, analizi gerektirir. Bu da yeterli değildir; hem bakılan hem de öykünen ülkenin, tarihsel, sosyo-ekonomik ve politik, jeopolitik nitelikleri, büyüme politikaları, küresel sistem içindeki konumları gibi bir dizi değişken de nesnel biçimde incelenmelidir. Kaldı ki, Çin’in son 40 yıllık kalkınma politikalarına kronolojik bir gezinti, bize, düz bir çizgi halinde, kendi içinde sürekliliği olan, yeknesak bir model yerine; sürekli yenilenen, yön değiştiren politika çeşitliliğini gösterir. Bu nedenle, yazının amacı, “bir Çin modeli var mı-yok mu” tartışmasına girmeden, ülkenin 1980 sonrası kalkınma deneyiminin önemli temel politikalarına dikkat çekmektir.

Çin deneyimi bize ne söyler?

- Bir modele uymayan “model”: Öncelikle, bir Çin modeli varsa, bunun genetiğinde başka modellere tümüyle yaslanmamak yatar. Çin başkasından öğrenmeye meraklı bir ülkedir; ancak, başkalarından öğrendiği, benimsediği fikirleri, politika ve uygulamaları kendi yerel süzgecinden geçirir ve onu Çinlileştirir. Çinlileştirmek, benimsenen her ne ise, onu yerel koşullara uyarlayarak, dönüştürerek uygulamaktır. Marksizmi benimsemiş bir parti olarak Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP), sosyalist devrimi, Çin’in özgün koşulları gereğince, kentleri kırlardan kuşatarak başlatması ve geniş ölçüde, o tarihte nüfusun %80’den fazlasını oluşturan köylülerin desteği ile başarıya ulaşması, bunun bir örneğidir.

1980 sonrasında birçok sosyalist ülkenin aksine şok terapi yöntemi yerine kapitalizme, uzun vadeye yayılan aşamalı bir geçişle yönelmesi de bu bağlamda görülebilir. Bu uzun vadenin başlangıcı 1978 yılı sonudur. Çin deneyimi, 40 yılı aşan süreye yayılan ve çeşitli aşamalardan oluşan bir süreçtir.

- Yabancı sermayenin kaynağı: Çin, 1980’li-1990’lı yıllarda yabancı sermayeden en çok yararlanan ülkelerden biridir. Ancak yabancı sermayenin bileşenleri de dikkatle incelenmelidir. Sermaye geniş ölçüde, Hong Kong, Tayvan, Singapur gibi Çin diasporası olarak tabir edilen ülkelerden gelmiştir. Bu coğrafya aynı zamanda Çin’in kapitalist üretim ilişkilerini öğrenmesine de yardımcı olmuştur.

- Merkezi planlama öldü, yaşasın planlama: Tüm üretim-tüketim-bölüşüm ilişkilerini kuşatan merkezi planlama geleneği bırakılmıştır. Bununla birlikte, ülkenin son 40 yıllık dönüşümü, anlık, günlük, liderlere göre değişen politikalarla değil, beşer yıllık kalkınma planları ve tematik planlara dayalı olarak sürdürülmüştür/sürdürülmektedir. Bu bağlamda Çin’in makroekonomik politikalarını herkes kendi açısından eleştirebilir, ama bu yolun ne olduğu ve yolun gelecekte alacağı yön önemli ölçüde öngörülebilirdir.

- Seçicilik: Seçicilik sürecin bir başka özelliğidir. Her şeyi aynı anda destekleme, herkesi eşit ölçüde refaha kavuşturma yerine; ulusal kalkınma politikalarının önceliklerine hizmet edecek alan ve uygulamalar desteklenmiş, devlet kaynakları öncelikle bunlara yönlendirilmiştir. Küçük ölçekli, düşük katma değere dayalı KİT’lerin gözden çıkarılarak kaynaklar, büyük ölçekli KİT’lere aktarılmış ve bu işletmeler küresel yatırıma/rekabete yöneltilmiştir. 2020’de küresel 500 şirket arasındaki 124 Çinli şirketin 91’nin KİT olması, bu politikanın sonucudur. Çin’i uluslararası alanda temsil edebilecek sınırlı sayıda üniversitelerin daha çok desteklenmesi, temel bilimlere ve mühendislik eğitimine öncelik verilmesi, seçiciliğin eğitim alanındaki örnekleridir. 2017’de üniversite diploması alan 7 milyon öğrencinin %40’ı bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarından mezundur.[1]

