Çin’in son numarası “Sıfır Covid” politikası

Dr. Hakan ÇINAR
Dr. Hakan ÇINAR SIRADIŞI hakan.cinar@mentorgumruk.com.tr

Sıfır Covid politikasını sürdürmeye devam edeceğiz diyen Çin, sonunda IMF’yi kızdırdı. Aslında Çin hükümeti, salgının ortaya çıktığı günlerden beri Covid-19 vakalarını görüldüğü yerde bastırmayı ve bulaşma zincirini kesmeyi hedefleyen "sıfır vaka" stratejisini uygulamayı sürdürüyor. Tabi bu durum bir yandan insan sağlığının öncelikli olduğunu belirttiği için Pekin Hükûmetine saygı duymayı gerektirirken, diğer yandan üretimde vites düşürme anlamına geldiğinden özellikle IMF’nin ve batılı ülkelerin pek de hoşuna gitmiyor. Yani bir tarafta insana olan saygı, diğer tarafta doğurduğu ekonomik sonuçlar. Sıfır vaka stratejisi, salgını ve zaman zaman ortaya çıkan yerel yayılmaları önleme ve kontrol altına almakta somut başarı sağlarken tedbirlerin hayatın akışına müdahalesi ve yarattığı maliyet zaman zaman tartışmalara yol açıyor.

Uluslararası Para Fonu IMF, pandemi ile başlayan Çin ekonomisine ilişkin konsültasyonun dördüncüsünü tamamladı. Geçtiğimiz akşam televizyonda bir ekonomi kanalının ana haber bülteninde konuya dair görüşlerim sorulduğunda da belirttiğim üzere, IMF Çin’i ilk kez böylesine sert bir dille eleştirdi. IMF Başkanı Kristalina Georgieva Çin’in “sıfır Covid politikasının” ekonomiye giderek daha fazla “yük” gibi göründüğünü ve sadece Çin’i bir ulus olarak değil, ayrıca bir tedarik kaynağı olarak nitelendirerek dünyanın geri kalanını da “daha fazla riske attığını” belirtirken, Çin'in toparlanmasının oldukça önde ancak dengeden yoksun ve ivmenin yavaş olduğunu belirtti. Çin'in yüksek kaliteli büyümesi için gerekli yapısal reformların temel alanlarda eşit olmayan şekilde ilerlediğine işaret edilen açıklamada, Çin'in kilit sektör reformlarında çok az ilerleme kaydedildiği veya hiç ilerleme kaydedilmediği hususu da yer aldı.

Uzun zamandır, Batı kamuoyunun Çin’in sıfır Covid politikasına karşı tavrından etkilenen IMF, sonunda bu konudaki görüşünü daha net ortaya koymuş oldu. Kimi görüşlere göre, batılı ülkeler Covid-19 mücadelelerinde kötü bir iş çıkardıkları için Çin’i de aşağı çekmek istiyor. Fakat buna rağmen, Çin hükümeti, her zaman ne pahasına olursa olsun insanların hayatlarını koruyacağını, dünya çapındaki duruma bakılırsa, Çin’in bu mücadelede en küçük bedeli ödediğini düşünmekte. Yanı sıra batılılar Çin’in bu yıl birçok büyük ölçekli Covid-19 karantinası uygulayacağına, bunun üretim üzerinde yaygın bir etki yaratacağına ve küresel tedarik zincirine kesinti getireceğine inanmış olsalar da, Pekin hükümeti bunun asılsız bir tahminden öte bir şey olmadığını düşünüyor. Açıklamalarda hayatları korumanın her zaman öncelik olacağı ve gerektiğinde ekonominin az çok feda edilmesinin gerektiği de belirtiliyor ve Çin’in sert davranmadığı, sadece yüz binlerce ölümü kabul etmediğinden söz ediliyor. Çin hükümetine göre uygulamalar sadece salgını kontrol altına almakla kalmayıp, aynı zamanda ekonomik toparlanmaya da yer açarak düzenli bir şekilde üretimde de bir duraksanma yaşanmadığı yönünde. Ve bu yönden IMF’yi haklı bulmuyor. Geçen yıl yüzde 7,9 büyüdüğü tahmin edilen Çin ekonomisinin 2022'de yüzde 4,8 ve 2023'te yüzde 5,2 büyümesi bekleniyor.

"Sıfır tolerans" olarak da adlandırılan stratejinin izlenmesi Çin'in toplam vaka sayısının diğer ülkelere kıyasla çok daha düşük olmasını sağladı. Toplam vaka sayısı ABD'de 50 milyon, Hindistan'da 30 milyon, Brezilya'da 20 milyon, İngiltere ile Rusya'da 10 milyonlara ulaşırken; 1,4 milyarlık nüfuslu Çin'de ise 102 bin eşiğini henüz yeni geçmiş durumda. Ölüm sayısı ise sadece 4.636. Hal böyle olunca, batılı ülkeler Çin’i bu yönüyle de sorguluyor. Nasıl oldu da hastalığın merkezinde vaka ve ölüm sayıları böylesine düşük oldu? İçinden çıkılması zor bir durum, iki ucu pisli değnek.

Çin’in sıfır tolerans uygulaması insani açıdan değerlendirildiğinde hiç şüphesiz desteklenmesi gereken bir düşünce. Ama öte taraftan, üretimin ve dünya tedarik zincirinin aksamadığını söyleyebilmek olası değil. Çin’in üretimde önemli ölçüde kısıtlamaya gitmesi, keza enerji kısıtlamaları, limanlarda çalışma hacimlerinin düşürülmesi gibi dünyadaki arz ve talep dengesini önemli ölçüde etkileyen pek çok sonuç doğurdu. 2022’nin de böyle devam edeceğini düşünmek artık çok da güç değil. Ve tabi bu durumun Türkiye için de bir fırsat doğuracağını kulağımızın arkasında hep tutmalıyız.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Enerjide kriz var 03 Haziran 2022
Ey halkım, arz ederim 20 Mayıs 2022