Seçicilik, yabancı sermaye politikalarını da yönlendirmiştir. En az yabancı sermayenin kazancı oranında ülkenin de kazanması genel ilkedir ve tercih edilen yöntem ortak girişimdir. Kazanç burada yalnızca parasal anlamda değildir (teknoloji transferi, ortak girişim, üretim bilgisinin kazanılması vb.) Yabancı sermayenin kontrollü girişinin de önemi vurgulanmalıdır. Örneğin, yabancı sermaye oranının %2-2,5 civarında olduğu bankacılık sektörü Çin’in dışarıya açmada çekingen olduğu alandır. Tümüyle yabancı sermaye sahipliğinde ilk sigorta şirketine ancak 2020’de izin verilmiştir.  

- Deneme-sınama yöntemi: Bu süreç, toptan ve ani değişimlerle değil, deneme-sınama, sonuca göre düzeltme, gözden geçirme ve genişleterek sürdürme gibi ihtiyatlı bir yöntemle sürdürülmüştür. Yeni bir politikanın önce pilot alanda uygulanmasına, uygulama sonuçlarına göre sistemin düzeltilerek aşamalı olarak genişletilmesine özen gösterilmiştir.

Karar alma süreci: Çin’de siyasal iktidarın kullanımı ve karar verme süreci, kalıp yargılardan sıyrılarak yakından incelenmelidir. Komünist Parti tarafından yönetilen Çin sanıldığı gibi ÇKP liderinin tek başına karar alabildiği bir ülke değildir. ÇKP monolitik bir örgütlenmeye dayanmadığı gibi parti üyeleri ve yöneticileri de tekil bir dünya görüşüne sahip değildir. Farklı ideolojiler, tercihler, çıkarlar, parti içinde bir arada ve mücadele içindedir. Temel kamu politikaları, parti içinde ve ulusal parlamentoda müzakere edildikten sonra kararlaştırılmaktadır. Türkiye ve Çin’de yasa yapma süreci/süresi üzerinde yapılacak karşılaştırmalı çalışmalar çok öğretici olacaktır.

- Bilim ve teknolojinin eşliğinde kalkınma: Süreç boyunca Çin yalnızca ucuz ve pazarlık gücü olmayan bol emek gücüne yaslanmayı hedeflememiştir. Deng Xiaoping’in “bilim birincil üretim gücüdür” mottosundan hareketle üretim, eğitim, bilim ve teknoloji politikaları da aşamalı olarak dönüştürülmüştür. Günümüzde Çin’in hedefi, ucuz işgücü ile dünyanın üretim üssü olmak değil, küresel bir teknoloji gücü olmaktır. Bunu en iyi anlayan, küresel bilim ve teknoloji liderliğinin gerilediğini fark eden ve bu nedenle Çin’e dört koldan saldıran ABD’dir. Çin bilim ve teknoloji açısından henüz ABD düzeyinde değildir, ama yapay zekâ, biyo-teknoloji, nano-teknoloji, uzay teknolojisi, kuantum teknolojisi gibi alanlarda ABD ile yarışmaktadır.  2000-2019 yılları arasında küresel biyo-teknoloji patent üretiminde ABD’nin payı %45’ten %27’ye gerilerken Çin’in payı %1’den %28’e yükselmiştir.[2] Yapay zekâ alanında bilimsel makale sayısı ve aldığı atıflarla ABD’nin önüne geçen Çin’in kuantum teknolojisi patenti sayısı, 2018 yılında ABD’nin üç katıdır. Çin, 2020’de yaklaşık 378 milyar dolarlık harcamayla ABD’den sonra Ar-Ge’ye en çok kaynak ayıran ülkedir. 1991’de %0,72 olan Ar-Ge harcamalarının GSMH’ye oranı 2020’de %2,4’tür.

- Toplumsal maliyeti-hesabı kim ödedi-ödüyor?: 1978-2021 yılları arasında, Çin’in GSMH’si 245 milyar dolardan 18 trilyon dolara; kişi başı gelir 156 dolardan 12 bin 551dolara yükselmiştir. Çin deneyimi üzerine bir inceleme bu büyümenin toplumsal maliyetlerine-sonuçlarına da bakmalıdır. Her ne kadar ülkede geçen yıl mutlak yoksulluk oranı sıfırlansa da, büyüyen eşitsizlikler bu sonuçlardan biridir. 1978’de 0,24 civarında olan Gini katsayısı 2018’de 0,38’e ulaşmıştır. Bunlara, yolsuzluklar, kır nüfusunun imalat sanayinin ucuz emeği olarak kentlere akını ve Hukou Sistemi nedeniyle göçmen olarak adlandırılan 500 milyon civarındaki kırsal işgücünün kentlerde ağır çalışma koşullarında hayatını sürdürmesi vb. sorunlar da eklenebilir. Çin’in büyük dönüşümü beraberinde uzun ve yorucu çalışma koşullarından kaynaklanan yeni çalışma kültürlerini de getirmiştir. Aşırı çalışmaktan yorgun düşen çalışanların bulabildikleri her boşlukta, masalarının altında bulundurdukları şiltelerde uyumaları “şilte kültürü” olarak nitelendirilmektedir.[3] “996 çalışma kültürü” ise özellikle teknoloji şirketlerinde haftanın 6 günü sabah 9’dan akşam 9’a kadar 12 saat süren çalışma saatlerini anlatmaktadır.[4]

Sonuç

Bir Çin modeli arayışı varsa, öncelikle bu modelin hangi dönemin Çin’ini amaçladığı belirlenmelidir. 1980’ler-1990’ların Çin’i ile 2021’nin, 2022’nin Çin’i arasında muazzam bir mesafe vardır. Çin’e 1980’lerin-1990’ların üzerinden bakılıyor, dönemin sermaye birikim rejimi çekici geliyor ise, bu takdirde en azından iki önemli değişkeni; o dönemde Çin’in yönelimi ile küresel kapitalizmin ihtiyaçları arasındaki örtüşme dikkate alınmalıdır. Günümüzde ise yeni bir dünya düzeninin, yeni bir küresel düzeninin, dijital kapitalizmin kuruluşu söz konusudur. Modelden amaçlanan, yalnızca emeğin ucuzlatılarak ihracatın artırılması, yabancı yatırımın çekilmesi yoluyla Türkiye’nin ekonomik sorunlarının aşılması ise; farklılıkları, ilerlemeleri, ilişkilendirmeleri barındıran çok boyutlu bileşenlere, akıla ve bu dünyanın gerçeklerine dayanan kalkınma deneyiminin yalnızca bir parçasının taklit edilerek bu deneyimin niyetlenilen sonuçlarına ulaşılamayacağı açıktır.

Kaynak:

[1]World Bank Group, and the Development Research Center of the State Council, P R China, Innovative China: New Drivers of Growth, Washington 2019, DC: World Bank, s. xviii

[2] Graham Allison vd, The Great Tech Rivalry: China vs the US, Harvard Kennedy School Belfer Center, December 2021, Cambridge, MA, s. 26.

[3] Robert Well, “City of Youth: Shenzhen, China”, Montly Review, 6(2), June 2008, s. 37.

[4] Cheng Sı, “Supervision proposed to prevent overworking of employees”

https://www.chinadaily.com.cn/a/202103/11/WS604974d8a31024ad0baae682.html (Erişim: 12.03.2021).

 

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Biz demiştik diyelim mi? 09 Mayıs 2022